Orman geldi, hoş geldi

Sevgili günlük,

Sana son yazdığımda 40 haftalık, koca göbüklü bir gebeştim. Üstelik en büyük hayallerinden birini gerçekleştirmiş, koca göbeğiyle Urla balinası gibi serin sularda fışır fışır yüzmüş bir gebeştim. O kadar hoşuma gitmişti ki koca göbeğin suda hafifleyivermesi, Yıldıray bana “Doğurana kadar her fırsatta getiricem seni denize,” demişti. O günün ertesinde gidemedik. Sonraki gün 40. haftanın sonunda doktor kontrolüm olduğu için gidemedim. Hatta kontrolde bizim ufaklık hiçbir doğum emaresi göstermediği için rahattık. Ertesi sabah (5 Haziran cuma) erkenden gidecektik denize. Hava durumuna, rügarın yönüne de baktıydık, ideal şartlar mevcuttu. Continue reading

40 hafta

Uzun zamandır yazmıyorsam nedeni var. Bu gebelik hayli zorluyor bu sefer beni. Bilgisayar başına oturup da iki satır bir şey yazmak saatler sürüyor. Biraz oturuyorum, duramıyorum, kalkıyorum. Yarın 40 hafta doluyor. Bu sıralar doğurabilirim yani. Kısacası, maceranın sonuna geldik ve ben bu maceranın en muhteşem anını  dün yaşandı. Dün ben yıllardır hayalini kurduğum bir şeyi gerçekleştirdim. Hiç çocuğum yokken, bir gün çocuğumun olup olmayacağını düşünmediğim zamanlardan beri merak ettiğim, gerçekleştirmek istediğim bir hayaldi bu: Hamileyken denize girmek! Annem bana 7 aylık gebeyken denize girmiş. O zaman yaşadığı hissi anlata anlata bitiremezdi. “Nasıl hafiflemiştim, bir anda bütün o vücut yükü kaybolmuştu,” der dururdu hep. Continue reading

Acaba ne zaman?

run mamma runGebe insanlar için yazılıp çizilmiş kaynaklarda diyor ki, 37. haftayı bitirdiyseniz tamamdır bu iş, artık bundan sonra her an doğurabilirsiniz. Bebik doğduğunda rahatça dışarı uyum sağlar. Artık tamamen gelişmiştir. Ciğerleri de gürül gürül soluyabilir.

Şimdi bunu okuduk ya, pazartesi gününden beri bekliyoruz. Acaba ne zaman?

Çarşamba günü çok yoğun bir programımız vardı. Yıldıray bana ısrarla “Çarşamba doğurma!”” diyordu. Sonradan fikrini değiştirdi. “Hazır Avrupa yakasında olacağız. O gün işleri bitirelim, sonra doğur. Hemen hastaneye geçeriz.”

Oldu canım. Continue reading

Atölyeye veda

Bu sene yaptığım minyatür evlerin ilk halleriBugün seramik atölyesinde “jübilemi” yaptım.

Dile kolay, tam beş yıl olmuş. Canım arkadaşım Başak önayak olmasa kaçıracaktım bu beş güzel yılı.

Neler neler yaptım / yaptık orada. Seramik yapmak nasıl bir şeymiş onu öğrendim mesela. Peki öğrendim mi? Hayır, asla bitmiyor ki öğrenmesi. Seramik sonsuz bir derya… Yine de; Continue reading

Bizim bebişin ismi

bebek adiYavrulayacağımızı öğrenen insanların standart üç sorusu oluyor:

1) Cinsiyeti ne?

2) Kaç aylık? Ne zaman doğacak? Burcu ne?

3) Adı belli mi? İsim buldunuz mu?

Sıralama genelde hiç şaşmıyor. Kimse sağlığı yerinde mi? Bir sıkıntınız var mı diye sormuyor mesela. Varsa yoksa cinsiyeti… Başta bu meseleye epey takılıyorduk ama artık alıştık. 🙂

Bebeğin adı konusuna gelince… Bu konuda niyeyse batıl inançlıyız. Continue reading

Zen

Bebeğin doğumuna az kaldı. Son iki gündür hareketlerinde belirgin bir fark var. Daha şiddetli ve sert tekmeler (aslında topuk darbeleri) yiyiyorum. Başı iyice aşağıya dönmüş. Bu da kendini epey hissettiriyor. Her tekmeye bir kafa vuruşuyla eşlik ediyor artık.

İlk başlarda (dördüncü aya girerken) “Acaba ne zaman tekmeleyecek bu velet?” diye sabırsızlanırken, 20. haftada başlayan kıpırtılar, pıtırıklar giderek daha eğlenceli bir hal aldı.

Benim için asıl hamilelik 30. haftada başladı. Ondan öncesi fasa fisoymuş. 35. haftanın sonundaysa başka bir aşamaya geçtim. Karnımın içindeki her büyük hareket beni yerimden sıçratıyor. İrkiliyorum. Hatta bazen ürküyorum. “Acaba,” diyorum, “yoksa doğum mu yaklaşıyor?” Continue reading

İçimde neler oluyor?

İçimde neler olduğuna dair kimi teoriler üretiyorum. Örneğin:icimde neler oluyor

  • Bazı insanların ayaklarında topuk dikeni çıkar. Benimse göbeğimde topuk çıkıyor.
  • İçimdeki küçük insan şunlardan biri olabilir: Meksikalı, futbol fanatiği, hiphopçı, dansöz veya köçek. Karar veremiyorum.
  • Sanırım zaten obur olan bünyem, son zamanlarda daha da oburlaşınca,  farkında olmadan kaşık falan yuttum. İçerdeki de o kaçıkla sağ yanımda tünel kazmaya çalışıyor! Continue reading

Arayı açmışım ayol!

Yahu bu ne gevşeklik, ne aylaklık.

Günler olmuş, bir ay geçmiş, buralara uğramaz olmuşum.

Vallahi farkında değilim, billahi değilim. Bilgisayarın önünde mümkün olduğunca az vakit geçirmeye çalışıyorum, o ayrı. Zaten istesem de geçiremiyorum. Uzun uzun oturunca, göbek içi canlısı beni itip kakmaya başlıyor.  Bir Dolap Kitap zaten sürüyor, haftada bir de Blogcu Anne’ye misafir oluyorum. Daha da başka bir şey yazmıyorum. Bebik gelmeden yazılıp çizilmesi, yetiştirilmesi gereken işler var bir de. Haftada bir radyoya, iki kere de atölyeye gidiyorum, o kadar… Continue reading

Haftanın ismi #11

Ooo koca ekim ayını isim yazmadan geçirmişim. çok ayıp. Hiç de hatırlatmıyorsunuz.

Bu hafta bereketli isimler önereyim:

Kız adı: Kibele, Sibel (Sibel ismini kaynağı zaten Kibele’dir ve Kibele “Ana Tanrıça” demektir.)

Oğlan adı: Adonis (Aile geçmişi de, kendi hayatı da pek entrikalı, mitolojik bir kahraman. Aphrodite’nin de yari olur kendisi.. Bir de halk dilinde “baklava” tabir edilen kas grubuna adını vermiştir.)

Haydi madem sevgililerden gidiyoruz, bir de Attis’i önereyim. O da Kibele’nin yavuklusu olur.