Cuma günlerinin dayanılmaz hafifliği

Foto: Denise Cross

Cumaları ezelden beri severim. Sanırım cumaların özel oluşunu ilkokul yıllarında keşfettim. Doğal olarak! Okul biter, dersler biter. Önünde koca bir cuma akşamı ve koskoca bir haftasonu uzanır. Eh, şimdi de pek farkı yok. İş biter, iş yerinden ayrılınır, önünüzde yine koca bir haftasonu… Eskiyle şimdi arasındaki tek farksa, şu an zaman denilen eğilip bükülebilen şeyin nedense eskiden daha uzunken, şimdi daha güdük oluşu. Bu biraz sinir bozuyor tabii. Haftasonu bir bakıyorsun ki bitmiş, sıra kara pazartesiye gelmiş yine. Kısırdöngü.

Evden çalışıyorken her şey ne farklıydı. Herkese evden çalışmalarını tavsiye ediyorum. Fırsatınız varsa mutlaka deneyin. Zamanın değerini o zaman kesinlikle  daha çok anlıyor, kıymetini daha çok biliyorsunuz. O zamanlar bana herkes “Oh ne güzel evden çalışıyorsun, kebap iş,” derlerdi. Halbuki kazın ayağı hiç de öyle değildi. Evde çalışırken şimdi olduğundan daha verimli iş yapıyordum; daha çok ve daha işe yarar şeyler yapıyordum. YAni daha ÇOK çalışıyordum. Şimdi her sabah sürünerek kalkıp sürünerek işe giderken, o zamanlar pazartesi sabahı bile saat 6’da kalkıp iş başı yaptığımı hatırlıyorum. Yani öyle evde yatarak, öğlen işe girişmiyordum. Sabahtan, erkencikten… Ya da o gün işim mi var? Bir gece öncede çalışabiliyor ya da hafta içinin işlerini hafta sonundan tamamlayabiliyordum. Hey gidi hey… Ne güzel günlermiş.

Böylece sizin için doğru zamanı daha rahat buluyorsunuz. Bedensel ve zihinsel enerjinizi daha verimli dengeleyebiliyorsunuz. Zaman planlaması düzgün olunca, başkasına bağımlı olmadan çalışınca her işe zaman kalıyor. O zamanlar BOŞ vaktim bile oluyordu. Şimdi keşke günler 26 saate çıksa diye hayıflanıyorum. İşin kötüsü, zamanım bana ait olmadığı ve başkalarına göre belirlendiği için, asıl yapmak istediğim işler için daracık zamanlara sıkışmak zorundayım. Anlayacağınız, son zamanlarda sürekli koşuyorum ve bu beni ÇOOOK yoruyor artık.

Kararım şu: Bu hafta loto oynayıp zengin olmak. Sonra da istifa edip kendimi seramiğe, yazı yazmaya, öykü yazmaya, kitap yazmaya falan vermek. Ömrümü kuruttunuz be! (İFRİT!!)

Tabii loto çıkma olasılığı birkaç milyonda bir olduğu için, ben yine paşa paşa dar zamanlara sıkışmaya (ne yazık ki) devam edeceğim. Onun yerine yapacağım seramik, oyuncak ve minik kitaplarla kazanacağım parayla hayatta kalmayı başarabileceğim günlerin hayalini kurarak seramik, oyuncak ve minik kitap yapacağım.

Güzel haber: İlk parti seramiklerim pişti. Hani şu daha önce “Bilin bakalım bu nedir?” diye sorduğum “ünite”nin de aralarında olduğu seramikler… Şimdi bunların bir kısmı sırlanıp yeniden fırına girecek. Seramik sürecinin nasıl olduğunu merak eden tanıdıklarım var. O yüzden bu süreci ve yaptığım seramikle ilgili detayları kısa süre sonra yazacağım. Merakla bekleyiniz.

Sonuç: Bugün cuma. Yaşasın! Hafifleme…dinginlik…huzur…

3 thoughts on “Cuma günlerinin dayanılmaz hafifliği

  1. İçim açıldı yahu! İyi geldi yazın! Valla Cuma gibisi yok. Ama en güzeli evden çalışmak. Bir sürü iş ve pozisyon aslında haftanın en azından birkaç günü evden çalışmaya müsait. Üstelik artık sürekli İnternet de var. Şabalak şirketler personellerinin, ofise gelmeyi özellikle gerektirren günler dışında evden çalışmalarına olanak sağlayacak sistemleri kurup geliştirmemekle ne kadar çok para ve kaynağı sokağa attıklarının farkında değiller. Ah şu körolasıca konvansiyonel düşünce yapıları. Konvansiyonel dedin mi İFRİT oluyorum!

    • Ben bütün gün bilgisayar başındayım mesela. Aynı bilgisayarla evde de karşılıklı oturabilirim. Üstelik kimse tarafından bölünmeden… Ama gel de anlat… Ah Çidolenkciğim beni bir tek senin anlayacağını biliyordum 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *