Cincüce’nin Girişimcilik Günlüğü 6

Dükkan bulmak zor işmiş. Zor olacağını, bütün ihtiyaçlarımı karşılayacak bir mekan bulabileceğimi zaten beklemiyordum ama bu kadar zor olacağını hiç ama hiç tahmin etmiyordum.

Bu Urla neymiş arkadaş? Rant denilen şey ne belaymış. İstanbul’daki ranttan kaçıp buradaki ranta yakalandığımıza inanamıyorum. Geçen seneki fiyatlar bırakın iki katını, üç dört katına fırlamış durumda. Aylardır yer arıyorum. Yazın, KOSGEB eğitimi almaya karar verdiğim andan itibaren yer aramaya başladım. Hayallerimdeki atölyeye yakın bir yer bulma, en azından o hayali yaratabileceğim bir yer bulma beklentisiyle bakınıp duruyordum.

Eğitim tamamlanınca arayışıma hız katarım, sokak sokak dolanarak yer ararım diye planlıyordum.

Sonra yakın zamanda boşalmış bir berber dükkanı olduğunu haber aldım. Yeri güzeldi; mekan fena değildi. Üstelik karşı köşesinde girişimcilik eğitiminden bir arkadaşın açacağı kafe vardı. Gel gör ki bir türlü dükkan sahiplerine ulaşamadım. Zaten sonra annemin hastalığı, hastane günleri vs. derken orası öylece kaldı.

Baktım ki, yer yok, menzili genişleteyim dedim. Ve iskeledeki o kulübeyi gördüm! Yoldan geçerken görüverdim. Müstakil, mini mini bir kulübe. Üstelik taa yazdan beridir internette ilanlarını görüp duruyordum. Ama iskeleye bu kadar yakın olduğunun farkında değildim. Kulübe iskeleye yakındı da iskele bize uzaktı ve gitmek için ya vasıtaya ya da bisiklete binmem gerekiyordu. Olsundu. Burası olacaksa ben minibüse razıydım.

Sonra bir gün yine oradan geçerken bir baktım ki kulübe bembeyaz boyanmış, ahşap panjurlar çivit maviye boyanmakta. İşte şöyle:

kulube-1

Çok güzel değil mi?

“Ah,” dedim, “tadilat başlamış. demek ki tutuldu…” Ama sonra ilanın hâlâ yerli yerinde durduğunu görünce bir hafta sonu çocukları kulübenin yakınındaki parka götürdüğümüz bir gün telefon ettim. Emlakçıyla konuştum. Tutulmamış! “Bahçesine girip bakabilirsiniz,” dedi adam. Camlardan içeri baktım. Eski tip, ocaklı bir mutfak, iki oda… Bahçede yeni yapılan bir tuvalet, koca bahçe! Hemen geri aradım adamı. Pazartesi günü buluşmak üzere sözleştik.

Sonra hayallerimi beslesin diye birkaç fotoğraf çektim. Mesela şu yan duvara da Dedikodulu Evler çizemez miydim?

kulube-2

O hafta sonunu ne hayallerle geçirdim. Sadece ben değil, Yıldıray da. Çok sevmiştik mekanı. Üstelik müstakildi, içi genişti. Seramik için ayrı, kâğıt işlerim için ayrı birer mekanı olabilecekti. Şuraya fırını koyardım, bu köşeye rafları dizerdim. İç tarafa bir kanepe atardım ki Guçim yorulunca uzansın… Hayaller, hayaller…

Pazartesi oldu. Sözleştiğimiz saatte oraya gittik. Emlakçı aradı. “Siz orayı iş yeri için tutacaksınız ama burası tapuda mesken olarak geçiyor. Belediyeden iş yeri ruhsatı alamıyoruz,” dedi. Neyyyy??! Zaten kulübeye yürüdüğümde mal sahibinin ve başka birilerinin orada olduğunu gördüm. “Az önce kiraladım,” dedi. Çatırttt! Kırılan hayallerimin kulak tırmalayan sesi Urla semalarında yankılanmış olabilir o sırada.

Bir hayalin sonuna daha gelirken, sayın seyirciler, atölye maceramın bu şekilde sonlanmadığını belirtmeliyim. Hikayenin devamı gelecek. Bekleyiniz anacım.

26.12. Edit: Hikayenin devamı burada.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *