Otuz yılda bir…

Pazartesi günü şu güzel hayattaki otuz yılımı doldurdum. Tebrikler, kutlamalar bitti. Salı günü ikinci otuzluk devreye girdim.

Normal, sıradan bir güne başladım. Bisikletime atladığım gibi yola çıktım.

Hedef: Koşuyolu’ndaki seramik atölyesi.

Amaç: Bir gün önce sipariş ettiğim astar boyaları almak.

Yıldıray huysuz bir gününde olduğu için, benimle gelme önerimi reddetti. Ben de ısrar etmedim. Oturup çalışması gerekiyordu çünkü. Yola çıktım. Hava bulutlu ama güzeldi. Sahil yolu mis gibi deniz ve temiz hava kokuyordu. Manyak motorlu taşıt sürücüleri bugünlük Kalamış sahil yolunu rahat bırakmışlardı. Kadıköy’e çıktım. Acıbadem’e yöneldim. Rahat, sorun yok. Acıbadem ışıklardan Tepe Nautilus’a inen yokuşa saptım. Tepe’ye kadar da bir sorun yok. İleride, taa 100-200 metre ileride kırmızı montlu bir kadın… Yaklaşıyorum, yaklaşıyorum… Sonra tam kadının önünden geçerken kadın sağına soluna bakmadan bir anda yola atlamasın mı? “Hoop! Duuur!” demeye kalmadan ben sola, kadın sağa devrildi.

Günün birinde İstanbul’a bisikletli trafik lambası koyarlar mı acaba?

Kaza anı: Gerçekten anlık bir şey. Sanırım düşüşüm 1 saniye falan sürdü. Televizyonda kamera sağa sola derilince, görüntü alt üst olur ya, benim de görüşüm bir anda girdap gibi dönüverdi. Kaskımın sesini duydum o kadar. Hayatım bir film şerdi gibi gözümün önünden geçmedi. O kadar kısa süreye sığması mümkün değildi zaten. Benim ilk düşündüğüm: “Bisikletime bir şey oldu mu?” oldu. Kadınla karşılıklı birbirimize bağırdık. Ben “Yola baksanıza!!! Sağınıza solunuza baksanıza!” gibi şeyler homurdanırken, kadın da yerden “Kaldır beni, kaldır beni!” diye höykürüyordu. Ben orada berelendiğimle kaldım. Aaa, o da ne? Bir baktım, kadın çoktan karşıya geçmiş, minibüs beklemeye başlamış bile…

Benim yerime oradan bir arabanın da geçebileceğini düşündü mü acaba? Her neyse, çok korktuğuna eminim. Umarım ciddi bir şeyi yoktur. Olan bana oldu.

Hasar raporu: Yere şiddetle çarpıp sıyrılan ve şişen bir sol diz, burkulan ve üzerine basılamayan bir sol ayak ve bu sabah itibariyle başlayan bir sol kalça ağrısı ile sağ omuz tutulması.

Sonuç: Bu, otuz yıllık ömrümde ilk bisikletten düşme vakam. Üzerimdeki nazarı attım. Artık bir otuz yıl rahatım!

5 thoughts on “Otuz yılda bir…

  1. Of, çok fena. Geçmiş olsun.

    Maalesef birçok insan bisiklet ve motosikleti araçtan saymıyor. İşin kötüsü (sözüm meclisten dışarı) çoğu bisiklet ve motosiklet kullanıcısı da kendini araçtan saymıyor, aralardan derelerden, kaldırımlardan geçerek normal trafiği alt etmeye çalışıyorlar. Anladığım kadarıyla sen bisiklet işini olması gerektiği gibi ciddiye alıyorsun ki kask da takıyorsun. Keşke herkes senin gibi ciddiyetle yaklaşsa bu kavrama…

    (Geçmiş doğum günün de kutlu olsun bu arada!)

    • Evet, bisikleti çok ciddiye alıyorum. Ben ve eşim bunu bir yaşam biçimi haline getirdik ve bisikleti ulaşım aracı olarak kullanıyoruz. Bisiklet şehir içinde ne kadar “görünür” hale gelirse, dünya ve gelecek için o kadar iyi olur bence. Ama biz bisikletliler tamamen arada kalmış bir topluluğuz ne yazık ki. Ne motorlu taşıtlar bizi dikkate alıyor, ne de yayalar. Sonra da istenmeyen şeyler oluyor.
      Neyse… Bu arada, belki ilgini çeker. İşte bu da bizim aile blogumuz: http://karayolubaliklari.blogspot.com

    • Teşekkür ederim Vuslat, mutlu olmak için gerçekten çok neden var.
      Bana gelince, hâlâ Timurlenk gibi yürüyorum (ya da yürüyemiyorum). 🙂

  2. Pingback: Değişim

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *