Barbaros Oyuk Festivali

Bundan birkaç ay önce Urla’da yürüken bir dükkanın kapısındaki afiş dikkatimi çekti. Daha doğrusu afişteki bir sözcük çekti dikkatimi. Barbaros Oyuk Festivali yazıyordu afişte. Bunca yıl metin yazarlığı yapan insanın algıda seçiciliği de bu. Ne demekti bu “oyuk?” Hem Barbaros da diyordu; hayallerimin köyü! Hemen yoldan sapıp afişe yanaşıp neymiş bu festival diye bakınca, afişteki korkuluk resmi de anlam kazandı. Oyuk “korkuluk” demekmiş. 3-4-5 Haziran’da yapılacağını öğrenince hemen eve gelip ajandama not düştüm oyuk festivaline gideceğiz diye. Yıldıray’a da ara ara tembihledim festivali kaçırmayalım diye. Çünkü bizi biliyorum; bu bebelerle gideceğiz dediğimizi hiç bir yere gidemiyoruz. (Hatta festivalde önce, Nisan ya da mayıs ayında bir gün sabahtan Barbaros’a yürüyüşe gidelim dedik de gece veletler muma çevirince bizi, sabah ailece uyuyakalıp otobüsü kaçırdıydık!)

barboros oyuk 12

Neyse, bu sefer kararlıydım, o şenliğe gidilecekti. Niyetimiz aslında cuma günü gitmekti ama bizim burada pazar cuma günü kurulduğu için, şenliğimizi cumartesine kaydırdık. Köye giden otobüsü saat sekizdeydi. Nasılsa Micinik efendi sabahın kör karanlığında uyanıp bizi de uyandırırdı ama ben yine de garanti olsun diye saati erkene kurdum. O gece bebelerin uyuyacağı tuttu; aksi gibi ben çok geç yattım. Sabah altı buçukta kalktığımda Orman şaşılacak biçimde uyuyordu. Tayga zorla uyandı; yüzü gözü şişmiş uyumaktan (hayret!) Sandviçleri hazırladım, meyveleri çantaya attım, çocuklara bir iki yedek giysi attım çantaya, baktım saat daralıyor, bir bakayım bu bücürlere dedim. Orman hâlâ uyuyor, inanılır gibi değil. Saat olmuş yedi buçuk! Mecburen kaldırıp giydirmeye başladım. Adamda bir afra tafra; ağlamaklı suratlar, şikayetlenmeler falan. Yahu sen bizi her gece elli defa uyandırmıyor musun? Ben hiç ağladım mı?!

Neyse, hemen uyandı da evden çıkabildik. Taksi çağırdık ki bir an önce otogara yetişebilelim. Ama o da ne? Çok da vakitli çıkamamışız. Saat sekize beş var; Akdeniz rahatlığı bu olsa gerek! Elbette otogara gidemeden yolda karşıdan gelen otobüsü gördük. eyvah, nasıl da hızlı gidiyor, içi de boş. Barbaros’a kadar gazlayacak belli ki!  neyse ki bizim hane halkının Urla’da en sevdiği taksici olan Özkan Bey “Olur mu öyle şey, ben sizi yetiştiririm,” deyip ara sokaklara dalıp ileride caddede otobüsün önüne çıkmayı başardı. yetmedi, arabayı sağa çekip indi aşağı, yola fırlayıp otobüsü durdurdu da harala gürele otobüse binebildik.

Otobüs sabahın sekizinde olunca biz tabii köye kargalar gaklamadan gidiverdik. Köyün sapağından döndükten sonra sağda solda direklere dayanmış çeşit çeşit korkuluk karşılamaya başladı bizi. Bel sevimlilerdi. Meğer bu daha başlangıçmış; köyde daha neler nereler varmış. Köye girdik; ortalıkta in cin top oynuyor; bebeler aç, bir yerde oturup çay içsek, sandviçleri yesek derken bir baktık köyün girişinde bir bina: Üzerinde Emek Kültür Sanat Evi diye bir tabela. Belli ki köy kooperatifi gibi bir yer (en azından biz ilk başta öyle sandık, yanılmışız!) Çay daha yeni demleniyor dediler. Eh köyü nasılsa sonra gezeceğiz, şurada bir kahvaltı yapalım dedik. Yapmaz olaymışız. Tezcanlılığın bedelini hayatımızın en pahalı ve berbat kahvaltısıyla ödedik.

barboros oyuk 01

Sonra sıra korkuluklarla tanışmaya geldi. Köyün hemen girişine bir sürü korkuluk sıralanmış. Bunlar “misafir oyuklar”mış. Köy haricinden kişilerin yaptığı korkuluklar yani. İlerledikçe her kapı önünde, her bina girişinde, hatta evlerin tepelerinde, bahçelerin kuytularında bile korkuluklarla karşılaştık. Köyün çeşitli yerlerinde kuyular var. meydandaki iki büyük kuyunun tepesine kuyudan su çeken koca koca korkuluklar konmuş. Kafasında baretiyle işçi oyuk, bulunduğu evdeki yaşlı nineyle dedeyi simgeleyen oyuk, süslü oyuk, kaytan bıyıklı oyuk, çok konuştuğu için ağzına fermuar dikilmiş oyuk…

barboros oyuk 04

Sanırım köyde birkaç yüz tane oyuk vardı; her biri ayrı espriliydi ve kullanılan aksesuarlar, düşünülmüş ayrıntılarla yüzümüzde hep bir gülümsemeyle gezdik. Oyuk aynı zamanda “sevinç ve mutluluk” anlamına da geldiği için festivalin sloganını “Gülümseyin Barbaros’tasınız” olarak belirlemişler. Amacına ulaştığını söyleyebilirim.

barboros oyuk 06

Kahveye girip oturduk; leziz çayları gövdeye indirirken karşıdaki bakkalda bizim çocukluğumuzdaki gibi filelerle asılı plastik toplar gördük. Böylece Tayga bakkaldan alınma ilk topuna sahip oldu. “Burası çok güzel, burada yaşayalım,” dedi. (“Ah yavrum ah, bir bilsen ben de nasıl istiyorum burayı,” dedim içimden. Hayal etmek bedava.) Kahveyi işleten (ve aynı zamanda bakkal olan) adam tam oturup saatlerce sohbet edilecek biriydi. Saatlerce olmasa da biraz muhabbet etme şansımız oldu. Bize köy hakkında bilgi verdi; yine gelin dedi, ben sabah altıda açarım burayı, kışın gelin, kışın daha güzel olur dedi. Giderken de Tayga’ya taş fırından yeni çıkmış bir “kuluka” verdi. Yumurtayı ekmek hamuruna sarıp fırına atarlarmış. İkisi birlikte pişermiş. ekmek soğuyunca yumurta içinden ayrılırmış. Çocukluklarında bunlardan alıp sokakta hem oynar, hem bunu yerlermiş. Tayga da ekmek soğuyana kadar sabredemedi; iştahla yedi bitirdi kulukasını.

barboros oyuk 07

Köyün sokaklarında dolaştık. Bazı evlerin kapısına “Çatkapı” tabelası asılmış. Bu tabelayı görünce teklifsizce içeri giriyorsunuz ve hane halkı o gün için ne yaptıysa onu yiyip içiyorsunuz. Biz Ayşe Teyze’nin gelininin yatığı kalburabastı ile başladık. (Ayşe Teyze müthiş bir hikaye anlatıcısı çıktı; anlattıklarını dinlemeye doyamadık.) Sonra başka bir evde keşkek yedik. Bir diğer evde elmalı ponçik ve müthiş lezzetli sarmaları lüplettik. Tabii orda burda sürekli çay içtik. Barbaros Köyü, bizim gibi iki amansız çay müptelasının cenneti oldu. Sohbetler çay kadar lezzetliydi. Tayga her gittiği yerde oynayacak çocuklar buldu; tam ısınıyorken “Haydi bakalım gidiyoruz,” demek çok üzücüydü.

