Geçen hafta neler oldu?

Kendi halinde, sakin, munis bir hafta geçirdim. Ömrümün bu bir haftası iş, ev, iş, ev, seramik atölyesi, ev ve iş arasında zikzak dikiş şeklinde ilerledi.

Sarman kedi Kaymak geri döndü. Kaymak benim ona verdiğim isim. Onun kendisine verdiği ismin ne olduğunu bilmiyorum. Bir gün, bir anda çıkagelen Kaymak, iki hafta önce ortadan kaybolmuştu. Hem biz, hem karşı binadaki “Japon’un Kocası” ısrarla seslendik; ama Kaymak gelmedi. Sonunda geçen hafta döndü. Tıpkı dört gün boyunca ortadan kaybolan Agatha Christie gibi, Kaymak’ın da nereye gittiği, ne yaptığı, başına ne geldiği henüz sır.

Canım yeğenim Deniz 18 yaşına bastı. İnanılır gibi değil. Bücürük bir şeydi. Dev gibi adam oldu.

Bir başlayıp bir biten “Paytak” projesi sonunda bitti. Ama elimde bir türlü konu bulamadığım için bir haftadır yazamadığım bir senaryo daha var. Bu gece bitecek bu iş! Bu projeyi önemsiyorum; çünkü Türkiye’de ilk defa işitme engelli çocuklar için bir program yapıldı. (İzlemek isterseniz, “Paytak’tan Öyküler” TRT Çocuk’ta hafta içi her gün 11:50 – 14:35 – 21:25’te…)

Her zamanki gibi, vapurdaki yerime yerleşmiş, vapura yetişmeye çalışanları kıs kıs gülerek izlerken, bir kadının babet ayakkabısının ayağından fırladığını gördüm. Tam olarak ayaktan çıkmayan pabucu sekerek zapteden ve bir yandan da koşmaya devam ederken pabucu giymeyi başaran kadını takdir ettim.

Yüzyılın en soğuk kışına adım attık. Gökyüzünden kova kova dökülen yağmurun bir kısmı benim de üzerime döküldü ki, bundan çok da hoşlanmadığımı söylemeliyim. Annem anneanneme gitti ve anneannemin radikal “Datça’ya gitmek istiyorum” isteği doğrultusunda, biz kova kova yağmurda yüzerken, onlar Datça yollarına düştüler. Yağmur en deli çağını yaşarken annemi arayıp “bak vazgeçin isterseniz,” dedim. Annem “Yok, olmaz, gideceğiz. Cicoş gitmek istiyor,” dedi. “Macera yaşarız,” diyormuş Cicoş. Annem şu an Datça sularında salınıyor olsa gerek.

Yüzyılın soğuğu yerini yeniden küresel ısınmaya terk etti. Dün (10.10.10) dünya çapında düzenlenen 350 eylemi vardı. Ben işle ilgili beklenen bir yanıtın kurbanı oldum ve evde boşuna bir bilgisayar nöbeti tuttum. Böylece aylardır beklediğim eylemi kaçırdım. Ailemizin temsilcisi olarak Galatasaray’a bizim Bisiklet Ninjası gitti… Sonra nöbetim bitti ve iki tekerlekli küheylanım Mucurteker‘e atladığım gibi Yıldıray’ı eylemden almak üzere yola çıktım. Ohh… Ne zamandır birlikte bisiklete binmemiştik, iyi geldi. (Ayrıca bkz. Küresel Eylem Grubu.)

Migros’ta alışveriş yapan bir grup gençle yolumuz kesişti. Ellerindeki ürünleri sayıp ekspres kasaya girip giremeyeceklerini tartışan gençlerin ellerindeki ürünler şöyleydi: Çiğköfte, ayran, lavaş, küçük rakı. Evet, güzeldi, iştah açtı.

Seramik çalışmalarım tam gaz sürüyor. Annemin odasını işgal ettim. Çömlek yapıyorum. Ama bildiğiniz çömleklerden değil bunlar.

Ve bu sabah… Dolmuş kuyruğunda 6-7 kişi vardı. Tam ben de yaklaşım sıraya dahil olmuştum ki, boş bir dolmuş geldi. 6-7 kişile birlikte ben de araca biniverdim. Haftaya güzel bir başlangıç!

2 thoughts on “Geçen hafta neler oldu?

  1. O çocuklarda 1,5 litrelik buz gibi su da vardı. Gençlerin rakıyı sek içtikleri zannedilmesin. Ayrıca plastik bardak da almışlardı. Bu nedenle yalnızca 5 parça kabul eden “esspresss” kasa sırasına giremeyeceklerini sanıyor olmaları dikkatimizden kaçmadı. Artık ne kullanıyorlarsa (ve bu şartlarda rakıya ne gerek varsa), ellerindeki ürünleri iki bölüme ayırıp geçmeyi beceremediler.

  2. Vay be! Gözlem yeteneğine her zamana hayran olmuşumdur zaten. Ben de diğer iki birim neydi diye düşünüp duruyordum 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *