Sulak zamanlar

Zaman su gibi akıp geçiyor ve ben yine bir şeyleri yapamadan zaman ellerimden akıyormuş hissine kapılıyorum. Böyle durumlarda beni en çok rahatlatan şey yazmak. Üstelik aertık onu bile doğru dürüst yapamıyorum. Yazmadık.a içimde bişeyelr birikiyor, dolup taşıyorum. Bu taşmalar zaman zaman öfke patlamaları şeklinde de oluyor ki işte iş bu noktada ciddiye biniyor. Ruhumda, zihnimde bir yerlere bir kanal falan açmam lazım ki o kanaldan sakin sakin aksın beynimden çıkasıcalar.

Geçenlerde Yıldıray’la konuşuyorduk ve ben yine “Hiç bir şey yapamıyorum, hiç bir şeye yetişemiyorum, her şeyi yarım yamalak yapıyorum,” diye vıdı vıdılıyordum. “Saçmalamasana, seni iki tane çocuk büyütüyorsun, ona odaklansana,” dedi. Buna benzer diyaloglar yirmi bin defa geçmiştir herhalde aramızda. Çocukları büyütüyorum, evet, ama bu ekstra bir durum olmamalı. Onlar artık içinde bulunduğum yaşamın demirbaşı ve gerçeği. Ekstra bir iş değil ki çocuk büyütmek. Bundan sonra onlarsız olamam. Demek ki onlar varken bir şeyler üretebilmenin yolunu bulmam gerek. Bir bulabilsem…

Bir yandan ben de artık hiç bir şey yapamamayı kabullendim. Yapmıyorum da. Yapamıyorum. Zaten Orman geldi geleli bir şey yapmaya çalışmaktan vazgeçtim. Yapmaya çalıştıklarımı da yarım bırakıyorum.

evdeki atolye

Çilingir sofrası misali, çilingir atölyesi.

Sorun şu ki ben yapmamayı seçip dursam da zihnim durmuyor. Minyatür kitap fikirleri uçuşup duruyor. Seramikten neler yapabilirim diye notlar alıp duruyorum. Lanet olası Pinterest de dipsiz kuyu mübarek! Şeytan dürtüyor, gidip tıklıyorum Pinterest ikonuna. Sonra da al alabilirsen beni oradan. Başlayıp da bitiremediğim kitap projelerim ayrı bir dert. Cümle cümle ilerliyorlar. Continue reading

Atölyeye veda

Bu sene yaptığım minyatür evlerin ilk halleriBugün seramik atölyesinde “jübilemi” yaptım.

Dile kolay, tam beş yıl olmuş. Canım arkadaşım Başak önayak olmasa kaçıracaktım bu beş güzel yılı.

Neler neler yaptım / yaptık orada. Seramik yapmak nasıl bir şeymiş onu öğrendim mesela. Peki öğrendim mi? Hayır, asla bitmiyor ki öğrenmesi. Seramik sonsuz bir derya… Yine de; Continue reading

Ormanda at koşturmadan ev inşa ediyorum

Adamın biri İstanbul’un son kalan ormanlarında at koşturadursun, ben sessiz sedasız, çevreye zarar vermeden ev inşa ediyorum.

Son birkaç yıldır sağa sola ev resimleri karalayıp duruyordum. Geçen sene seramik atölyesinde bunları bir de seramikten yapayım dediydim de ders programı uygun olmadığı için yapamamıştım. Daha da önceki yıl yeğenim için bir gece lambası yapmıştım; ama öylesine, hızlı yapılmış bir işti o. Bir de kuş evi yapmıştım. Bak, onu seviyorum doğrusu.

Bu sene gebeşliğin getirdiği göbek farkı avantajla, örtmenim beni yıllık müfredattan muaf tuttu. Ben de atölyenin bir köşesinde, sevgili evciklerimi çamurdan çamurdan yapmaya başladım. Şimdilik üç iş çıktı ortaya. Henüz hiçbiri fırınlanmadı. Continue reading

Evi baykuşlar bastı

Bu sene seramik atölyesinde istediğim verimi sağlayamadım. İlk sömestr alçı kalıp yapmakla (daha doğrusu debelenmekle) geçti. Öğretmenimin ne yazık ki yanlış yönlendirmesi benim kalıbımın sorunlu çıkmasına neden oldu. Yılmayıp, bir başka desenle yeni bir kalıp yaptım ama o arada sömestr bitti. İkinci yarıyılda da sağlık problemleri vs. derken, atölye konsantrasyonum tam anlamıyla çöktü. Bir de üstüne kadınlar hamamı gibi bir ortam ekleyin. Ben seramik yaparken sakinlikten hoşlanıyorum; bu durumda bağıra çağıra konuşan, kahkahalar atan ve gürültü yapan kadınlarla dolu bir mekan bana göre değil maalesef. 🙁

Sonuç olarak bu sene çok çok az iş ürettim. Seçtiğim konu baykuştu. Baykuşlarım sabırla bitirilmeyi beklediler. Sonunda sağ salim evlerine kavuştular. İşte 2012 baykuş hasılatım: Continue reading

İlginç bir seramik tekniği: Saggar

Bir süredir evdeki organik atıkların bir kısmını seramik atölyesine taşıyorum. Annem ve Yıldıray benim için çalışıyorlar. Yıldıray’ın yediği bütün kabak çekirdeklerinin kabuklarını götürdüm mesela. Annem ceviz kabuklarını, zeytin çekirdeklerini ve portakal kabuklarını biriktirdi. Bir paket de kullanım zamanı geçmiş bitki çayı… Hatta işi abartıp balık kılçığı bile götürdüm okula. Continue reading

Kuş Evi

Kuş evimin taslağı

Kadıköy Halk Eğitimi Merkezi’nde ders aldığım seramik atölyesi Milli Eğitim’e bağlı olduğu için, her sömestr sonunda bir sınav işi yaparız. Bu sene öğretmenimiz işi tersine çevirdi. Seneye sınavla başladık. Konu “kuş evleri” oldu. Herkes doğal olarak Osmanlı kuş evlerini incelemeye başladı. Geleneksel Türk evi mimarisine de baktılar.

Ben zaten yapılmış olan bir şeyi yapmak istemediğim için bana ait bir şey tasarlamak istedim. Çıkış noktam Çatalhöyük’ün kutu kutu evleriydi. Yıldıray, kâğıt üzerinde ortaya çıkan şeyi Brezilya’daki gecekondulara benzetti.
Continue reading