Bir belediyecilik hizmeti olarak temizlik

Geçtiğimiz haftalarda bizim sokağın kaldırımlarını yeniden yaptılar. Epey uzun ve zahmetli ve TOZLU bir işti bu. Sokağın aşağısından başladılar, bizim binanın önünden geçtiler, yukarıya doğru gittiler. İlerledikleri yol boyunca da doğal olarak geride bolca toz, toprak, kum kaldı. Sonra çekip gittiler. Bolca toz, toprak, kum kalmaya devam etti. Kaldırımlar yapılırken o kumları da bir yandan süpürüp faraşlarla temizleyebilirlerdi; temizlemediler. Fazladan iş.

Yol kuruyken rüzgar estikçe Sahra Çölü’nün kum fırtınalarını aratmayacak bir ortam oluşuyordu. Arada yağmur yağdı yağmasına ama kum ağır çektiği için yolun kenarında birikip kaldı.  Continue reading

Kartopu

Kar yağdı diye çocuklar gibi şendim.
Geçen cuma akşamı üç beş yağdı diye nasıl sevindim; sonra ertesi güne hepsi eridi diye nasıl üzüldüm.
Sonra bir daha yağdı diye nasıl sevindim; sonra haydi tutsun diye nasıl heveslendim.
Pazartesi gecesi arkideşlerle sahile gittik, üçe üç takım kurup mini kartopu savaşı yaptık. Kar yapışmıyor, dağılıyor diye kara çamur attık.
Sonra salı gecesi bir yağdı, bir yağdı. İstanbul’un her yerinde zaten almış başını gitmişti. Lakin bizim küresel ısınmadan muzdarip Erenköy sokaklarında bu kadar tutmasını beklemiyordum. Aferin.
Biz de gece yarısını bekledik ve:
Continue reading

İki yaş sendromu

İki yaş sendromunun mahalle halkına etkileri üzerine bir inceleme

Yakın arkadaşlarımız bilirler ki, biz amansız birer dedikoducuyuz. Kediyi merak öldürmüş derler. Ben de davranışları kedilerle ciddi benzerlikler gösteren biri olarak, burnumu sokabileceğim en son yere kadar sokarım.

Evimize gelen çok yakın arkadaşlarımız bilir ki, sokağın diğer yanındaki, bizim balkonun tam karşısındaki apartman bizim özel ilgi alanımızdır. Kim girmiş, kim çıkmış, kim kime ne demiş, kim taşınmış, yerine kim gelmiş, kim kime haset duyuyor, kim uyuz, kim sevimli biliriz. Bizden kaçmaz. Kaçamaz; çünkü evimizdeki ömrümüzün yaklaşık üçte ikisi balkonda geçer. (Balkonda bulunan kalorifer ve buzdolabı da soğuk ve sıcak ayların en verimli biçimde geçirilmesini sağlıyor.) Continue reading

İşte ağaçlarım!

Geçtiğimiz haftalarda yazmıştım: 2011 yılı “Ağaç Yılı”ymış. Amacı ne bu Ağaç Yılı’nın? Yakın çevrenizdeki doğayı gözlemlemek elbette. Daha güzel bir amaç olabilir mi?  Yapmanız gereken tek şey bahçenizde, evinizin karşısında, sokağın köşesinde bulunan ya da her gün işe giderken önünden geçtiğiniz bir ağacı (ya da ağaçları) seçmek. Sonra yıl boyunca “ağacınızı” gözlüyorsunuz. Yağmurda rengi değişiyor mu? Yapraklarını döküyor mu? Yeni tomurcuklar veriyor mu? Çiçek mi açtı? Üstüne kuşlar yuva mı yaptı? Artık yıl boyu başına ne gelecekse…

Ben de senenin başında ağaçlarımı seçtim. İlki, iki sokak aşağımızdaki köşe başını işgal eden şahane dut ağacı. Ben ona “Dudu” adını verdim.
Continue reading

2011 Ağaç yılı

2011 Ağaç Yılı

En sevdiğim, severek, hatta iştahla okuduğum bloglardan biri Sinek Sekiz. Sinek Sekiz’i her tıkladığımda burnuma ıslak toprak kokusu, çimen kokusu, kekik kokusu, kulağıma cırcır böceklerinin, kuşların cıvıltısı gelir. Açıp turlayın içinde, gerçekten güzel bir hikayeleri var. Çevreyle, yaşadığımız dünyayla (evimizle) ilgili de insanın gözünü açacak bilgiler paylaşıyorlar. Bu bilgilerden birine de az önce rastladım.

Meğer 2011 yılı “Ağaç Yılı” imiş. Sinek Sekiz diyor ki:

Continue reading

Geçen hafta neler oldu?

Kendi halinde, sakin, munis bir hafta geçirdim. Ömrümün bu bir haftası iş, ev, iş, ev, seramik atölyesi, ev ve iş arasında zikzak dikiş şeklinde ilerledi.

Sarman kedi Kaymak geri döndü. Kaymak benim ona verdiğim isim. Onun kendisine verdiği ismin ne olduğunu bilmiyorum. Bir gün, bir anda çıkagelen Kaymak, iki hafta önce ortadan kaybolmuştu. Hem biz, hem karşı binadaki “Japon’un Kocası” ısrarla seslendik; ama Kaymak gelmedi. Sonunda geçen hafta döndü. Tıpkı dört gün boyunca ortadan kaybolan Agatha Christie gibi, Kaymak’ın da nereye gittiği, ne yaptığı, başına ne geldiği henüz sır.
Continue reading

Kirpi!

Dün gece çok civcivli dakikalar geçirdik. Evde herkes kendi halinde takılırken, çay almak için balkona çıkan Yıldıray bir anda feveran etti: “Çabuk gelin, çabuk gelin! Çabuk, çabuk!!!” Öyle aniden ortalığı ayağa kaldırınca ben de kendimi balkona attım. Sandım ki sokaktan yine garip bir tip geçiyor. (Bilmeyenler için söyleyeyim, çay için balkona çıkmamızın nedeni bizim balkonda koca bir semaverin durmasıdır ve bizim sokaktan gerçekten çok ama çok tuhaf kişiler geçer. Ama bunların ikisi de ayrı birer yazı konusu. )
Continue reading