Haftalar önce Yıldıray bir blog adresi yollamıştı bana: “Reasons My Son Is Crying“. Son zamanlarda rastladığım en komik blog (daha doğrusu bir foto-flog bu). Blogun sahibi olan Greg Pembroke adlı bir baba, oğlunun ağladığını anları görüntüleyip altına da ağlama nedenini yazmış. Bunlar o kadar saçma sapan nedenler ki… Bir girip dolanmanızı öneririm.
Yakın zamana kadar sadece kendi çocuğuna yer veren Pembroke, “Sizin çocuğunuz neden ağlıyor?” diye bir post yayınladıktan sonra insanlardan da fotoğraflar almaya başlamış. Hatta bir yarışma bile düzenlemiş bu konuda. Bir Facebook sayfası da bulunan blogdaki ağlama gerekçelerinden birkaç örnek: Devamı için bir tık lütfen!
Bahar gelince coşuyorum ben. Dün sokakta dolanırken baharla ilgili bir şeyler yazayım diye geçiriyordum aklımdan. Demin bir baktım ki geçen yıl da yazmışım bu konuda. Hatta ondan önceki yıl da. Demek ki ben her yıl baharda baharla ilgili yazma eğilimindeyim.

Geçen seneki yazıdan bu yana çok şey değişti. Bkz. o yazıdaki fotoğraf. Öyle sahile gideyim, çayırda uzanayım, bir de bira açayım… Yok öyle şeyler artık. Guçi varken nereye gidip de bira içeceksin! Ayrıca yine o yazıdaki Mucurteker’e binmeler falan… O gün bisiklet tepesinde yağmuru yiyince bir güzel soğuk almıştım. Bisiklet zinciri de yağmur çamurdan haşat olunca ha bugün, ha yarın bakıma veririm derken, hamile kaldım. Bisiklete binmek yalan oldu. Tam bir yıldır bisiklete binmiyorum, binemiyorum. Şaka gibi. Zinciri takır takır olan yavrumun lastikleri de indi. Öyle küskün küskün bana bakıyor her gün. Az daha sabır Mucurtekerim. Bu Guçi oğlan düzgün uyumaya başlasın, ben sabahlarımı sana ayıracağım. Devamı için bir tık lütfen!
Külliyen palavraymış ayol. Gebeşken harıl harıl okuyup “hazırlanıyordum”. Yok kardeş, hepsi palavraymış. Neymiş efendim, Tracy Hogg bebeklere fısıldayan kadınmış. Gelsin de bizim evde fısıldasın. Valla bırak fısıltıyı, can hıraş feryat etse yine de olmaz.
Rutin mi? Hadi canım! Ben söyleyeyim bizim evdeki rutini: Devamı için bir tık lütfen!
Hani bazen yatağa yattığınızda içiniz ürperir ya… O ana kadar üşüdüğünüzü fark etmeden dolanmışsınızdır evin içinde. Ya da üşümüşsünüzdür de üstünüze bir şey almaya üşenmişsinizdir.
Yatağın içinde dizlerinizi karnınıza çeker, sırtınızı eğip büker, büzülüverirsiniz. Titreme bütün vücudunuzu tepeden tırnağa bir silkeler.
Sonra bir bakarsınız ki aslında yumuşacık, pufidik bir yorganın altındasınız. Yorganı kafanıza kadar iyice çeker, sırtınızdaki kısmını iyice sıkıştırır, ayaklarınızın altına dolarsınız: İşte ısındığınızı hissetmeye başladığınız an.
İşte o an yorganın verdiği mutluluk hissini hiç bir şeye değişmem.
*Fotoğraf: Perclue / Guardian Witness

Geçtiğimiz haftalarda bizim sokağın kaldırımlarını yeniden yaptılar. Epey uzun ve zahmetli ve TOZLU bir işti bu. Sokağın aşağısından başladılar, bizim binanın önünden geçtiler, yukarıya doğru gittiler. İlerledikleri yol boyunca da doğal olarak geride bolca toz, toprak, kum kaldı. Sonra çekip gittiler. Bolca toz, toprak, kum kalmaya devam etti. Kaldırımlar yapılırken o kumları da bir yandan süpürüp faraşlarla temizleyebilirlerdi; temizlemediler. Fazladan iş.
Yol kuruyken rüzgar estikçe Sahra Çölü’nün kum fırtınalarını aratmayacak bir ortam oluşuyordu. Arada yağmur yağdı yağmasına ama kum ağır çektiği için yolun kenarında birikip kaldı. Devamı için bir tık lütfen!