İstanbul’un hayvanları

Bu kediş, Suadiye'de kayalıklarda yaşayan bir familyanınn en haylaz üyesiydi. Muhtemelen şimdiye kadar üzerinden 4-5 kuşak geçmiştir.

Başlık ilk anda kulağa biraz kinayeli gelse de, kasttettiğim şey gerçekten de halis muhlis hayvanlar… İstanbul’un hayvanları dendiğinde aklınıza ilk ne geliyor? Ben hemen kedileri düşünüyorum. Bir kedisever olduğum için kedileri özel olarak kayırdığımı yadsıyamayacağım. Ama etrafınıza baksanıza, her sokakta, her köşebaşında, her ağaç gölgesinde, her çöp kovasında bir kediyle göz göze gelmez misiniz?

İstanbul’un köpekleri ayrı bir alem. Kimi kendine bir dükkan önünü ev beller, sabahtan akşama kadar orada pinekler durur. Hem İstanbul köpeklerinin geçmişi de bir hayli köklüdür. Osmanlı devrinde İstanbul’a gelen seyyahlar köpek sürülerinden söz etmeden geçmemişlerdir. O zamanlar sürüler halinde İstanbul’da kol gezen köpekler bugün de, özellikle geceleri, çeteler halinde fink atarlar. Hatta yıllar önce oturduğumuz bir evin arka bahçesine her gece 3.00 sularında gelen bir çete vardı. Bir ara ben de onların sesiyle uyanıp, 15-20 dakika onları gözlemler olmuştum. Kafamın içinde çektiğim “Dingo’nun Vahşi Yaşamı” belgeseliyle sürünün davranış biçimine epey kavramıştım o aralar.

İstanbul hayvanlarına devam edelim. Güvercin, kumru ve serçeleri, yüksek binaların tepelerinde dolanan geveze sığırcıkları ve her yaz buralara gelen kırlangıçları bir yana bırakalım. Asıl ilginç olan kargalar ve martılar ile onların zaman zaman gerçekleştirdiği kan davası kavgaları… Kargalar resmen “Bütün buralar bizim!” mantığıyla hareket eden zorbalar. Bir o kadar da komikler; ama farkında değiller. Martı desen, deniz kuşu olduğunu unutmuş, karanın en uzak noktalarını bile ele geçirmiş durumda. Gündüzler de yetmiyor arkadaşa, geceleri vıyır vıyır ötüp kafa şişiriyor.

Yaklaşık iki hafta önce, Karaköy - Eminönü arasında dans eden koca bir yunus sürüsü, bindiğimiz vapuru Sarayburnu açıklarına kadar izledi. Çok kalabalıklardı ama hepsini aynı anda görüntülemek çok zor oldu.

İstanbul’un asıl ilginç hayvanlarıysa çevremdeki çoğu kişinin hâlâ görmediği, hatta farkında bile olmadığı yunuslar. Şimdi bu yazıyı okuyanlar arasından şaşıranlar yine çıkacaktır. “Aaa, İstanbul’da yunus yaşar mı? Hem de bu pis suda…”diyebilirler. Öyle bir yaşıyorlar ki… Hatta beş on sene önce bir haber yapılmıştı onlarla ilgili. Yunuslar genelde belli mevsimlerde daha kuzeye göç ediyorlar; sonra Karadeniz’den geri dönüp Boğaz’dan geçip gidiyorlar. Ama yapılan habere göre bir grup yunus vardı ki, onlar İstanbul’u hiç terk etmiyorlarmış. Haberin başlığı da “Boğaz’ın haylaz çocukları” mıydı, neydi… İşte her vapur yolculuğumun heyecan kaynağıdır bu haylaz çocuklar. Eğer yanımda Yıldıray varsa daha şanslı olurmu; çünkü o yunus görmede benden daha başarılı. Sarayburnu açıkları yunusları en çok görebileceğiniz yer. (En azından ben bugüne kadar en çok o bölgede yunus gördüm.) Ama Çengelköy koyunda avlanıp oynaşan yunuslara da rastladım, ortaköy sahilinde de, ta Haliç köprüsünün dibine kadar girip oynaşanını da… Geçenlerde bir arkadaşımızın denizde çok açılarak yüzmekten hoşlanan komşusu, Göztepe açıklarında yunusların dibinde yüzmüş. Ne şans!

Ve son olarak İstanbul’da öyle bir hayvanı, öyle acayip bir pozisyonda gördük ki geçenlerde, anlatmadan edemeyeceğim. Aslında burda yaşayan bir sokak hayvanı değil ama olsun… Caddebostan’dan Erenköy’e doğru yürüyorduk. Normal, sıradan bir Erenköy sokağına dönmüştük ki, az ileride bir adamın sağ kolu havada yürüdüğünü gördük. Normal bir insan, normal bir sokakta sağ kolunu kaldırarark yürüyebilir. Bu normaldir. Fakat normal olmayan şey, adamın koluna bir kuş tünemiş olmasıydı. Bu bir güvercin, papağan ya da muhabbet kuşu, hatta tavuk olsa yine normal olurdu. Lakin koştura koştura adamın peşine takıldığımızda bunun bir atmaca olduğunu görünce anormal bir durumla karşı karşıya olduğumuzu anladık. Hemen adamın yanına gidip “Merhaba,” deyip, kuşu sorduk. Salakça bir konuşmaya başlama biçimiydi ama adam usulen durup kuşu gösterdi. Koluna da yılan derisi sarılıydı bu arada. Kuşun pençeleri zarar vermesin diye… “Ata sporumuz işte, biz de besliyoruz, avlanıyoruz, bıdır, bıdır,” diye bir şeyler anlattı adam. Yıldıray elini azıcık kuşa doğru uzatınca, hayvan uçmaya başladı. Ben arka taraftan aynen tornistan yaptım. Erenköy’ün orta yerinde gözünü bir atmacaya oydurmak da normal bir şey olmazdı, değil mi?

İşte böyle… Sizin İstanbul’da gördüğünüz başka hangi hayvanlar var?

2 thoughts on “İstanbul’un hayvanları

  1. Su aralar leylekler de donuse gecti… Leylek surulerini gordugunuz de ayaga kalkip ugurlayamayi unutmayin 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *