Yıldönümü

Ben bu satırları yazarken henüz 19 Nisan bitmemişti. Bugün tamamlanmadan tarihe not düşmek istedim. Az önce Facebook da sağolsun geçen sene bugünden şu fotoğrafımı çıkarıp koymuş önüme:

19 Nisan 2014'te Erenköy'deki evimizin ünlü balkonuna son bakış

19 Nisan 2014’te Erenköy’deki evimizin ünlü balkonuna son bakış

Fotoğrafın açıklamasına demişim ki:

Bu evde Tayga doğdu, Bir Dolap Kitap doğdu. Bu balkonda çok çay içildi. Bu ev çok güzel anılar biriktirdi. Bu evde çok mutlu olundu. Hoşçakal Erenköy’deki yuvamız. Biz seni çok sevdik.

Evet, geçen yıl 19 Nisan’da Erenköy’den ayrıldık, düştük yollara. İstanbul’u geride bıraktık,  gürültüsüyle, uğultusuyla, tozu toprağıyla… Hiç bilmediğimiz küçük bir kasabaya, Urla’ya yerleştik. Şu geçen bir yılda Urla artık hiç bilmediğimiz bir yer olmaktan çıkıp evimiz oldu. Nereden hangi kestirmeden gidileceği, pazarında kimden ne alınacağı, hangi kasabın daha iyi olduğu, en iyi ekmek yapan fırını, en güzel papatyaların hangi tarlada yetiştiği, nerede hangi zeytin ağacının olduğu…vs. Bunların hepsini yavaş yavaş kaydettik belleğimize. Buralı olduk biz. Bir yıl geçti. Hiç pişmanlık duymadık niye geldi diye.

Kolay mıydı? Hayır. Hiç alışık olmadığımız bir hayata başladık. Yol iz bilmeyiz, sudan çıkmış balık gibi… Bahçe bahçe diye tutturmuştuk; oysa o bahçeyi adam etmeye çalışmak canımıza okudu (Hâlâ da adam olmuş değil). “Ooo, ne rahatsınız siz,” diyenlerin bilmediği, görmediği şeyler yaşadık burada. (Bizim sayfiyede on iki ay tatil yaptığımızı sananlar, Yıldıray’ın bütün kış kilo kilo kömür taşıyıp buz gibi soğukta kalorifer kazanı yakmaya çalışmasını görmediler mesela.) Yıllarca hayalini kurduğumuz şeyi gerçekleştridiğimizde, hayatımızın daha sakinleşeceğini umarken daha da çalkantılı bir döneme girmesi…

Yeni hayata alışmaya çalışmak, arkası kesilmeyen misafir ağırlama seansları arasında bir yandan yeni yürümeye başlayan ve hep kendisiyle ilgilenilsin isteyen bir velet eşliğinde iş yapmaya çalışmak… Arada soluklanmaya çalışırken çocuk düştü mü, aman merdivene gitmesin derken merdivenden yuvarlanıp kaşının yarıldığına tanık olmak, hiç bilmediğin yepyeni bitkileri, yerleri keşfetmek, her an birinin çıkıp “Evet, tatil bitti, İstanbul’daki hayatına geri dönebilirsin,” demesini beklemek, sonra bir kes daha hamile olduğunu öğrenmek, adapte olmaya çalıştığın yeni hayatın bir kere daha değişeceği gerçeğiyle yüzleşmek… Off neler neler…

Hamile kafası sanırım bu. Kendimle fazlaca hesaplaşıyorum son haftalarda. Ara ara bu hesaplaşmalar garip biçimlerde patlak veriyor ve ben neye uğradığımı şaşırıyorum. Neyin patladığını da bilmeyerek. Doğuma haftalar kala  kendimle (ne konuda olduğunu bile bilmediğim) buyüzleşmelerim son bulmasını diliyorum.

Bunları yazmayacaktım aslında. 19 Nisan’ın bizim hayatımızın dönüm noktası olduğunu, bu tarihi aile tarihimizde bir kutlama geleneğine dönüştürmek istediğimi yazacaktım. Geçen seneki olaylı taşınmanın nasıl olduğunu, nakliyecilerle nasıl da sorun yaşadığımızı, sırf bu yüzden bankadan para çekmeye bile vakit bulmadan havalanına ucu ucuna yetiştiğimizi, kir pas içinde, yorgun argın ve sabahtan o saate kadar aç bilaç uçağa nasıl bindiğimizi, uçakta kredi kartının çipinde sorun çıkınca az daha sandviç bile alamadığımızı, İzmir’e indikten sonra bir an bir boşluğa düştüğümüzü ve “Eee, geldik işte!” diye sırıttığımızı, sonra o gün bizi misafir edecek arkadaşlarımızın evine gittiğimizde bizi masada bekleyen harika lahana sarmaların muhteşem tadını, sıcak bir bahar akşamında yudumlanan serin biranın o rahatlatıcı etkisini…

Bugün işte tüm bunların yıldönümüydü. Dün berbat bir gece geçirmemiş olsaydım sarma sarıp “İlk Sarma Şenlikleri” geleneğini başlatacaktım bugün, olmadı.

 

One thought on “Yıldönümü

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *