Bugün umuyorum ki son kez, son bir işlem için hastaneye gidiyorum.
Bugünden sonra, alacağımız sonuçlar, raporlar vs. bizim için bir dönüm noktası olacak.
Hastane maceramın bugünden sonra noktalanmasını diliyorum.
Ve o dönüm noktası her ne ise, güzel bir yöne doğru gitmesini diliyorum. Hem umut hep vardır öyle değil mi? Bazen umutsuzluğa kapılsam bile, sonradan fark ediyorum ki, o minicik umut kırıntısı bir köşeye saklanmış bekliyor. Eninde sonunda işe yarayacağını bilerek bana güven veriyor.
Bizim için güzel şeyler dileyin, olur mu?
Işığa gel.
Oldu da bitti maşallah. Sabah bahsettiğim MR‘ı çektirdim, bitti; pek güzeldi. Bir kere işin sırrı pazar günü hastaneye gitmekteymiş. Aman o ne sakinlik, sessizlik. Sanki hastane kapalı da biz gizlice girmişiz gibi. Tek tük insan, ışığı sönük, boş odalar… hastanelerin o bildik, stresli atmosferi olmayınca, insan en zor ameliyata bile moralle girer demek ki.
MR odasına gidince içeriden kimi sesler duyduk. İşte, benimki bu! Üstüne üstlük beni bir de erken almasınlar mı içeriye. Şansa bak! Girdim odaya. İki basamak çıktım, yattım. Daha kafamı koyar koymaz sevdim orayı. Kafamı koyduğum nesne (MR yastığı mı desem?) öyle rahattı ki, saatlerce sırtı üstü yatabilirmişim gibi hissettirdi bana. Kımıldamamam söylendi, ellerimi göğsümde kenetlemem istendi. Uzmanla konuşurken makinayı incelemeye fırsat bulamayınca, son anda geriye doğru yarım köprü yapıp tepetaklak “tüneldeki ışığı” gördüm. Ben öyle ters dönmüş kaplumbağa gibi debelenince adamcağız ısrarla tembihledi: “Aman hiç kımıldamayın.”
Devamı için bir tık lütfen!