barboros oyuk 02

Köyde sadece korkuluklar değil, bahçe ve balkonlar da yarışıyor. Bazı evler bahçeleriyle, avlularıyla “en güzel bahçe” yarışmasına katılmışlar. Kurulan komite tek tek buraları gezip sonunda en iyi bahçeyi seçecekmiş. kazanan kişi iki günlüğüne Antalya’ya tatile yollanacakmış. Sonuç ne oldu acaba? Bizim sarma yediğimiz bahçe çok güzeldi mesela.

barboros oyuk 05Bu arada meydandaki tezgahlarda yiyecekler, içecekler, ev yapımı reçeller, kırkyamalar, oyuncak bebekler, aklınıza ne gelirse bir sürü şey sergileniyordu. Sabah görüp de henüz açılmadığı için bakamadığımız bonsai sergisini de dönüşte gezdik. Minicik ağaçların her birini esvip okşamak istedim. Hele ortadaki cüce begonvil müthişti. Çok güzel bir sarıçam bonsaiyi vardı; zeytin memleketinde elbette bolca cüce zeytin de yapılmıştı. Böylece ayaküstü tanışıp konuştuğumuz “Kalambaklı Mustafa Bey”den Urla’da bir bonsai topluluğu olduğunu da öğrenmiş olduk, tanıştık, bilgi aldık. Bir zamanlar epey takıntı haline getirip deli gibi okuyup, denemeler yaptığım bonsai meselesine de yıllar sonra güzel bir dönüş yapmış olabilirim. Ara ara atölye çalışmaları yapıyorlarmış; haber bekleyeceğim.

barboros oyuk 11barboros oyuk 10

Bir de kocaman bir kırkyama sergisi vardı ama girişi çok kalabalık olduğu ve Orman yorulduğu ve puseti oraya çıkaracak gücüm kalmadığı için gezmeye üşendim ne yazık ki. Çeyiz sandığı sergisini de öyle. Biz tam yukarıdan aşağıya indikten sonra başlayan yemek yarışmasını da geri oraya yürüyemediğimiz için (aşırı sıcaktı) kaçırdık maalesef. Dönüşte minibüsü beklerken Tayga da köşedeki itfaiye kanyonuna gitti ve görevli itfaiyeciyi yarım saat esir etti. Adamcağız da sabırla her kapağı açıp, araçtaki her aleti tek tek, sabırla anlattı. Tayga’yı istasyona da beklediğini söyledi. Guçi’deki itfaiye aşkı bambaşka…

Dönüşte ayaklarım geri geri gitti desem yalan olmaz. Urla’ya ilk taşındığımızda şöyle bir kapıdan uğrayıp adamakıllı gezemediğimiz hayallerimin köyünde geçirdiğim saatler bana yetmedi.Festival bahaneydi; sanırım bundan sonra Barbaros’a daha sık gideceğim.

barboros oyuk 09

 

3 thoughts on “Barbaros Oyuk Festivali

  1. Sen instagramda bir fotoğraf paylaşmıştın ve ben de Banu bunu bloguna yazar diye merakla bekliyordum 🙂
    Yazıyı çok sevdim, taksici amcanın sizi otobüse yetiştirmesi ne kadar güzel bir hareket, tebrikler valla 🙂
    Belki ileride oraya taşınırsınız, senin şahane bir atölyen olur, Guçi ve Minicik de sokakta çamurla oyunla büyür 🙂

    Öperim çok

  2. Kuluka çok ilgimi çekti, ekmek ve yumurtaya bayılırım!
    O halde şöyle yapalım, siz bu köye taşının biz de size “kuluka” yemeye gelelim 🙂
    Nasıl?

    • Ne güzel bir dilek dilemişsin Esra. Keşke gitsek, gerçekten çok eski bir hayalim orada yaşamak.
      Kuluka hiç benlik değil. Tayga yerken içim kalktı. 🙁 Ben nefret ederim yumurtadan. Ama söz, köye yerleşirsek sana yapıcam mutlaka 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *