Taşındık!

Nihayet! Hem de ne taşınma. İneredeyse üç hafta olacak. Ama o taşınma gününü ne sizi sorun, ne ben anlatayım. Bizi bilen bilir, taşınmalarımız çok olaylı geçiyor. Bu sefer öyle geçmeyeceğine çok emindik. Çünkü önceden arkadaşlarımız uygun oldukça arabalarını ödünç verdikleri için Yıldıray evdeki bütün kitapları, kırılacak ufak tefeği, giysi kutularını, oyuncakları taşımıştı. Eh, evin bütün eşyasını taşıdı sayılır, öyle değil mi? Bir tek büyük eşyalar ve beyaz eşya kalmıştı. Daha ne olsun, değil mi ama? Nakliyeciler bunları pıt diye taşırdı. Yaa, sen öyle san!

Vedaları sevmiyorum.

Cincüce Bobin Hizmetleri (@cincuce)'in paylaştığı bir gönderi ()

Anacım, bir kaos, bir kaos! Ay bizim ne ıvır zıvırımız varmış. Pardon bizim değil, benim…ve annemin… zavallı Yıldıray…Benim ıvır zıvırlarımı “Bunlar atölyeye gidecek,” deyip kutulara, oraya buraya tıkıştırıp aradan sıyrılmaya çalışsam da olmadı. Zira atölye bitmediği için bütün o döküntüyü tıpış tıpış yeni evin balkonuna taşıyıp yığdık. Balkonumuz şu an çöp ev gibi. Evin asıl çöpçüsü meğer annemmiş. Şu an yanımızda olmadığı için attım da attım. Aman neler attım neler. Annem duymasın. Onların kuşağı biriktirip atamamak konusunda özel bir eğitim almış olmalılar sanırım. Anneannem biz bir şeyleri elden çıkarınca pek bozulurdu. Evi çıfıt çarşısı gbiydi. Bin yıllık eşyalar hiç kullanılmadan, oraya buraya istiflenip bekler dururdu. Annem de meğer o modelmiş. Ama her şeyi öyle usturuplu tıkmış ki, taşınma zamanı gelene kadar tehlikenin farkına varamamışız.

Son zamanlarda KonMari metodundan bu kadar söz edince, taşınmanın bu son evresinde kendimden korktuğumu itiraf edeyim. Haftalardır ayıkladığım, azalttığım, tasfiye ettiğim halde taşınmayı kaosa çeviren şeylerin başında benim ıvır zıvırlarım geliyordu. Taşınmadan önce çöp attım, taşınırken çöp attım, taşındıktan sonra attım. Daha da bitmedi. Çöp dediğime bakmayın ama. Öylece durup da bir işe yaramayan, kullanılmayan ya da anısı yüzünden tutulan bir dolu eşya. Attım dediğime de bakmayın. Bir çoğu işe yarayacakları yerlere gitti ya da gidecek. Hiç değilse işe yarayacaklar. Bu da bir şey…

Taşınmak yorucuydu. Ama taşınma günlerinin en sevdiğim yanı yeni evde içilen ik çaydır. biz de akşam olur olmaz hemen semaveri yaktık. Çocukların odası ilk yerleşen yer oldu. Yıldıray’la uyku tulumlarımızı çocukların yataklarının arasına attık. Bizim bücürler bu işe pe sevindiler doğrusu. Eğlenceli bir uyku uyuduk. Evdeki ilk rüyamı hatırlamıyorum ama. Koma.

İkinci gün öğleden sonra bir komşumuz elinde koca bir tepsi dolusu yemekle çıkageldi. Unuttuğumuz bir hareketti bu. Çocukluğumuzdaki komşulukları anımsadık. Yıldıray da, ben de ağlayacaktık neredeyse. (Çok da lezzetli olduklarını eklemeden geçmeyeyim.)

Geçen üç haftanın sonunda hâlâ yerleşemedik. Taşınacak başka arkadaşlarımız olduğu için kolileri tutuyoruz. Atölye hâlâ tamamlanamadığı için (arada ustalarla neredeyse papaz olasımız gelmişti, ‘ya sabır,’ dedik) atölye eşyaları da salonda ve balkonda yığılı duruyor. Komşular dışarıdan bakınca bizi çöp ev sanıyor olabilir. Bir sürü eksik var. Bizim acelemiz yok. Yavaş yavaş, tadını çıkara çıkara yapıyoruz. Eninde sonunda yerleşeceğiz. (yani umarım…)

One thought on “Taşındık!

  1. Annemin atamamasinin en basta gelen nedeni kaybettiklerini ve uzaklasmak zorunda kaldiklarini biraz olsun yaninda tutma arzusuydu. Zaten koskoca evde esyalarini saklayabildigi bir odacigi bir de asagida ekstra dolabi vardi. O kadarina da hakki vardi sanirim. Umarim onun icin manevi degeri olan seyleri ona sormadan atmamissindir. Onlarin kusagi belki KonMari yontemini bilmezlerdi ama kiymet vermeyi cok iyi bilirlerdi. Evin asil copcusu lafina takilmamak mumkun degil.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *