Gecenin bir yarısında “sevgili günlük”…

Sevgili Günlük,

Buraya daha sık yazmalıyım. Ki son zamanlarda bunu yapmaya çalışıyorum. Neydi? Bir hareketi 21 gün tekrarlayınca zihin onu alışkanlık olarak mı benimsiyordu? O zaman 21 gün boyunca her gün buraya bir şey yazabilir miyim acaba? Yazmak hoşuma gidiyor. Hakkında yazacağım şeyler o kadar çok ki (aslında hep çoktu da ben hep erteliyor ya da boş veriyordum) sanırım konu sıkıntısı asla çekmem.
Bu satırları güya yatmaya giderken bilgisayarımı kapatayım diye masama oturunca yazmaya başladım. Yatmaya giderken saat on ikiyi geliyordu. Şimdi bire on var. Az sonra yatağa girerim ve ben yastığa başımı iyice yerleştirdiğim anda çocuklardan biri (muhtemelen Micinik) uyanır. Ama bu saate kadar çalışıyorum ya; uyanmıyor sıpa. Halbuki on birde yatsam o saatte uyanırdı. Mekanizma ben yatınca çalışmaya başlıyor. Ya da Yıldıray yatınca. Şu an Yıldıray da çalışıyor. (Yaşasın gece sessizliğinde yapılan çalışmalar). Birazdan o da yatmaya gider. Ben de. Ve Mici hortlar. Kahrolsun Murphy yasaları!

Ay ne diyordum? Asıl yazacağım şeyi unuttum. Hah, evet, daha çok yazmalıyım. Yazdıkça devamı geliyor çünkü. Alışkanlık meselesi.  Gelelim konuya… Continue reading

İfrit No:6

"Kendi kendinin televizyonu ol." / Fotoğraf: Barbnerdy

Herkesin, ama herkesin akşamları televizyon karşısına geçip, aptal dizileri izleyip aptallaşmasına İFRİT OLUYORUM. Bu ne biçim bir alışkanlık böyle ya? Neyin açlığı? İnsana adam gibi iki çift bir şey katanı da yok ki bu dizilerin. Nesini izliyorsunuz? Niye izliyorsunuz?

İnsanların boş boş televizyona bakmalarına İFRİT OLUYORUM! İşten eve gelen, yemek yiyip, sonra da yatana kadar dizi izleyen tanıdıklarım var. Sonra da hiçbir şeye zamanlarının olmadığından yakınıyorlar.
Continue reading