Saffet Kedi

Şimdi oturduğumuz eve yeni taşınmıştık. Bahçenin dışındaki tarlada, bizim bahçeye bitişik dev gibi bir çitlembik ile onun koynunda küçük bir zeytin ağacı, diplerinde de koca bir böğürtlen çalısı var. Saffet’i ilk o zaman görmüştüm. Daha doğrusu görememiştim. O kadar ürkekti ve öyle hızlı hareket ediyordu ki, ben daha yanına yanaşamadan kaybolup gitmişti.

Safiye'nin yavrulari Saffet ve Safinaz bizim bahçeyi iyice oyun alanı bellediler.

Cincüce Bobin Hizmetleri (@cincuce) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()


İki yavruydular. Çok çelimsizdiler. Anneleri de en az onlar kadar korkaktı. Ama gel zaman git zaman, ne olduysa artık, anne kedi yavruları bizim ön bahçeye taşıdı. Bahçede oynaşıyorlar, biz dışarı çıktığımız anda keklik gibi sekerek kaçıyorlardı. Anne çabuk alıştı. yemek verdiğimiz için olsa gerek, yanımıza yanaşmaya başladı. Pek de saftirik bir kediye benziyordu; yaşı da gençti. Adını safiye koydum. Ondan esinlenerek yavrulardan dişi olanına Safinaz, erkek olanına da Saffet dedim.
Safiye çok geçmeden yavrularını bize bırakıp gitti. Nasıl olsa bunların sırtı burada yere gelmez diye düşündü herhalde. Safinaz çok çıtıpıtıydı. Cüce gibiydi. “Çok yaşamaz bu,” dedik. Saffet ise aşırı yabaniydi. “Burada fazla kalmaz bu,” dedik.

İkisi de kaldı. Üstelik Safinaz son derece munis ve sevecen bir kedi oldu çıktı. O sağlıksız görünümü gitti; tüyleri güzelleşti; ufak tefek ama tonton bir kedicik oldu. Mutfak kapısını her açtığımızda ayaklarımıza dolanarak yemek istediler. O çok soğuk geçen ilk kışımızda artık birbirimize iyice alışmıştık. İyice sarıp sarmalayarak pencerenin önüne koyduğumuz sıcacık kutularında geçirdiler kışı. Sonra bir gün Safinaz ortadan kayboldu. :(Sağlıklıydı, hiçbir şeyi yoktu. Ama kim bilir başına ne geldi? Bir daha dönmedi. Tayga Safinaz’ı sorduğunda “Başka bir eve gidip yerleşmiş,” dedim. Ne diyeyim ki?


Saffet ise o vahşiliğini zamanla üzerinden atmakla kalmadı, görüp görebileceiğimiz en sırnaşık kediye dönüştü. Geçen zamanda neredeyse her sabah mutfak kapısını açtığımız anda ağlayarak bizi karşıladı. Her yemek verişimizde çığlıklar eşliğinde bizden önce koştu mama kabına. Ah ağlak Saffet’im… Bütün derdin kucağa alınmak, sevilmek ve bizim evin kapısından içeri girip kendine sıcak bir köşe edinmekti. Ne yazık ki alerji 1-0 öne geçti ve sen hep bahçede kaldın. Aslında zaten ait olduğun yer de doğaydı. Kapımızda ağlarken, bir yandan da senin usta bir avcı olduğunu her görüşümüzde gururlandık. (O peygamber devesini gözümüzün önünde yemeyeydin iyiydi.)

Saffet önce Tayga’nın, sonra Orman’ın arkadaşı oldu. Her ne kadar karşılık görmese de sanırım en çok Yıldıray’ı sevdi. (Yıldıray’ın da hakkını yemeyeyim ama; alerjisi yüzünden Saffet’i okşamasa da, o da ona karşı boş değildi aslında.) Saffet iyi bir arkadaş, terbiyeli bir kediydi. Yemek masasına asla çıkmadı; asla hırsızlık yapmadı. Bizim bebeler onun kulağını kuyruğunu çekiştirdiğinde dahi gık demedi, bırakın tırnak çıkarmayı, patisiyle bile vurmadı. Saffet, komşumuz Daisy’nin havlamadığı tek kediydi. Saffet’i seviyorduk.

Ne yazık ki, üç haftadır elim gitmese de bu yazıyı sonlandırma vaktim geldi. Saffet üç haftadır artık yok. Çok hastaydı; doğduğundan beri üzerinden atamadığı hastalığı artık her ne idiyse onu çok yıpratmıştı. En son üç hafta önce gördük onu. Ondan sonra da kim bilir nereye gidip kendini Doğa Ana’ya bıraktı. (Tayga şu an senn dünya turuna çıktığını ve İngiltere’ye Maman’ı görmeye gittiğini sanıyor.) Seni özlüyoruz Saffet. #saffetkedi

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *