Kendime biçtiğim değer

Epeydir kafamın içinde bin türlü düşünce dönüp duruyor. Kasırgayla Kansas’taki çiftlikten Oz Ülkesi’ne savrulan Dorothy misali ben de uçup gidecektim neredeyse. En azından kafam. Neyse ki aklımı tuttum kafatasımda, uçmadı.

Bu blogu ucundan da olsa takip edenler bilir; ne yapıyorum, neler hayal ediyorum, evde çalıştım, çalışamadım, ürettim, üretemiyorum feryatlarımdan herhalde gına gelmiştir herkese. Başta da bana. Sonunda evde çocuklarla yapamıyorum şikayetlerime noktayı koydum. Nasıl mı? Atölye açacağım.

alci torna

Bir zamanlar ben, alçı torna çekerken…

Bunu yapmam gerekiyor. Çünkü bunu hakediyorum. Sağda solda yapılan işleri gördüğümde eskiden “Ya bak insanlar ne güzel yapıyor, üretiyor,” diyordum. Sonra aklıma gelen fikirlerin pekçoğunun ya da benzerlerinin bir biçimde yapıldığını gördüm. Biraz daha ilerledim ve çok özensiz ve basit yapılmış işlerin (burada işten kastettiğim seramik ürünler) hak etmediği fiyatlarla sunulduğunu gördüm. (Son örneği Barbaros Köyü’ndeki şenlikteydi.) Seramik atölyesinde yaptığımız işleri Ayla Hoca elli defa düzelttirirdi. Bizim hocadan beş peki alamadığımız işler bile bu dediğim sergi ürünlerinden bin defa daha iyi. Ya da şöyle diyeyim, ben o ürünleri çıkarıp satsam öğretmenimiz ayıplardı. Diyeceğim şu ki, insanlar neler neler yapıp, üzerine bir güzel sır atınca o iş güzel seramik ürünü oluyor bilmeyenin gözünde. ama ben mükemmel yapayım derdiyle kastırdıkça yerimde sayıyorum. Mükemmel yapmayayım ama derli toplu, hak ettiğini alan ürünler yapayım. üstelik yapabilirim de. Yaptığım işe ve becerilerime değer verme zamanım geldi.

Bu fikrin kafamda bu kadar kesin çizgilerle belirmesinin bir nedeni de yine Urla’daki bir şenlikte tezgah açmış kadınların yaptığı işler oldu. “Üç boyutlu kâğıt sanatı” diye bir tabela görünce ister istemez o tarafa yöneldim. Ben de o sıralar “New York Dioraması”nı yapmakla meşguldüm. Sandım ki tezgahat kat’ı sanatı ya da ondan türetilmiş işler var. Yok yav! İnternetten bir güzel manzara resminin çıktısını almışlar. Aynısından bir tane daha bastırmışlar. Sonra ilk resmi çerçevenin dibine yapıştırıp, ikinci resmi de ayrıntılarını oyup kesip çıkararak birkaç santimetre önüne yapıştırmışlar. Oldu mu sanat üç boyutlu sanat! Tamam, emeğe saygım var; ama buna sanat demeyin arkadaşım. Fotokopiyi kretuarla kesip çerçeveletip sanat diye satınca insan (ben yani) ister istemez ifrit oluyor. (Ne zamandır ifrit olmadığımı fark ettim şu an.)

Atölyeyi açacak parayı nereden buldun peki Cincüce? Bulamadım daha, bulacağım. Hayatı boyunca para işlerinin p’sinden anlamayan benim için zor bir iş. Ama yapacağım. Son haftalarda bu işi nasıl çözerim diye araştırıp duruyorum. Sanırım bir formül buldum. Epeydir bana söylenen KOSGEB seçeneğini niyeyse bir süredir düşünmüyordum. Çünkü bildiğim adarıyla KOSGEB desteği almak için önce bir işletme kurup sonra orası için destek istemek gerekiyormuş. O nedenle bu ihtimali şimdilik ertelemiştim.

Aklıma birkaç hafta önce destek siteleri geldi. Kickstarter ve Fonla Beni gibi siteler. Fonlabeni Kickstarter’ın yerli versiyonu gibi. Ama ne yazık ki aradığım şeyi orada bulamadım. Çok küçük projelere destek bulamamış insanlar. Belki laf ola beri gele her şeye fon istedikleri için ya da büyük düşünmedikleri için. Kickstarter’ın içeriği ise daha “icat” desteklemeye yönelik gibi geldi. Sonra bir tavsiye üzerine Indiegogo’ya baktım ve sanırım, evet, yakında orada projemi sunup destek isteyeceğim insanlardan.

Bu arada tekrar KOSGEB seçeneğini araştırmaya başladım. Önceden bunu araştırmış bir arkadaşımdan dinlemiştim; kendim ayrıntılı incelememiştim sistemi. O da bana bildiklerini anlatalı zaten 3-4 yıl olmuştur. Öncelikle kadın girişimci olmak artı puan, bunu anladım. Kadın girişimcileri özellikle destekliyorlar. Birçok haber videosu izledim. Anadolu’nun birçok yerinde pek çok farklı iş kolunda işletmelerini kurmuş kadınların hikayeleri anlatılıyor. İçlerinde daha önce hiç çalışmamış olanlar bile var. KOSGEB’in en büyük avantajı hibe fonu veriyor olması kadın girişimcilere. ama anladığım kadarıyla önce işi kurmak ve sonra başvuru yapmak gerekiyor. Yine de bu ayrıntıdan tam olarak emin değilim. Çünkü bazı yerlerde hibenin belli bir kısmını şirket kurulum masraflarına veriyorlar diye okudum. Neyse, bu ayrıntıları doğrudan KOSGEB’çi abilerden ablalardan öğreneceğim zamanı gelince.
Önce bir girişimcilik eğitimi almak gerekiyormuş. 70 saatlik bir eğitim bu. Herhalde orada neyi nasıl yapmak gerektiğini, iş planı denen nanenin nasıl hazırlanacağını öğretecekle. Bu eğitimi tamamlayıp sertifika alınca da iş planını yapıp KOSGEB’e başvuruda bulunuyormuşsun. Sonra da KOSGEB’ten bir kurulun karşısına çıkıp projeni sunuyormuşsun. Abiler tamam derse de hibeyi alıyormuşsun. Önümde heyula gibi dikilen seramik fırını ve tornanı maliyetini bu şekilde karşılayabilirim. Tornayı da boşverdim, bir fırınım olsun yeter anacım!

Urla belediyesi’yle görüştüm. Gelecek ay bir KOSGEB eğitimi düzenlenecekmiş. Şimdi bundan sonraki ilk adım oraya kaydımı yaptırmak. Bugüne kadar hep hayal kurmuştum, sanırım bu hayalleri gerçekleştirmek adına attığım ilk adım. Bana bol şans!

7 thoughts on “Kendime biçtiğim değer

  1. KOSGEB’ten faydalanan çok kişi duydum. Bence senin için TAM zamanı! Çok iyi düşünmüşsünüz.
    Projesi kabul edilenlerle de görüşme şansın olursa biraz daha hazırlıklı olursun.
    Seramik harika bir şey, yaptıkça ürettikçe ve karşılığını aldıkça çok daha mutlu olacaksın, eminim. hatta Tayga ve Orman’ı da işin içine azıcık katsan fena olmaz 🙂

  2. Yazdıkların aklıma Kruger etkisini getirdi 🙂 http://onedio.com/haber/-dunnig-kruger-etkisi-nden-muzdarip-kisileri-tanimanin-10-yolu-346563
    Zeki insanlar yaptıkları işleri bir türlü beğenemediklerinden hep kendilerini geri planda bırakırken, diğerleri hemen işe koyuluyor ve atılganlıkları sayesinde diğerlerinin önüne geçiyorlar.
    Bence farkında olmak lazım yeteneklerinin ve bazen gerçekten de göç yolda düzülüyor.
    Senin gibi insanların daha cesur olması gerek. Eminim çok iyi işler çıkaracaksın. Umarım en kısa sürede aradığın desteği de bulursun.
    Şimdiden bol şans.

    • Çok ilginç bir araştırmaymış Fatoş. Paylaştığın için teşekkür ederim. Evet, cesaret alışkanlık isteyen bir şey sanırım. Ben de kazanacağım o alışkanlığı. Silkeleniyorum yavaş yavaş. Güzel dilekler için teşekkürler. 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *