Patlak boru

patlak boruSevgili Günlük,

Feci haldeyiz. 2015 ne uğursuz başladı anacım. Önce Tayga hastalandı. Onun peşinden hastane, doktor dolaştık. Sonra bana bir haller oldu. (Hastanede Tayga’yı muayene masasına yatırdığımızda yanımıza bir oğlan gelip BÖ-HÜÜÜ! diye yüzümüze öksürdü ya, ben ondan kıllanıyorum.) Hastalık yüzünden (hava da soğuktu) daha beter üşümeyelim diye iki gün yıkanmayacağımız tuttu. O da İzmir’in 50 yıldır görülmemiş soğuklarına denk geldi, iyi mi!

Yahu sıcak memlekete geldik sanıyorduk biz,  ne hallere düştük günlükcüğüm. Gerçi kar mar gördüğümüz yok ama keşke diz boyu yağsaymış dedik. Hiç değilse “Çok kar yağdı da ondan oldu,” derdik. Olup olacağı bir akşam azıcık sulu kar yağdı o kadar. ama o kuzey rüzgarları yok mu, işte onlar canımıza okudu. Gece -6’lar, -7’ler İstanbul’da gördüğümüz şey değildi. İstanbul’daki evde oturduğumuz altı yılda yatak odamızın balkon kapısını bir kere tatile giderken, bir de bir seferinde kar yağdığında kapamıştık. Burada istediğin kadar kapı camı, pencereyi, doğramaların arasında üfürdü de üfürdü. Hissedilen sıcaklık daha da düşükmüş. Tabii böylece ne oldu? Önceki gece bizim dışarıdaki ana su borusu bir güzel buz tutup patlamış. Biz de sabah su kartımızı makineye okutmaya çalışıyoruz su kesilmiş diye. Meğer donduğu için akmazmış. Biz kartı okudum tıpış tıpış evden ayrıldık. Gündüz eriyen buzla birlikte borudan şakır şakır akmış sular. karanlıkta döndüğümüzde bir de buzda kayıp çanağı kırıyorduk az daha.

Bir de bize “İzmir’e gelirken soğuğu da peşinizden getirdiniz, İzmir’de hiç böyle soğuk olmazdı,” diyorlar. Anacım, biz İstanbul’dayken soğuk moğuk yoktu ki; bildiğin küresel ısınma vardı. Hastayken yıkanamadık, bir de iki gün susuz kaldık mı? Marie Antoinette bile benden daha temizdi öyle diyeyim. tayga desen, o güzelim lüleler gitti, peluş gibi bir kafa geldi. Berduşlara döndü yavrum.

Son durum su filtresi patlak. Ev sahibimiz arada bir borudan by-pass yapılabildiğini ve filtreyi devre dışı bırakabileceğimiz söyledi ama biz iki kafa bir araya gelip, borunun oradaki üç musluğun sırrını çözemedik. Bahçedeki hortumdan eve su çekelim dedik, haliyle o da donuk çıktı. Öğlen yemek için Urla’ya gittik. Akşama da Urla’da bir otelde falan kalırız artık. Hani olur da akşama kadar usta kapımızı çalarsa akşama banyonun içine hipopotamlar gibi yatıcam yeminlen!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *