Ne kadar dilersen o kadar gerçek olur (mu acaba?)

Geçen sene bir dükkan görüp hayallere dalmıştım ya hani. Sonradan orası tutuldu tabii. Ben de atölye fikrini bir süreliğine kafamdan atmıştım. Son haftalara kadar. Artık o atölye kurulacak. Çok net. Nasıl bir yer olacağını da hayaller defterime ve buraya yazıyorum.

Benim bu atölye maceramda en bilinmez kısım kiralanacak yer. Seramik işi yapmaya uygun bir mekan olmalı, mümkünse açık alanı olmalı, dükkan gibi de kullanılabilmeli, vitrini olmalı ve insanların gelip geçtiği, göz önünde bir yerde olmalı. En önemlisi kirası uygun olmalı. İşte bu kira kısmı beni endişelendiriyor. Çünkü Urla coşmuş durumda. Kör olası rant davasına, milletin gözünde dolar işaretleri dönüyor. Emlakçılar ellerini ovuştura ovuştura geziniyorlar. mal sahipleri “Burayı da Alaçatı yapalım, gelsin paralar!” şeklinde geziniyorlar. Bu şartlarda ucuza dükkan bulmak zor. Continue reading

Cincüce’nin girişimcilik günlüğü 2

Mucizevi bir şekilde üç gecedir uyuyoruz sayın seyirciler! Bizim Mici her nasıl olduysa akşam 23.00-24.00 arasındaki ve bazen gece 2’deki, 3’teki nöbetinden vazgeçti. hele dün gece hiç uyanmadı diyebilirim. Gece 12’ye doğru uyuyup sabah beşte uyanmak her Cincüce’nin yaşadığı bir mutluluk değil! (Bu arada öbür uykusuz Guçimiz bir kütük oldu ki, bir fosur fosur uyuyor ki sormayın.) Aman maşallah, dostlar başına, tü tü tü, tak tak tak (tahtaya vur, bi de poponu kaşı!)

Yavruların uyku uyuması da benim pazartesi sabahı insan gibi kalkabilmeme, kahvaltı edip  -geç kalmadan- yollara düşmeme olanak tanıdı. (Düşünün ki ben çıkarken -8:30- Mici yeni uyanmış, Guçi ise hâlâ uyuyordu!!!)

Urla’ya her yürüdüğümde yaptığım gibi geçerken Şöperidik’e uğradım. Kendisi aşağı sokakta bulduğu gölgelerde uyumaya bayılan kangal kırması bir köpecik. “Gidiyorum, geliyor musun*” deyince pıtır pıtır peşimden gelip Urla’ya kadar eşlik ediyor bana ibiş. Bugün sokağın köşesine kadar yürüyüp vazgeçti. Yola yalnız devam ettim. Hedef: Urla Esnaf ve Sanatkârlar Odası. Cuma günü yarım kalan işi tamamlayacağım.

Esnaflığın tanımını yeniden yazmaya geldim hehehe

Cincüce Bobin Hizmetleri (@cincuce) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()


Gittiğimde bana bir test verdiler. Meğer esnaf olmak için bile test çözülüyormuş. Continue reading

Cincüce’nin girişimcilik günlüğü 1

Bu seramik atölyesini açma faslını çok civcivli geçecek dostum. Evet, bugün bunu öğrendim. Multimilyoner olmadığın sürece sürecin kolay geçmeyeceğini biliyordum elbette; ama yoluma çıkacak keyfi engelleri de düşünmemiştim esasen.

İşin doğrusu, son yıllarda beni fazlaca estkisti altına alan karamsar duyguları kışkışlamıştım bu sefer. Vallahi de billahi de Polyanna’dan halliceyim bu seramik işi mevzusunda. Ama bugün git, yarın gel alışkanlıklarını unutmuştum. Continue reading

Hayal etmesi bedava

Ülke gündeminde anormal bir şeyler yaşanmadığı (ki pek mümkün değil) ya da çocuklar beni iki yaş, üç yaş ya da o nevi sendromlarıyla delirtmediği (ki bu da pek olan bişey değil) zamanlarda, eğer başka bir işim yoksa hayal kuruyorum.
Neyi mi hayal ediyorum?
Seramik atölyemi elbette!

hayal etmesi bedavaMasa şöyle şöyle bir masa olur, diyorum. Acaba mermer masa mı yaptırsam, ahşap mı? Mermeri temizlemek kolay, ahşap çamurun nemini alır, diyorum. Karar veremiyorum.
Raflar kesinlikle ahşap olmalı, diyorum.
Çam olmalı mutlaka.
Çam değilse beyaza boyayabileceğim bişeyler olsun, diyorum.
Kendim boyarım. Ortam beyaz olmalı ki, seramikler çıksın ortaya.
Mavili beyazlı işler bir yanda durur; siyah beyazlar onların yanında… Bir tarafta toprak tonlarında işler olur. Turkuazlar, indigolar, buz mavileri, kobaltlar; bej, hardal, kahve ve hakiler; çizgililer, beneklileri, efektliler, kazımalar, sırt altına desenler…
Belki eskicide güzel bir şeyler bulup koyarım bir kenara.
Mesela vitrinde bir küçük sehpa ya da konsol olmalı. Bitmiş ürünlerin bir kısmı onun üzerinde sergilenmeli. Ara ara da değiştirmeli sergidekileri. Continue reading

Kendime biçtiğim değer

Epeydir kafamın içinde bin türlü düşünce dönüp duruyor. Kasırgayla Kansas’taki çiftlikten Oz Ülkesi’ne savrulan Dorothy misali ben de uçup gidecektim neredeyse. En azından kafam. Neyse ki aklımı tuttum kafatasımda, uçmadı.

Bu blogu ucundan da olsa takip edenler bilir; ne yapıyorum, neler hayal ediyorum, evde çalıştım, çalışamadım, ürettim, üretemiyorum feryatlarımdan herhalde gına gelmiştir herkese. Başta da bana. Sonunda evde çocuklarla yapamıyorum şikayetlerime noktayı koydum. Nasıl mı? Atölye açacağım.

alci torna

Bir zamanlar ben, alçı torna çekerken…

Bunu yapmam gerekiyor. Çünkü bunu hakediyorum. Sağda solda yapılan işleri gördüğümde eskiden “Ya bak insanlar ne güzel yapıyor, üretiyor,” diyordum. Sonra aklıma gelen fikirlerin pekçoğunun ya da benzerlerinin bir biçimde yapıldığını gördüm. Biraz daha ilerledim ve çok özensiz ve basit yapılmış işlerin (burada işten kastettiğim seramik ürünler) hak etmediği fiyatlarla sunulduğunu gördüm. (Son örneği Barbaros Köyü’ndeki şenlikteydi.) Seramik atölyesinde yaptığımız işleri Ayla Hoca elli defa düzelttirirdi. Bizim hocadan beş peki alamadığımız işler bile bu dediğim sergi ürünlerinden bin defa daha iyi. Ya da şöyle diyeyim, ben o ürünleri çıkarıp satsam öğretmenimiz ayıplardı. Diyeceğim şu ki, insanlar neler neler yapıp, üzerine bir güzel sır atınca o iş güzel seramik ürünü oluyor bilmeyenin gözünde. ama ben mükemmel yapayım derdiyle kastırdıkça yerimde sayıyorum. Mükemmel yapmayayım ama derli toplu, hak ettiğini alan ürünler yapayım. üstelik yapabilirim de. Yaptığım işe ve becerilerime değer verme zamanım geldi. Continue reading