Maviler, pembeler, tertipler, düzenler

Şu bebeleri renklere göre kategorilendirme geleneğinden bi vazgeçin artık. Oğlanlar mavi giymesin. Kızları pembeye boğmayın. Bi rahat bırakın artık yahu! Daha bebek doğmadan başlarlar. İlle o cinsiyet öğrenilecek arkadaş. Sonra başlarlar mavi-pembe bombardımanına. Bebeğin her şeyin mavi alıp sonunda kız doğunca pembesiz pembesiz kalan insan var mesela şu hayatta. Ne oldu yani o bebek, eksik mi kaldı?

Ama genel olarak şekilciliği seviyoruz. Üstelik bu sadece bize özgü bir şey değil. Elin Evropalısında, Amerikanyalısında da var bu renk merakı.

pembe mavi flamingo

Beni ilgilendirmez, bana ne diyorum. Yavruma mavi mavi giydirmeyeyim diyorum. Gidip morları, kırmızıları, turuncuları arayıp buluyoruz. Bu sefer sağdan soldan insanlar (tanıdık da değil, sokaktaki tanımadığımız vatandaş) gelip dan diye yorum yapıyor. neymiş efendim, üzerindeki kırmızıymış, e bu çocuk kız değil miymiş, kız sanmışmış. Bizim Guçi’nin çekmecesinde hiçbirini bizim almadığımız 6-7 tane lacivert şort var. Kusucaz artık griden, lacivertten. Konu umurumda değil güya, ama bak nasıl da içime işlemiş 🙂Bu konuya nereden geldim derseniz… Blogun sağını solunu kurcalarken birkaç kere dikkatimi çekti. En çok okunan yazılar içinde her zaman “Neden kızlar pembe, erkekler mavi giyer?” başlıklı yazı var. Acaba herkes benim gibi bu pembe-mavi meselesine kafayı taktığı için mi aranırken bu yazıya denk gelip okuyorlar acaba? (Şimdi o yazıyı okuyan belki gelip bu yazıyı da bulmuş olabilir diye arada “Hoş geldiniz!” de diyeyim.) Sonuç olarak bebeleri aynı renklere boğmayalım. Giysinler gökkuşağının tüm renklerini anacım.

En çok okunanlar içindeki bir diğer popüler yazı “Giysi dolabınız sadeleştirmek için birkaç öneri”. Kelin merhemi olsa başına sürermiş. Ben o yazıyı yazdım da ne oldu? (Hele üçüncü maddeye kahkahayla güldüm: “Düzgün biçimde katlayın.” demişin. Ha haaayt! Gelin de dolabımın içini görün. 🙂 Daha kışlıkları ancak geçen gün kaldırdım. Yaz o kadar ani bastırdı ki kışlıklara el sürecek hal kalmadı bende. Zaten dolabın bir yanı ardiye gibi tıkılı. Diğer yarı desen, içine kedi gibi girip “itfaiyecilik” oynayan bir yerden bitmenin istilası altında. Bizim en güzel dolap toplama yöntemimiz sürekli giysileri bir yerlere vermek, bağışlamak falan. Böylece ister istemez dolap hayli sadeleşti. (yerine yenileri almıyoruz çok gerekmedikçe.) Bakalım, dolap iyice dımdızlak kalınca yenileniriz belki.

Seramik atölyesinde denediğimiz saggar metodunda söz ettiğim yazı en çok okunanlarda üçüncü sırada. Benim kafamın içi nasıl karışıksa blogum da aynen bunu yansıtıyor işte. Dolap temizliği nere, saggar metodu nere?

Niye bu üç yazı en çok okunuyor? Ben çıkamadım işin içinden, buyrun siz çıkın.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *