Cincüce’nin girişimcilik günlüğü 3

Sevgili Günlük,
Son birkaç gündür neredeyse bulutlarda geziyordum. Kuş gibi hafiflemiştim. İçimde bir neşe, bir coşku…
Bu sabah fos diye söndü balonum, indim yere.
Geçen perşembe günü KOSGEB eğitimi için mülakata gittim. “Saat 11’den önce gelmeyin,” demişlerdi. Ben yine de on buçuk gibi gittim ki amanın! Oturacak yer kalmamış, sırada bekleyen bir sürü kişi. Benden önce 8-10 kişi vardı. Ne zaman gelmiş bu insanlar? neyse, oturdum, başladım beklemeye. İnsanlar teker teker içeri alınıyor, açık kapıdan da konuşmalar az da olsa duyuluyor. Ben kulakları yelken gibi kabarttım tabii. Continue reading

Yaşlandım galiba

Ya sevgili günlük, bak ne güzel işler yapıyordum. Kâğıtlar kesiyordum, polimer killerimi çıkarmıştım, çalışmalara başlamıştım. Nereden çıktı bu bilek ağrısı?

İşin aslı bir süredir sürünüyorum ben. Hamlamıştım, emzirirken, Guçi’yi kucakta sallarken sırtım yamulmuştu zaten. Fizik tedavici birkaç egzersiz vermişti; onlar işe yaramazsa fizik tedavi düşünülecekti. Sonra daha sırtı toparlayamadan en büyük darbeyi Micinik hayatımıza girmeye karar verdiğinde aldım. Tam bisikletin bakımını yaptırıp ilk ısınma turlarını atmıştım ki hamile olduğumu öğrendim. Bizim buralar çok yokuşlu olduğu ve ben de uzun zamandır bisiklete binmediğim için hamileyken bisiklet tepesine gezinme riskini göze alamadım. Böylece sırtı, bacakları, eklemleri açmaya fırsat bulamadan aylar geçti. Sonra bu sefer Mici’yi emzir, salla, uyut faslında sırtım feci. Bayağı ağrı çekiyorum. Hamilelikte başlayan diz ağrısı (hep bisikletsizlikten bak) son bir iki aydır çok zorluyor. Yıllar önce geçirdiğim bisiklet kazasında çarpıştım o dizi. Sanırım ondan beri iflah olmadı. Zayıf bulduğu yerden de haince saldırdı. Önceki hafta bahçede çok zorladım ve birkaç gün yürüyemedim. Sonra Loise Hay’in “Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri” kitabını aldım elime, diz için gerekli olumlamaları yaptım, geçti. Valla bak!  Continue reading

Baharın sağlaması

Bahar gelince coşuyorum ben. Dün sokakta dolanırken baharla ilgili bir şeyler yazayım diye geçiriyordum aklımdan. Demin bir baktım ki geçen yıl da yazmışım bu konuda. Hatta ondan önceki yıl da. Demek ki ben her yıl baharda baharla ilgili yazma eğilimindeyim.

akasya

Geçen seneki yazıdan bu yana çok şey değişti. Bkz. o yazıdaki fotoğraf. Öyle sahile gideyim, çayırda uzanayım, bir de bira açayım… Yok öyle şeyler artık. Guçi varken nereye gidip de bira içeceksin! Ayrıca yine o yazıdaki Mucurteker’e binmeler falan… O gün bisiklet tepesinde yağmuru yiyince bir güzel soğuk almıştım. Bisiklet zinciri de yağmur çamurdan haşat olunca ha bugün, ha yarın bakıma veririm derken, hamile kaldım. Bisiklete binmek yalan oldu. Tam bir yıldır bisiklete binmiyorum, binemiyorum. Şaka gibi. Zinciri takır takır olan yavrumun lastikleri de indi. Öyle küskün küskün bana bakıyor her gün. Az daha sabır Mucurtekerim. Bu Guçi oğlan düzgün uyumaya başlasın, ben sabahlarımı sana ayıracağım. Continue reading

Acaba ne zaman?

run mamma runGebe insanlar için yazılıp çizilmiş kaynaklarda diyor ki, 37. haftayı bitirdiyseniz tamamdır bu iş, artık bundan sonra her an doğurabilirsiniz. Bebik doğduğunda rahatça dışarı uyum sağlar. Artık tamamen gelişmiştir. Ciğerleri de gürül gürül soluyabilir.

Şimdi bunu okuduk ya, pazartesi gününden beri bekliyoruz. Acaba ne zaman?

Çarşamba günü çok yoğun bir programımız vardı. Yıldıray bana ısrarla “Çarşamba doğurma!”” diyordu. Sonradan fikrini değiştirdi. “Hazır Avrupa yakasında olacağız. O gün işleri bitirelim, sonra doğur. Hemen hastaneye geçeriz.”

Oldu canım. Continue reading

Bahar geldi hoşgeldi

Bahar… En sevdiğim mevsim. Ayıptır söylemesi ayılarla çok şahane empati kurabiliyorum bu mevsimde. Düşünsenize bir, mağaranızda tüm kış yan gelip yatmışsınız, uyumuşsunuz. Uyumayıp da ne yapacaktınız? Hava zaten karanlık, kasvetli, tam ifrit olma havası yani. Sonra bahar geliyor. Yani kış uykusundan çıkma zamanı. İşte empati kurduğum an budur. O kasvetli havayı kışkışlayıp güneşe çıktığınız an. Üstüne daha güzel bir şey tanımam.

İçiniz fıkır fıkır, güneşi gördükçe aşık olmuşsunuz gibi pır pır kelebekler uçuşmuyor mu sizin de içinizde? Yerlerde, çayırda çimende yuvarlanma isteği duymuyor musunuz? Valla ben duyuyorum. Kelebek kovalamak, çiçekten çiçeğe konmak falan istiyorum. İçim içime sığmıyor. Moralim bozuk bile olsa, içimde bir yerlerde 21 Mart’tan itibaren otomatik olarak devreye giren bir “Bahar geldi, için hoppidik hoppidik kaynaşsın!” düğmesi var. (Maalesef bunun ayran gönüllü olmak, dikkat dağınıklığı ve aklı beş karış havada dolanma gibi yan etkileri de var.)
Continue reading

Mucurteker masalı

Cuma akşamı Yıldıray “Bence FriendFeed’e bir bakmalısın,” dedi. Geç bir saatti. Epeydir FF’e girmemiştim. O sırada Belgariad dizisinin son cildinin son bölümlerini okyordum ve başka hiçbir şeyle ilgilenmek istemiyordum. Yıldıray “Ama bunu hemen görmen lazım,” diye üsteleyince, öfür pöfür kitabı kapattım.
Bilgisayarı açtım.
FriendFeed’i açtım.
Direkt iletiler’i tıkladım.
Amanıııın! İşte bu açıldı:
Continue reading

“İnternetime Dokunma!”

Fotoğraf: mkg0

Dün oradaydım. Taksim’de… “İnternetime Dokunma!” eylemine katılmak için. Gitmesem vicdan azabı duyardım. Gitmesem bir şeyleri eksik bırakmış, suya sabuna dokunmamış gibi hissederdim. Az daha gidemiyordum. Sabah işlerimi yetiştiremeyecek gibiydim. Bir gün önce tüm günü dışarıda geçirmiştim. Sonra bir senaryo yazdım, pir yazdım. Hayatımda yazdığım en hızlı senaryoydu sanırım. Demek insanın paçaları tutuşunca daha iyi iş çıkarıyormuş.
Continue reading

Değişim

Geçen gün Hıdrellez’de dilemeyi düşünüp de kağıda yazmayı unuttuğum bir şey vardı. Yeniden düzenli yoga yapmak, çigong yapmak… Kağıda yoga hocamın ve çigong eğitmenimin birer resmini yapmayı düşünmüştüm. 🙂 Yok, kardiş, ben evde yapamıyorum bu işleri. Çünkü sabah istediğim saatte uyanamıyorum. Öyle arada bir yapmakla işe yaramıyor bu işler. Düzenli yapacaksın. Akşamları yapmak iyi geliyordu ama akşam da bilgisayara yapıştığım için (ya da seramik atölyesinden çamur kıvamında geldiğim için) yorgunluktan motive olamıyordum. Bir de bisiklet yoganın önüne geçtiğinden beridir, yogayla bir güzel uzatıp, esnettiğim kaslarım bisiklet yüzünden toparlanıp şişiyor.

Yetmezmiş gibi TRT’deki son bir yılda canıma okuyan, berbat-stresli-negatif-(buraya olumsuz başka ne varsa onu koyun) iş yüzünden bedenimin iyice kasılmış olması tuz biber oldu. Kısacası uzun zamandır Quasimodo gibi biri olmuştum.
Continue reading

Ayın salağı

Hani lokantalarda duvara bir “Ayın Elemanı” panosu asılır. Bir panonun tepesinde en sırıtkan pozuyla görürüz elemanı. O ay için 5 Pekiyi almıştır. Ben o kavramı aldım, “birazcık” değiştirip bizim eve uyarladım. İşte huzurlarınızda “Ayın Salağı”. Yani ben!

Olay nasıl gelişti?

Akşamüstü Yıldıray’la eve döndük. Bisikletliydik. Ben önden çıkıp kapıyı açtım. O arada bisiklet çantası Mucurteker’in dengesini bozunca, Mucurteker huysuzlaştı. O tepişince dirseğim acıdır. Dirseğim acıya acıya Mucurteker’i odaya götürdüm. O arada Yıldıray da peşimden geldi. Sonra herkes bilgisayar başına geçti.
Continue reading