Kuş gözlemcisi olmak için bahane mi arıyordunuz?

“Kuş gözlemcisi” diye adlandırıldığında kulağa pek havalı geliyor, değil mi? Halbuki kuş gözlemcisi olmak için gereken tek şey gözünüz, kulağınız. Bir de sabrınız. Üstelik her an her yerde yapabilirsiniz. Yani doğanın bağrına gidip yapmanız gerekmiyor illa. Ha, öylesi elbette en güzeli ve ideal olanı belki; ama şehrin karmaşası içinde de kuş gözleyebilirsiniz. Hem bence öylesi daha keyifli ve değerli. Şehrin gürültüsü içinde, tüm o kaosu dışarıda bırakıp sadece kuşlara odaklanmak insanı çok dinlendiriyor bence. Şehrin şikayet edilen taraflarını bir kenara itip, etrafınızda güzelliklerin de olduğunu keşfediyorsunuz. Bir süre sonra algıda seçicilik mi diyeyim, farkındalık mı, bir bakıyorsunuz ki aslında şehir denen yer de hiç fena değilmiş.

kus gozlemi 1İstanbul’da yaşarken, her İstanbullu gibi ben de mutlaka vapurda kuş gözlemi yapardım. İlla o martılara bakılacak, kaçarı yok. Mümkünse yanındaki simitten, sandviçten ikram edilecek. Martıların davranışlarını, hareketlerini, nasıl pike yaptıklarını, birbirleriyle dalaşmalarını izlemeyi çok severdim.Vapur henüz iskeleden ayrılmamışsa karabatakların batıp çıkmalarını izlemeye bayılırdım. Batınca nereden çıkacak diye bekler dururdum. (Niyeyse bunun en güzel izlenebildiği yer Kadıköy’deki Eminönü iskelesi gibi gelir bana.) İstanbul’daki deniz kuşlarının martı ve karabataktan ibaret olduğunu sanan ben, bir gün dalgakıranda hepsinin arasında bir tanecik balıkçıl görünce ağzım açık kalmıştı. Hatta bir defasında -Beşiktaş’tan Kadıköy’e geçiyordum sanırım- vapurun yanında pata-pata-pata diye kanatlarını çırpa çırpa geçen kuş irisini görünce ağzım en az kuşunki kadar açılmıştı Kuşun pelikan olduğunu ekleyeyim. Açılan ağzımın şeklini siz düşünün! 🙂 Ağzımın bir başka açık kalışınıysa bir kızılgerdana borçluyum. Hem güzelliğine, hem şarkısına hayran kalmıştım. Erenköy’de, gayet işlek bir sokakta üstelik!

İstanbul’da en sevdiğim şeyse papağanları görebilmekti. İlk kez Gülhane Parkı’nda görmüştüm (daha doğrusu duymuştum) papağanları. Bir efsaneye göre devrilen kafeslerden kaçıp yerleşmişler oraya. Sonra da kentin pek çok yeşil alanında restlanır oldular. Bizim eski evin oralarda çok olurdu. Bizim sokakta hiç göremesem de çok duydum sesini. Caddebostan sahilde, Fenerbahçe civarında da çok vardır. Denk gelirseniz izleyin. Bir arada uçarlarken çok güzel görünüyorlar. Bir arada uçmanın daniskasını ise sığırcıklar yapıyor. Hiç sığırcık sürüsünün dansına denk geldiniz mi?

İstanbul’dan sonra Urla elbette cennet gibi geldi. Yeni kuşlar gördüm burada. Ancak kitaplardan bildiğim kuşları ilk kez gördüm. Daha da güzeli bunu şimdi Guçicimle yapıyoruz.

Az önce Facebook’ta paylaşılmış. Doğa Derneği “Kuş Sesi” diye bir kuş bülteni yayımlamaya başlamış.Üç ayda bir yayınlanacak derginin içeriği,

Kuş Sesi, Anadolu’nun dört bir yanında yaşayan kuşların hayatına, kuşlarla ilgili yapılan çalışmalara ve kuşlardan ilham alan sanata ayna tutmak niyetiyle çıktığımız bir yolculuk.

diye tanımlanmış. Bülten Doğa Derneği’nin sitesinden indirilebiliyormuş, derneğin sosyal medya hesaplarımızdan takip edilebiliyormuş. Az sayıda baskısı da yapılmış; dernekten ücretsiz olarak istenebiliyormuş. Merak ettiyseniz, buyrun ben de linki ekleyeyim, indirin, okuyun.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *