Son zamanlarda rastladığım en eğlenceli blog

Haftalar önce Yıldıray bir blog adresi yollamıştı bana: “Reasons My Son Is Crying“. Son zamanlarda rastladığım en komik blog (daha doğrusu bir  foto-flog bu). Blogun sahibi olan Greg Pembroke adlı bir baba, oğlunun ağladığını anları görüntüleyip altına da ağlama nedenini yazmış. Bunlar o kadar saçma sapan nedenler ki… Bir girip dolanmanızı öneririm.

Yakın zamana kadar sadece kendi çocuğuna yer veren Pembroke, “Sizin çocuğunuz neden ağlıyor?” diye bir post yayınladıktan sonra insanlardan da fotoğraflar almaya başlamış. Hatta bir yarışma bile düzenlemiş bu konuda.  Bir Facebook sayfası da bulunan blogdaki ağlama gerekçelerinden birkaç örnek: Continue reading

Bebek bakım kitapları ne dedi? Ne olduk?

Külliyen palavraymış ayol. Gebeşken harıl harıl okuyup “hazırlanıyordum”. Yok kardeş, hepsi palavraymış. Neymiş efendim, Tracy Hogg bebeklere fısıldayan kadınmış. Gelsin de bizim evde fısıldasın. Valla bırak fısıltıyı, can hıraş feryat etse yine de olmaz.

Rutin mi? Hadi canım! Ben söyleyeyim bizim evdeki rutini: Continue reading

Yavruladım ben!

guciBebenin dişleri çıkacak neredeyse ama ben yine de haber vereyim dedim.

Duyan duydu, bilen biliyor zaten.

Evimizde artık minik bir baykuşumuz var. Adı Guçi. Gündüzleri nadir de olsa uyumayı, geceleri ise alabildiğine açık gözlerle uyanık kalmayı seviyor.

Bugüne kadar güldüğünü pek görmedik. Memede uyuyakaldığında gülümsediği oluyor. Süt dolu havuzlarda yüzdüğünü görüyor olsa gerek.  Continue reading

İçimde neler oluyor?

İçimde neler olduğuna dair kimi teoriler üretiyorum. Örneğin:icimde neler oluyor

  • Bazı insanların ayaklarında topuk dikeni çıkar. Benimse göbeğimde topuk çıkıyor.
  • İçimdeki küçük insan şunlardan biri olabilir: Meksikalı, futbol fanatiği, hiphopçı, dansöz veya köçek. Karar veremiyorum.
  • Sanırım zaten obur olan bünyem, son zamanlarda daha da oburlaşınca,  farkında olmadan kaşık falan yuttum. İçerdeki de o kaçıkla sağ yanımda tünel kazmaya çalışıyor! Continue reading

Cinsiyeti ne? Burcu ne olacak?

Size ne!

Bebek beklediğimizi ilan ettiğimizden bu yana, kime dediysek bu sorularla karşılaştık. Yeter ayol, sıkıldık valla!

– Cinsiyeti belli mi? (Hayır değil.)

– Ama dur daha küçük, birkaç haftaya öğrenirsiniz. (Zorunda mıyız?)

– Bence kız. Yok, yok oğlan. (Loto tahmini yapıyorlar sanki. ya o olacak, ya da öbürü zaten.)

Continue reading

İki yaş sendromu

İki yaş sendromunun mahalle halkına etkileri üzerine bir inceleme

Yakın arkadaşlarımız bilirler ki, biz amansız birer dedikoducuyuz. Kediyi merak öldürmüş derler. Ben de davranışları kedilerle ciddi benzerlikler gösteren biri olarak, burnumu sokabileceğim en son yere kadar sokarım.

Evimize gelen çok yakın arkadaşlarımız bilir ki, sokağın diğer yanındaki, bizim balkonun tam karşısındaki apartman bizim özel ilgi alanımızdır. Kim girmiş, kim çıkmış, kim kime ne demiş, kim taşınmış, yerine kim gelmiş, kim kime haset duyuyor, kim uyuz, kim sevimli biliriz. Bizden kaçmaz. Kaçamaz; çünkü evimizdeki ömrümüzün yaklaşık üçte ikisi balkonda geçer. (Balkonda bulunan kalorifer ve buzdolabı da soğuk ve sıcak ayların en verimli biçimde geçirilmesini sağlıyor.) Continue reading

Çocukları sevmek için 10 neden

Ablam bir link yollamış. Bloglar için konu önerileri veriyormuş. Niyetçiden niyet çekmek gibi. Tıklıyorsunuz, bir cümlelik bir öneri geliyor. Eğlenceli. Laf olsun diye tıkladım ve daha ilk seferde “8 reasons to love children / Çocukları sevmek için 8 neden” diye bir cümle çıktı. Şansa bak!
Madem bahtıma bu çıktı, üzerine düşüneyim dedim ve çocukları sevmek için sekizden çok daha fazla neden buldum. İşte içlerinden seçtiğim 10 tanesi:

Continue reading

Uzaklara gitmeli mi?

Bir süre önce (o sıralar !f İstanbul sürüyordu) Yasemin’den bir öneri geldi. Festivalde gösterilen “Away We Go” adlı filmin ilgimizi çekeceğini düşünmüş. Ne yazık ki filmin gösterildiği akşam, misafir gelince gösterimi kaçırdık. Sonra bir sabah İyi Cüceler’e gittiğimizde Gönül bize bir DVD uzattı ve bunu Yasemin’in  bizim için bıraktığını söyledi. Bu o kaçırdığız filmdi.

İzlemeyi hep erteledik. Araya hep bir şeyler girdi. Bu arada film sinemalarda “Uzaklara Gidelim” adıyla gösterime girdi, çıktı… Sonunda geçen akşam, battaniyenin altına sıkışıp, çaylarımızı, keklerimizi hazır edip geçtik ekranın karşısına ve izledik “Uzaklara Gidelim”i… Continue reading

Bir dolap montajıyla gün geçer mi?

Geçer, geçer… Öyle bir geçer ki. Hele montajı yapan aklı beş karış havada iki şaşkınsa…

Sebebi şu: Dün abimlere gittik. Önce şöyle ağzımıza layık bir kahvaltı yaptık. Kahvaltıda kendi cüssem kadar yiyince “Seda mı hamile, yoksa ben mi?” diye sormadan edemedim. Annem bir haftadır oradaydı. İlk peynir yapma girişimini de orada gerçekleştirmiş. Sonuç muhteşem bir “kekikli peynir”di. (Bu konuda yeni girişimlerimiz olunca tarifini vereceğim.)

Sonra işe başladık. Abimin işi olduğu için o yoktu. Yıldıray’la ben birer süper kahraman edasıyla iki odanın eşyalarını oradan oraya taşıdık. Sonra sıra kolisinde duran dolabı montajlamaya geldi…  Montaj mı? Ha ha! Çocuk oyuncağı! Başladık parçaları birleştirme. Kasa oluştu. Arka taraf da çivilendi. Sıra geldi çekmece ve kapaklara… Continue reading