Kişiye özel dedikodu

image

Bu resmi 14 Şubat için yapmıştım, fotoğraflarını paylaşmak bu zamana kaldı. Buradaki dedikodular “kişiye özel.” Bir takipçim “Konuşan Dedikodulu Evler” resmimi görünce Sevgililer Günü için eşine bir resim armağan etmek istediğini söyledi ve bana “dedikodu” siparişi verdi.
Yani bu resimdeki mahallede onların dedikodusu yapıldı.

Eh, Cincüce usulü Sevgililer Günü hizmeti böyle oluyor işte. Continue reading

Konuşan Dedikodulu Evler

Geçenlerde aklıma yeni (yine!) bir fikir geldi. Dedikodulu Evler’i üç boyutlu olarak kurgulamaya kalksam nasıl olur diyerekten işe koyuldum. Önce fona yazılı kırpık kağıtlardan bir fon hazırladım. Kâğıtlardaki sözcüklerin evlerdeki sözler olduğunu hayal ettim. Sonra üç sıra ev yaptım. Bunları kademeli olarak yükselterek yerleştirdim; tiyatro sahnesi gibi olsun istedim.

Fonu hazırlamak ve evleri çiziktirmek uzun bir süreye yayıldı. Arada Orman iki üst diş çıkarttı; ben çıkarmış kadar oldum.

dedikodulu evler 008

Masamı dağıtmadan çalışmanın bir yolunu bulmama gerek!

Hafta sonu çılgın bir yağmur yağdı burada. Yakınlardaki çiftlik yolları falan hep sulara, sellere gömülmüş. Bizim sevgili çatı da yine aktı (Kalleş çatıcı; tamir ettim bi şey olmaz bi daha demişti!) Pazar günü de aynı şekilde geçince bana geldiler tabii. Zaten oldum olası pazar günlerini sevmem; bir de böyle kasvetli olunca iyice darladım. Kendimi nasıl eğlesem diye düşünürken, başlayıp bitmemiş işimi tamamlayayım dedim, oturdum masanın başına. Continue reading

Ben röntgenci miyim?

Yazmaya yazmaya, bin yıllardır blogun taslaklar klasöründe onlarca yazı konusu birikmiş. Hazır dükkanı açmışken (blogu yani) ve içini derleyip toparlıyorken o eski yazı taslaklarını da karıştırdım şöyle bir. (Dükkan demişken, kendimi şu an atölyemin önünü çalı süpürgesiyle süpürürken hayal ettim, alaaahım beni esnaf eyle!)

Çok güzel bir link kaydetmişim zamanında. “İnsanları pencereden “dikizleyen” fotoğrafçıdan mükemmel bir seri: Paris Manzaraları” adını taşıyan yazıda fotoğrafçı Gail Albert Halaban’ın gerçekleştirdiği bir projeden söz ediliyor. İşe New York’ta başlayan, sonra Paris’te devam eden Halaban, evlerdeki insanları gözetlemiş ve fotoğraflamış. habersiz, gizli kapaklı değil ama; “modellerin” fotoğraflarının çekileceğinden haberleri oluyormuş. Böylece sanatçı onlarca farklı evin penceresinden görünen farklı farklı sahnelere imza atmış.

Gail Albert Halaban 2

Gail Albert Halaban, “Out My Window”, Rue Jouye-Rouve, 20. Bölge, Paris

Halaban kendiniz “arkadaş canlısı bir gözetleyici” olarak tanımlıyor. Sonuçta insanların haberi var, değil mi? Gizli kapaklı, sinsi bir iş yapmıyor. Yine de insanların yaşamlarına gizlice ortak oluyormuş hissini de yadsıyamayız. Continue reading

3 renkli Dedikodulu Evler

Dedikodulu evler - uc renk Nedendir bilmem, ev çizmek hoşuma gidiyor. Üstelik şehrin kaosundan kaçıp küçük bir yerleşim yerine taşındığımız halde!

Kalabalık, iç içe şehir evleri çizip duruyorum birkaç yıldır. Düşündüm de, şehrin kalabalığını ve gürültüsünü değil de o evlerdeki yaşamları seviyorum ben. Daha doğrusu o evlerin içinde nasıl yaşandığını hayal ettiğim hayatları… Bu evlere “Dedikodulu Evler” dememin sebebi de bu. Her birinde dedikodular yapılıyor muhtemelen ya da her biri için dedikodular yapılıyor. bana da bu sahneyi resimlemek düşüyor.

Elime geçen kâğıtlara, karalama defterlerime karaladığım evlerin haricinde daha önce eski evimizin duvarlarına dedikodulu evler çizdim. El yapımı, minyatür akordeon kitaplarıma dedikodulu evler çizdim. Büyük boy suluboya resimler çalıştım.

Continue reading

Cincüce’nin resimlerini almak ister misiniz?

Evet, sonunda şeytanın bacağını kırmış olabilirim. Hiç değilse çelme takıp sendeletmişimdir. Son zamanlarda -uzun zamandır olmadığım kadar- kağıt kalemle, boyalarla haşır neşirim. Durmadan çizmeye çalışıyorum. Şimdi ben böyle deyince gün boyu masa başında harıl harıl çalışan bir inan gelmesin aklınıza sakın. Guçi ne zaman uyursa ben de o zaman çalışıyorum aslında. O da sadece gündüz. Guçi gündüz çok az uyuduğu için akşama pilim bitmiş oluyor. Geceleri çalışmayı başaramıyorum bir türlü. Yani anlayacağınız, çok az zamanda pek çok şey yapmaya çalışıyorum. Ama işin güzel yanı, bu kadarcığı bile beni iştahlandırmaya yetti. Resim yaptıkça daha fazla yapmak istiyorum. Kafamda sürekli yeni fikirler uçuşuyor. Defterim her an elimin altında; fikirler unutulmasın diye…

Gelelim neler çizdiğime…

Beni Instagram‘dan ya da Facebook sayfamdan izliyorsanız, son günlerde bol bol Moli ve Olaf’la meşgul olduğumu görmüşsünüzdür. Bu ikilinin seveni çok. Tanıdığım ve tanımadığım pek çok kişi benden onların resimlerini istiyordu zaten. Ben de başladım yapmaya. Geçenlerde “Silkelenme zamanı” deyip, “Haydi bakalım rastgele!” deyip biraz çıtlatmıştım ya hani. Continue reading

İki yaş sendromu

İki yaş sendromunun mahalle halkına etkileri üzerine bir inceleme

Yakın arkadaşlarımız bilirler ki, biz amansız birer dedikoducuyuz. Kediyi merak öldürmüş derler. Ben de davranışları kedilerle ciddi benzerlikler gösteren biri olarak, burnumu sokabileceğim en son yere kadar sokarım.

Evimize gelen çok yakın arkadaşlarımız bilir ki, sokağın diğer yanındaki, bizim balkonun tam karşısındaki apartman bizim özel ilgi alanımızdır. Kim girmiş, kim çıkmış, kim kime ne demiş, kim taşınmış, yerine kim gelmiş, kim kime haset duyuyor, kim uyuz, kim sevimli biliriz. Bizden kaçmaz. Kaçamaz; çünkü evimizdeki ömrümüzün yaklaşık üçte ikisi balkonda geçer. (Balkonda bulunan kalorifer ve buzdolabı da soğuk ve sıcak ayların en verimli biçimde geçirilmesini sağlıyor.) Continue reading