Mutlu olmak = Vicdan azabı

İnsan mutlu olunca vicdan azabı duyar mı? Vicadanı sızlamasın diye onu mutlu eden şeylerden kaçar mı? Ben tam olarak böyle gelgitler yaşıyorum epeydir. Hangimiz yaşamıyor ki? Böyle her şeyin b.k gibi yaşandığı bir ülkede artık neye üzüleceğimiz bilemezsek, her olayın arkasında art niyet ararken, herkesi kötü bilirken, üstelik kötülerin ellerini kollarını sallayarak gezindiğini görürken, paranoyayla sarınıp sarmalanmışken kolay değil ki mutlu olmak.

Harry Potter serisinde Voldemort güçlendikçe büyücüler dünyası nasıl da biçim değiştirmeye başlamıştı… Harry’nin 11 yaşında aldığı çağrı mektubuyla adım attığı sihir dünyası ilk başta nasıl da ışıl ışıldı. Ama 4. kitabın sonundan itibaren işler değişmeye başlamıştı. Voldemort güçlendikçe yandaşları da güçlenmişti. Sihir Bakanlığı yavaş yavaş tavır değiştirmeye başlamış, son bölümdeyse artık işler iyice çığırından çıkmıştı. Doğru, dürüst, her şeyi usulünce yapan biriyseniz bu dünya artık size göre olmuyordu. oyunuzu kötülükten yana kullandıysanız arkanız sağlamdı. J. K. Rowling bir fantezi dünyası yaratmış olabilir; ama dediği şeyler ha sihirbazlar ve cadıların dünyasında olmuş, ha bizim dünyamızda, çok da fark etmiyor aslında. Continue reading

Son zamanlarda rastladığım en eğlenceli blog

Haftalar önce Yıldıray bir blog adresi yollamıştı bana: “Reasons My Son Is Crying“. Son zamanlarda rastladığım en komik blog (daha doğrusu bir  foto-flog bu). Blogun sahibi olan Greg Pembroke adlı bir baba, oğlunun ağladığını anları görüntüleyip altına da ağlama nedenini yazmış. Bunlar o kadar saçma sapan nedenler ki… Bir girip dolanmanızı öneririm.

Yakın zamana kadar sadece kendi çocuğuna yer veren Pembroke, “Sizin çocuğunuz neden ağlıyor?” diye bir post yayınladıktan sonra insanlardan da fotoğraflar almaya başlamış. Hatta bir yarışma bile düzenlemiş bu konuda.  Bir Facebook sayfası da bulunan blogdaki ağlama gerekçelerinden birkaç örnek: Continue reading

Çocuk felcini bitirmeye şu kadar kaldı!

sukadarkaldiBen çocuk felci diye bir hastalık artık yok sanıyordum. Az önceye kadar. Meğer bitmemiş. Hâlâ görülebilen bir hastalıkmış çocuk felci.

Az önce posta kutumu temizlerken Yeşilist‘ten gelen bir e-postaya denk geldim. Uluslararası Rotary Vakfı, çocuk felcini dünya üzerinden silmek için bir kampanya yürütüyormuş. Yeşilist de bu kampanyaya destek vermek için bir adım atmış. Sitede yazdıklarına göre,

  • Çocuk felci vakaları 1980’lerin sonundan bu yana oldukça azalmış ama tamamen bitmemiş.

  • Önlem alınmazsa önümüzdeki 40 yıl içinde 5 yaşın altındaki 10 milyon çocuk bu yüzden sakat kalabilirmiş.

  • Afganistan, Pakistan ve Nijerya’da bu hastalık henüz önlenebilmiş değilmiş.

sukadar-cincuceKampanyaya destek vermek de çok kolay: Yeşilist’in açtığı “Şu Kadar” sayfasına gidip “Çocuk felcini bitirmemize ‘şu kadar’ kaldı,” simgesi yapmak ve o simgeyi yaparkenki fotoğrafınızı siteye yüklemek.

Yollanan her simge (yüklenen her fotoğraf) için bir adet çocuk felci aşısı bağışlanıyormuş.

Siz de desteğinizi eksik etmeyin. Sadece “şu kadarcık” kaldı.

İki yaş sendromu

İki yaş sendromunun mahalle halkına etkileri üzerine bir inceleme

Yakın arkadaşlarımız bilirler ki, biz amansız birer dedikoducuyuz. Kediyi merak öldürmüş derler. Ben de davranışları kedilerle ciddi benzerlikler gösteren biri olarak, burnumu sokabileceğim en son yere kadar sokarım.

Evimize gelen çok yakın arkadaşlarımız bilir ki, sokağın diğer yanındaki, bizim balkonun tam karşısındaki apartman bizim özel ilgi alanımızdır. Kim girmiş, kim çıkmış, kim kime ne demiş, kim taşınmış, yerine kim gelmiş, kim kime haset duyuyor, kim uyuz, kim sevimli biliriz. Bizden kaçmaz. Kaçamaz; çünkü evimizdeki ömrümüzün yaklaşık üçte ikisi balkonda geçer. (Balkonda bulunan kalorifer ve buzdolabı da soğuk ve sıcak ayların en verimli biçimde geçirilmesini sağlıyor.) Continue reading

Çocuk istismarına karşı harekete geçin.

Az önce bir ankete katıldım. Konu “çocuk istismarı”. Çocuk istismarıyla ilgili her gün birbirinden beter haberler okuyoruz, duyuyoruz. Bu konuda bir şeyler yapmak lazım. Bu konuda bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenlerden biri de Melis Hanım. Melis Hn. blogundan bir çağrı yapmış ve aşağıdakileri demiş:  

Adli Tıp hocam araştırma grubu kurdu, gönüllü öğrencilere ihtiyacım var dedi.Ben de düşündüm ki hayatım zaten eti puf gibi değil,büyük bir ihtimalle de olamayacak.Neden katılmıyım?Katıldım. Türkiye’nin ciddi bir sorunu olan (gerçi TR’de sürüyle var) çocuk istismarı konusunda gönüllü oldum. Araştırdıkça dehşete düştüm, konuya daha da ilgiyle yaklaşmaya başladım.Şu an işin anket aşamasındayım.Her meslek grubundan,bayan veya erkek,evli veya bekar,çocuklu veya çocuksuz farketmez 18 yaş üstü 1000 kişiye ihtiyacım var ki anket taş gibi olsun.Ad,soyad,tel no falan filan kişisel bilgi almayacağım bana sadece cinsiyetiniz,mesleğiniz,medeni haliniz ve varsa çocuklarınızın cinsiyeti ve yaşları lazım.13 tane de soru var.Bu 1000 kişiye ulaşmak için sağa sola deli gibi saldırıyorum.

Ankete katılmak için e.melis07@hotmail.com adresine bir e-posta göndermeniz yeterli.

Çocukları sevmek için 10 neden

Ablam bir link yollamış. Bloglar için konu önerileri veriyormuş. Niyetçiden niyet çekmek gibi. Tıklıyorsunuz, bir cümlelik bir öneri geliyor. Eğlenceli. Laf olsun diye tıkladım ve daha ilk seferde “8 reasons to love children / Çocukları sevmek için 8 neden” diye bir cümle çıktı. Şansa bak!
Madem bahtıma bu çıktı, üzerine düşüneyim dedim ve çocukları sevmek için sekizden çok daha fazla neden buldum. İşte içlerinden seçtiğim 10 tanesi:

Continue reading

Ela’ya kim kitap okuyacak?

Az önce Yıldıray’la dışarıdan geldik. Eve dönmeden önce Erenköy D&R’a uğradık. Canım eşim amaca yönelik davrandı; gitti, alacağı kitabı arayıp buldu ve müzik bölümüne bakacağını söyleyerek üst kata çıktı. Ben ne yaptım? Alt katta kaldım. Serseri mayın gibi bir o bölüme, bir bu bölüme daldım. Sonra gittim, çocuk kitaplarını karıştırıp yeni neler var diye şöyle bir baktım. Ben rafların önünde kafamı güvercin gibi bir sola, bir sağ eğe eğe kitaplara bakarken, arkamda bir anne ile kızı oturuyordu. Kızın adının Ela olduğunu öğrendim. Oraya ilk girdiğimde ikisine bakıp “Ne güzel, anne-kız kitapçıya gelmişler, birlikte kitaplara bakıyorlar,” diye düşünmüştüm. Ama az sonra yanıldığımı anladım. Kitaplara bakmak isteyen meğer sadece Ela’ymış. Anneyse sürekli “Gidelim artık,” anlamına gelen farlı farklı cümleler kurmakla meşguldü. Ne garip, değil mi? Genelde anne-babalar kitap almakta, çocuklarına kitap okutmakta ısrar eder; oradan hızla kaçmaya çalışanlar da çocuklar olur. Oysa bugün tanık olduğum durum bunun tam tersiydi. Üstelik Ela denen bu mini mini insan yavrusu 3, bilemedin 4 yaşındaydı. Devamı…

Galiba bir bıdığı rüşvetle kandırdım!

Az sonra okuyacaklarınız tamamen gerçektir. Bu yazının yazarı tarafından bizzat yaşanmıştır. Bu yazının yazarı, bazı çocuk yetiştiren kişilere hâlâ şaşkınlık ve dehşet içinde bakmaktadır. Olay şu şekilde cereyan etti:

Sıradan bir atölye günüydü. Hava kasvetli, yağmurlu ve soğuktu. Kapı açıldı. Gelen atölye öğrencilerinden biriydi. Yanında 3 yaşındaki oğlu vardı. Çocuğu gören bir grup öğrenci, sevinçlerini her nedense “çığlıklar atarak” gösterdiler. Çocuk dehşete kapıldı. Anında ağlamaya başladı ve dışarı kaçtı. Annesi çocuğu ikna etmeye çalışıyordu.

Anne: “Ama hani sen benim okulumu merak ediyordun? İşte bak, burası… Haydi ama ağlama, gel içeri.”

Çocuk: “İstemiyorum. Ben sevmedim bu okulu. Gidelim buradan. Hü hü hüüüü.” Devamı…