Talihsizlikler teker teker gelin

Sevgili Günlük,
Söyle şu talihsizliklere, teker teker, alıştıra alıştıra gelsinler.

Önce kendi web sitelerimize giremedik. Ta Amerikalar’daki hostingçi abilerle yazıştık, yazıştık, sorunu çözemedik. Bizim dışımızda herkesin bizim sitelere girdiğini duyup daha da kıllandık. Resmen anahtarı içerde unutup kapıda kalmak gibi. Bayağı üzüldük, sinirimiz bozuldu. Sonra 3G ile bağlanabildiğimizi fark edince sorunun Uydunet’ten kaynaklandığından kuşkulandk. Haklıymışız. Daha arayp da kendi sitelerimize erişemiyoruz deyince “Aa, tamam, ayar değişikliği, gak guk” deyip anında çözdüler.

Bu 22 Ağustos mevzusu yok mu? Hani şu hepimizi teker teker fişlemeye, istemdışı filtrelemeye başlayacakları güzide uygulama. İşte o çalışmalar başlamış bulunuyor sayın seyirciler. Bize güzel bir ayar yaptılar demek ki. Bir Dolap Kitap‘ta uygunsuz içerik olup olmadığına, çocuklarımızın aklını çelici muzır neşriyat falan yapıp yapmadığımıza, toplumun genel örf, adet, anane, ahlak vs. korunması gereken nesi varsa onu bozacak iş yapmadığımıza ikna olup IP ayarlarımıza çekidüzen verdiler. Ayağımızı denk almalı mı?

Sonra ikinci ve büyük darbeyi aldık: Aynı gün hem benim, hem Yıldıray’ın bilgisayarı bozudu! Bayram tatilinin ilk günü hem de. Olacak iş mi bu? Bize, iki bilgisayar bağımlısı meczubun başına bundan daha kötü ne gelebilirdi? Yıldıray’ınki bir biçimde düzeldi; ama kımıldatmamak gerekiyor. Ama benim zavallı Fridrich’im (kendisi bilgisayarım olur), dizimin dibinden ayırmadığım dizüstücüğüm, her türlü kaprisimi çeken canım makinem gitti. Gözümün önünde aniden sarardı, soldu. Önce ekranda tuhaf sayılar, yazılar falan belirdi. “Amanın yoksa Matrix gerçek mi?” diye kuşkulandım. Ensemdeki salar diken diken olunca, ensemi yoklayıp priz miriz bile aradım. O arada Fridrich bilgisayar cennetine doğru uçtu gitti. Şimdi cenaze hizmetleri için servise yollayacağız. Bakalım Fridrich’i “zombi-bilgisayar” olarak çalıştıracaklar mı? İçindeki belgelerimi, arşivimi, neyim var neyim yoksa her şeyi kurtarsalar daha da başka bir şey istemem.

Ardından sol gözüm lensime tekmeyi bastı. Ben takıyorum, göz ittiriyor; ben takıyorum, göz ittiriyor. Bayramda seyranda ortalıkta doktor da yoktu. Sonunda lenslerimi aldığım optiğe gittim. “Kornea düzleşmesi olabilir. Göz çok yorulunca olabiliyor böyle şeyler,” dediler. Bir “Amanın!” daha haykırdım içimden sessiz sessiz. İki gün tek lensle Bay Şeşibeş gibi dolaştım. Şimdilik geçti. Ama körolasıca gözlüğe doğru bir gisişat var ki, hiç hazzetmiyorum.

Son bomba… Anneannemin rahatsızlığı, bir türlü çıkılamayan tatil, harala gürele çalışma derken yaz geçti, bitti. Dinlenemedim. Dinlenenlere özendim. Tatile gidip gidip dönenleri kıskandım. İstanbul’dan her zamankinden daha çok nefret ettim bu yaz. Sonra ufukta hiç hesapta olmayan bir kaçamak şansı doğdu. Seramik atölyesinden dört kişi Kaz Dağı’na doğru beş günlük bir kaçamak yapalım dedik. Artık adına ne denirse… Kadınlar hamamı mı olur, seramikçi pijama partisi mi… Hazırlandık, planlar yaptık. Yanımızda hangi oyunları götüreceğimizden tutun, benim onlara ören yerlerinde neler anlatacağıma, yol için hangi CD’leri almamız gerektiğinden ve palet almalı mı almamalı mı sorusuna kadar… Sonra dün gece bir telefon geldi. Evinde kalacağımız arkadaşımızın kayınpederi rahatsızlanmış; hastaneye kaldırmışlar.

Bu yılın son tatil şansı da göçmen kuşların peşinden çook uzaklara doğru uçtu gitti.

Şimdi artık okulum açılsın da hayat normale dönsün diye bekliyorum.

3 thoughts on “Talihsizlikler teker teker gelin

  1. ben size bi kurşun dökeyim, iki tütsü yakayım sonra da kış kış cinler kış kışşş, yallah cinler yallah diye çıplak bi adamı salonun ortasındaki piknik tüpünün üstündeki ateşten atlatayım hiiç bi şeycikler kalmaz. vallahi de billahi de kalmaz 🙂

    • Tamam, el sıkışıp anlaştık var say. Ama piknik tüpçü çıplak adam meselesi hâlâ biraz kafamı kurcalıyor. 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *