Cincüce’nin Girişimcilik Günlüğü 5

Tüm sanatçılar girişimcidir. Tüm girişimciler sanatçıdır.  Linchpin. Kaynak için tık tık.

Tüm sanatçılar girişimcidir. Tüm girişimciler sanatçıdır.
Linchpin.
Kaynak için tık tık.

Bu yazının başlığı “Beynim tostun içinde fazla kaldığı için eriyip yanlardan akan peynir gibi” de olabilirdi.

Ah ki ne ah… Halbuki geçen hafta ne de güzel başlamıştı. Güzel güzel konuşuyorduk. hayallerden, hayalleri gerçekleştirmekten, girişimci olmaktan falan. İlk üç günkü eğitimde, her dersten çıkışta “Aman ne iyi etmişim de gelmişim,” diyordum. Dördüncü gün ise Kosgeb eğitimi denen şeyin gerçek yüzüyle karşılaştık anacım: Finansman! Üstelik bir tokat gibi çarptı. Çok fena çarptı, öyle böyle değil.

Çok zorlanıyorum, çok… Yapacağım işi biliyorum, nasıl yapacağımı biliyorum. ama bunu sayısal verilerle ifade edemiyorum. Cuma günü, 5. gün konular yine daha anlayabileceğim türdendi. İşin reklam, tanıtım, pazarlama gibi kalemlerinde söz ettik. Eğitmenimiz hafta sonu için ödev verdi. Continue reading

Cincüce’nin Girişimcilik Günlüğü 4

KOSGEB girişimci eğitimine başlıyorum. Bu sefer girişiyorum. Kesin bilgi. #cincuceningirisimcilikgunlugu

Cincüce Bobin Hizmetleri (@cincuce) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()


Bu eğitime başlamadan önce kafamda tam olarak nasıl bir şeyle karşılaşacağımı göremiyordum. İş planlama, hesap, kitap, muhasabe işleri benim en anlamadığım konular. Evet, bilmediğim pek çok konuda bilgilenecek ve eksiklerimi biraz olsun tamamlayacaktım ama nedense biraz gözüm korkuyordu.

Oysa daha ilk günden o kadar keyifli bir işin içine girmiş gibi hissediyorum ki, sabahları güle oynaya gidiyorum eğitime. Eğitmenimiz anlattığı konulara son derece hakim. O nedenle öyle iyi anlatıyor, yaşanmış olaylar üzerinden örneklendirmeler yapıyor ki konuları kavramak kolay. En azından şimdilik. Finansal konulara gelince bakalım  kafam çalışacak mı? Continue reading

Cincüce’ye Destek – 1. Aşama

Atölye maceramda önümdeki en büyük engelin maliyet olduğunu düşünüyordum. KOSGEB’in kadın girişimcilere hibe verdiğini öğrendim. O kısım şimdilik tamam. Ertelenen eğitim 19 Eylül’de başlıyor.

KOSGEB’e başvurunca hemen para alacağım ve iş kuracağım sanıyordum.
Değilmiş; sen önce işletmeni kuruyormuşsun, onlar da bunu görüp destek veriyormuş.

Bu noktada tıkanıp kaldım işte. Riske atacak kadar birikimimin yok. “Kredi mi alsam, nasıl olacak?” diye düşünürken (ki bugüne kadar hiç borç almadım, hiç kredi de almadım, çok korkutur beni) bir arkadaşım sayesinde fon sitelerinden haberdar oldum. Hangisi daha iyi diye bakınırken bu sefer başka arkadaşlarım Indiegogo’yu önerdi.
Bir süredir Indiegogo’da bir destek kampanyası başlatmak için hazırlanıyorum. Sunuş yazımı yazdım. İngilizce çevirisi yapıldı. Armağan listem aşağı yukarı belli oldu. Şimdi Indiegogo bana diyor ki “Videolu kampanyalar her zaman daha etkili, daha çok destek görürsün.” Doğru. Haklılar. Çünkü dünyanın geri kalanını bilmem ama bizim milletimiz okumuyor anacım. Kimse oturup da benim özene bezene yazdığım yazımı okumayacak. O atölye için ne hayaller kurduğumu öğrenmeyecek. Şansım varsa videoyu tıklayacak ve bir iki dakika izleyip kararını verecek.

Öyleyse bir sonraki adım ne? Video çek! Continue reading

Saffet Kedi

Şimdi oturduğumuz eve yeni taşınmıştık. Bahçenin dışındaki tarlada, bizim bahçeye bitişik dev gibi bir çitlembik ile onun koynunda küçük bir zeytin ağacı, diplerinde de koca bir böğürtlen çalısı var. Saffet’i ilk o zaman görmüştüm. Daha doğrusu görememiştim. O kadar ürkekti ve öyle hızlı hareket ediyordu ki, ben daha yanına yanaşamadan kaybolup gitmişti.

Safiye'nin yavrulari Saffet ve Safinaz bizim bahçeyi iyice oyun alanı bellediler.

Cincüce Bobin Hizmetleri (@cincuce) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()


İki yavruydular. Çok çelimsizdiler. Anneleri de en az onlar kadar korkaktı. Ama gel zaman git zaman, ne olduysa artık, anne kedi yavruları bizim ön bahçeye taşıdı. Bahçede oynaşıyorlar, biz dışarı çıktığımız anda keklik gibi sekerek kaçıyorlardı. Anne çabuk alıştı. yemek verdiğimiz için olsa gerek, yanımıza yanaşmaya başladı. Pek de saftirik bir kediye benziyordu; yaşı da gençti. Adını safiye koydum. Ondan esinlenerek yavrulardan dişi olanına Safinaz, erkek olanına da Saffet dedim.
Safiye çok geçmeden yavrularını bize bırakıp gitti. Nasıl olsa bunların sırtı burada yere gelmez diye düşündü herhalde. Safinaz çok çıtıpıtıydı. Cüce gibiydi. “Çok yaşamaz bu,” dedik. Saffet ise aşırı yabaniydi. “Burada fazla kalmaz bu,” dedik. Continue reading

Ne kadar dilersen o kadar gerçek olur (mu acaba?)

Geçen sene bir dükkan görüp hayallere dalmıştım ya hani. Sonradan orası tutuldu tabii. Ben de atölye fikrini bir süreliğine kafamdan atmıştım. Son haftalara kadar. Artık o atölye kurulacak. Çok net. Nasıl bir yer olacağını da hayaller defterime ve buraya yazıyorum.

Benim bu atölye maceramda en bilinmez kısım kiralanacak yer. Seramik işi yapmaya uygun bir mekan olmalı, mümkünse açık alanı olmalı, dükkan gibi de kullanılabilmeli, vitrini olmalı ve insanların gelip geçtiği, göz önünde bir yerde olmalı. En önemlisi kirası uygun olmalı. İşte bu kira kısmı beni endişelendiriyor. Çünkü Urla coşmuş durumda. Kör olası rant davasına, milletin gözünde dolar işaretleri dönüyor. Emlakçılar ellerini ovuştura ovuştura geziniyorlar. mal sahipleri “Burayı da Alaçatı yapalım, gelsin paralar!” şeklinde geziniyorlar. Bu şartlarda ucuza dükkan bulmak zor. Continue reading

Cincüce’nin girişimcilik günlüğü 3

Sevgili Günlük,
Son birkaç gündür neredeyse bulutlarda geziyordum. Kuş gibi hafiflemiştim. İçimde bir neşe, bir coşku…
Bu sabah fos diye söndü balonum, indim yere.
Geçen perşembe günü KOSGEB eğitimi için mülakata gittim. “Saat 11’den önce gelmeyin,” demişlerdi. Ben yine de on buçuk gibi gittim ki amanın! Oturacak yer kalmamış, sırada bekleyen bir sürü kişi. Benden önce 8-10 kişi vardı. Ne zaman gelmiş bu insanlar? neyse, oturdum, başladım beklemeye. İnsanlar teker teker içeri alınıyor, açık kapıdan da konuşmalar az da olsa duyuluyor. Ben kulakları yelken gibi kabarttım tabii. Continue reading

Babanın Şarap Çanağı

Geçen hafta Urla’da bağ bozumu vardı. Geçen sene de düzenlenmişti. Biz Mici o sıralar çok minnoş olduğu için ucundan şöyle bir bakıp dönmüştük; ama Urla Meydanı’nda kurulan pazarda üzümden dışında her şey (imitasyon deri çanta dahil) görünce bu sene gidesim gelmedi açıkçası. Ama bağ bozumu kapsamında bir etkinlik olduğunu duyunca benim kulaklar dikildi tabii. Kuşçular Köyü’ndeki Atölye Kırmızı “Babanın Şarap Çanağı” başlıklı bir torna eğitimi düzenleyeceğini duyurmuştu. Köy yolu üstündeki Kırmızı Kafe gelip geçerken dış duvarındaki rengarenk seramik saksılar ve “Bisikletlilere İndirim” tabelası yüzünden dikkatimizi çekerdi de bir türlü gitme fırsatımız olmamıştı. Fırsat bu fırsat deyip cumartesi sabahına rezervasyonumu yaptırdım.

Böylece hayatımda ilk kez torna başına oturdum. Tam da bu aralar kafayı seramikle bozmuşken, torna da alır mıyım, almaz mıyım, yapabilir miyim diye düşünüp dururken…
Bir saatlik ders yetmedi tabii. Torna çekmenin zor olduğunu biliyordum; ama bu kadar zorlanacağımı tahmin etmemişim. Çamur bunca yıl onu ihmal ettiğim için bana küsmüş. Ben de pek heyecanlıydım. Bir türlü zaptedemedim. amanın, ellerim nasıl kasıldı, ah o parmaklar kazık gibi oldu resmen. Torna Ustası Tamer Bey “Sizde panik atak mı var?” diye sordu; halimi düşünün! Bir de utandım ki sorma. Continue reading

Cincüce’nin girişimcilik günlüğü 2

Mucizevi bir şekilde üç gecedir uyuyoruz sayın seyirciler! Bizim Mici her nasıl olduysa akşam 23.00-24.00 arasındaki ve bazen gece 2’deki, 3’teki nöbetinden vazgeçti. hele dün gece hiç uyanmadı diyebilirim. Gece 12’ye doğru uyuyup sabah beşte uyanmak her Cincüce’nin yaşadığı bir mutluluk değil! (Bu arada öbür uykusuz Guçimiz bir kütük oldu ki, bir fosur fosur uyuyor ki sormayın.) Aman maşallah, dostlar başına, tü tü tü, tak tak tak (tahtaya vur, bi de poponu kaşı!)

Yavruların uyku uyuması da benim pazartesi sabahı insan gibi kalkabilmeme, kahvaltı edip  -geç kalmadan- yollara düşmeme olanak tanıdı. (Düşünün ki ben çıkarken -8:30- Mici yeni uyanmış, Guçi ise hâlâ uyuyordu!!!)

Urla’ya her yürüdüğümde yaptığım gibi geçerken Şöperidik’e uğradım. Kendisi aşağı sokakta bulduğu gölgelerde uyumaya bayılan kangal kırması bir köpecik. “Gidiyorum, geliyor musun*” deyince pıtır pıtır peşimden gelip Urla’ya kadar eşlik ediyor bana ibiş. Bugün sokağın köşesine kadar yürüyüp vazgeçti. Yola yalnız devam ettim. Hedef: Urla Esnaf ve Sanatkârlar Odası. Cuma günü yarım kalan işi tamamlayacağım.

Esnaflığın tanımını yeniden yazmaya geldim hehehe

Cincüce Bobin Hizmetleri (@cincuce) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()


Gittiğimde bana bir test verdiler. Meğer esnaf olmak için bile test çözülüyormuş. Continue reading

Cincüce’nin girişimcilik günlüğü 1

Bu seramik atölyesini açma faslını çok civcivli geçecek dostum. Evet, bugün bunu öğrendim. Multimilyoner olmadığın sürece sürecin kolay geçmeyeceğini biliyordum elbette; ama yoluma çıkacak keyfi engelleri de düşünmemiştim esasen.

İşin doğrusu, son yıllarda beni fazlaca estkisti altına alan karamsar duyguları kışkışlamıştım bu sefer. Vallahi de billahi de Polyanna’dan halliceyim bu seramik işi mevzusunda. Ama bugün git, yarın gel alışkanlıklarını unutmuştum. Continue reading

Her gün, biraz biraz

Bana kim demişti, kimi demişti hiç hatırlamıyorum ama bir adam varmış. Bu kişinin bir prensibi varmış. Her gün bir makale, bir şiir ve bir öykü okurmuş. Bu maddeleri bile tam doğru hatırlamıyor olabilirim.

Mesele burada benim unutkanlığım değil. 🙂 Adamın gerçekleştirdiği eylem. Her gün kendisine kattığı şeyler. Bunu her gün düzenli olarak yapması.

Her gün internet sayesinde onlarca bilgi ve kaynağa denk geliyoruz. Açıkçası ben özellikle son zamanlarda (çocuklar iyice kıpraşık moda geçtiğinden beri) her şeyi üstün körü yapmaya başladım. Bir yazıya denk gelince gözümle hızlıca tarıyorum. beynim bir şeyler algılıyor algılamasına ama zaten o beynin geri planında sürekli “Hızlı ol, zamanın az, çocuklar gelmeden hallet işleri…” diyen sinir bozucu bir ses var. O an ne algıladıysam işte… Gerisi püff! diye uçup gidiyor. (Tıpkı yukarıdaki kim olduğunu hatırlayamadığım o adam gibi). Continue reading