Doğa arkadaşımın kutusu

Çok güzel bir oyuna katıldım ben. Daha doğrusu yazın ilk önce Yıldıray katıldı. Daha da doğrusu ailece katıldığımız bir oyun bu. Doğa Güncem blogunun yazarı Burcu Meltem Arık ile Banu Binbaşaran’ın önderliğinde başlatılan oyunun adı “Doğa Arkadaşımın Kutusu.”

Oyunun amacı doğaya yeni bir gözle bakmak, belki de bakmadığınız, her gün önünden gelip geçtiğiniz doğa parçalarını, canlıları, yaşamın değişik türlerini fark etmek ve çocuğunuz varsa ona da çevresini yepyeni bir gözle algılama şansı tanımak (ve belki de bu alışkanlığı kazandırmak.)

doga arkadasimin kutusu 1

Yaz kutumuzun içindekiler

Yaz sonunda katıldığımız oyunun ikincisini geçtiğimiz günlerde tamamladık. Her gündönümünde yenilenen oyunda grup liderleri sizi gizli bir doğa arkadaşıyla eşleştiriyor. Çocuğunuz adına katılıyorsanız, birbirine yakın yaşlardaki çocukları eşleştiriyorlar. (Öğretmenler sınıflarıyla da katılabiliyorlar.) Sonra belirtilen tarihe kadar başlıyorsunuz doğada gezinmeye. İster ormana gidin, ister mahallenizin sokaklarında yürüyün, ister az aşağıdaki sahilde yürüyüş yapın, ister apartman bahçenize göz atın. Amaç çevrenizdeki bitkileri “görmek”. Yaprakları, tohumları, meyveleri, dalları, deniz kabuklarını, salyangoz kabuklarını, ağaç kabuklarını, dikenleri, çiçekleri “görmek”. Sonbaharda kurumaya, çürümeye başlayan yaprakların nasıl bir dönüşüm geçirdiklerini fark etmek, kurumuş yaprakları özenle kitap aralarında kurutup renklerini hapsetmeye çalışmak, kozalakların altın oranına bir daha, bir daha hayranlık duymak, yakınlarında meşe ağacı var mı diye daha fazla aranmak… Continue reading

Ceviz Ağacı

Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda,
Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul’a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul’u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Nazım Hikmet

Taksim’de “meydan düzenlemesi” yapmaya başladıklarından beri sinirlerim gergin bekliyordum. İğrenç, ne idüğü belirsiz, betonla kaplı bir sözümona meydan projesi çıkardılar. Kentin altını üstüne getirdiler. Gezi Parkı’na da o zaman (muhtemelen daha bile önceden) göz dikmişlerdi. Ağaç var ya orda, kesilsin. Bunların hobisi bu: Ağaç kesmek. Çünkü bunlar sağda solda ağaç gördüler miydi kendilerinden geçiyorlar. Kessinler ki yerine afili binalar dikip ona buna satsınlar. Doldurun cebinizi. Daha ne kadar dolacak o cepleriniz bakalım.

Aman dikkat. Bunlar sizin balkonununzdaki saksıdaki toprağa bile göz dikerler. Öyle gözlerini hırs para bürümüş. Bunlar maaşları bizim paramızla ödenen polis denen türü insanların üzerine salmaktan çekinmez.

Yazıp yazıp siliyorum. Söylenecek o kadar çok şey var ve oturduğum yerden o kadar sinirleniyorum ki iki çift sözüğü bir araya getiremiyorum. Şu an bebeğim olmasa durmaz giderdim. Gidemeyince daha da köpürüyorum.

Metronun Gezi Parkı çıkışını kapamışlar. Sözümona insanlara engel olacaklar. Belediye başkanı desen ortada yok. Vali, emniyet müdürü telefonlara bile çıkmıyor. İnsanlar o güzelim çınarların altında ağaçlara sahip çıkmaya çalışırken, gözü dönmüş manyak polis kalleşçe, sinsice sabahın köründe gelip insanların üzerine gaz sıkıyor. Eyleme destek veren korna çalan arabalara bile su sıktıkları söyleniyor.

Dün Instagramda bir fotoğraf vardı. Polis kordonunun karşısında gülümseyerek kitap okuyan eylemciler… Polislerin suratları duvar gibi, ifadesiz. Acaba akıllarından ne geçiyor diye düşündüm. Birileri onlara emir veriyor. Onlar da ellerinde tazyikli su, biber gazıyla saldırıya hazır bekliyorlar. Acaba işin ucunda ağaçların kesileceğini bile bile nasıl içlerine siniyor? İnsanlıkları sıfırlanmış mı bunların? Özellikle bu şekilde mi eğitiliyo bu tür? O yüzden mi insanların üzerine bu kadar rahat saldırabiliyorlar? Vahşisin polis!

Baharın sağlaması

Bahar gelince coşuyorum ben. Dün sokakta dolanırken baharla ilgili bir şeyler yazayım diye geçiriyordum aklımdan. Demin bir baktım ki geçen yıl da yazmışım bu konuda. Hatta ondan önceki yıl da. Demek ki ben her yıl baharda baharla ilgili yazma eğilimindeyim.

akasya

Geçen seneki yazıdan bu yana çok şey değişti. Bkz. o yazıdaki fotoğraf. Öyle sahile gideyim, çayırda uzanayım, bir de bira açayım… Yok öyle şeyler artık. Guçi varken nereye gidip de bira içeceksin! Ayrıca yine o yazıdaki Mucurteker’e binmeler falan… O gün bisiklet tepesinde yağmuru yiyince bir güzel soğuk almıştım. Bisiklet zinciri de yağmur çamurdan haşat olunca ha bugün, ha yarın bakıma veririm derken, hamile kaldım. Bisiklete binmek yalan oldu. Tam bir yıldır bisiklete binmiyorum, binemiyorum. Şaka gibi. Zinciri takır takır olan yavrumun lastikleri de indi. Öyle küskün küskün bana bakıyor her gün. Az daha sabır Mucurtekerim. Bu Guçi oğlan düzgün uyumaya başlasın, ben sabahlarımı sana ayıracağım. Continue reading

Korkmayın ağaçtan bu kadar

Geçenlerde bir konuşmaya kulak misafiri oldum. Konuşan kişiyle bir samimiyetim olmadığı (ve biraz da huysuz bir tip olduğu için) açıkçası lafa ortasından dalmak münasebetsizlik gibi geldi; sustum.

Konuştukları konu ağaçlarla ilgiliydi. Kadıköy’de eskiden Salı Pazarı’nın kurulduğu, şimdi iğrenç bir otopark arazisi olarak kullanılan yerde kazı yapıldığından söz ediyordu bu kişi. Kazı yüzünden otoparkın bazı yerleri kapatılmışmış, ortalık birbirine girmişmiş. Kazının sebebini duyunca şaşırdım. Continue reading

Dut bitti, sıra erikte

Hatırlatma: Az sonra yazacağım olayın havasını daha iyi soluyabilmek için, daha önce yazılan “Ayın Salağı” başlıklı yazıdaki Yurdacan Bey karakterini iyice bir etüt etmeniz önerilir.
.

Cincüceler’in evinde sakin bir yaz akşamı yaşanmaktadır. Cincücegiller tatile gidememenin acısını zaman zaman sahile gidip dut avlayarak giderseler de, bastıran sıcaklar yüzünden bu alışkanlıklarından da vazgeçmek üzeredirler.

O akşam pek sevgili Müge, geleneksel Erenköy simitleriyle çıkagelmiştir. Cincüce sulak bir börek yapmış, Yıldıroğlan çay koymuş, balkon sefası yapmaktadırlar. Bir yandan da “Yarım saate dönerim,” deyip çıkıp giden pek sevgili Ali’nin 1 saat 45 dakikadır dönmeyişi onları endişeli bir bekleyişe sevk etmiştir. Ta ki kapı çalınana kadar…
Continue reading

Dut macerasına devam

Cincüce duttan bildiriyor sayın okurlar, dutseverler.

Ağacı bir de üstten ve içeriden fethedeyim dedim!

Sahildeki dut arsızlığımız tam gaz sürüyor.

Neredeyse gün aşırı ziyaret ettiğimiz, altında dostları ağırladığımız, adeta buluşma yerine çevirdiğimiz ve resmen kendi dutumuz bellediğimiz dutlarımız meyve vermeyi sürdürüyor.
Continue reading

Dut yemiş bülbüle dönmek

Bunun gibi birkaç avuç düşünün!

Of amanın amanın o ne duttu öyle! Dün, dinen yağmuru fırsat bilip, akşamüstü kendimizi sokağa attık. Ver elini sahil…

Kısa bir tur atıp dönecektik. Sonra bir baktık ki kendimizi bizim dutların orada bulmuşuz.

Daha birkaç hafta önce sahildeki dut dostumuzun önceki yıllara göre daha meyveli olduğunu söylemiştim ya hani… İşte o vakitten bu yana bizim dut ağacı güneşle işbirliği yapmış, dutlarını büyütüp ballandırmış. Uzanabildiğimiz kısımlardakiler henüz tam olgunlaşmasa da birkaç tane tadına bakabildik.

Ama asıl bomba bizim küçümen karaduttu. Yanındaki heybetli dut ağacına nispet yapar gibi, bizimki bir dutlanmış, bir dulanmış ki sormayın. Ellerimiz kararana kadar yedik, yedik, yedik…
Continue reading

İfrit Oluyorum No:13

Önceki gün Kadıköy’de işkenceyle eşdeğer bir budama vakasıyla karşılaştığımı yazmıştım. Bu yeni karşılaştığım bir şey değil. Özellikle son yıllarda başta belediyenin yetki verdiği kişiler olmak üzere kimi insan görünümlü caniler ağaçları buduyorlar. Ama nasıl? Budama yapılmasın demiyorum; ama budama yapmanın da bir kuralı ve mevsimi vardır. her ağaç aynı biçimde budanmaz; her ağaç budanmaz. Ama bu durum yanlış örnekleriyle karşılaşmak beni İFRİT EDİYOR!

Budama ağaçların daha verimli hale gelmesi için yapılır. Kuru dallarını ya da düşüp de tehlike yaratabilecek dallarını ayıklama işlemidir. Budama, ağacın görüntüsünü düzeltmek için yapılan şekillendirmedir. Budama, ağacın tüm ana dalları da dahil olmak üzere gövdenin tepeden uçurulması DEĞİLDİR. Ağaçları koca bir kütüğe çeviren zihniyete İFRİT OLUYORUM!!!
Continue reading