Duvar resmi

Bugün hava pek şekerlemeydi. Fotokopicide halletmem gereken işi bahane edip yürüyüşe çıktım. Hazır gitmişken geçenlerde yaptığım birkaç Moli ve Olaf resmini tarattırayım, sonra da bastırayım dedim. Aklımda kimi fikirler var, onların denemesi olacaktı bu basit işlem.

Gittim. Bekledim. Gebeş gebeş ayakta kaldım. Çok ağırdan aldılar. Neyse, sonunda taradı resimleri. İş çıkış almaya geldi. O da ne? Makineden çıkanla benim götürdüğüm resimler arasında dünya kadar fark var. Resimler suluboyaydı. Ama üzerlerine Artline’la da eklemeler yaptığım için soluk değillerdi. Yine de renk tonlarının olduğu yerlerde ton mon kalmamış; kele dönmüş, bembeyaz çıkmış. Kahverengi ve yeşil renkli kitaplık sarı çıkmış. Haydi renkli yerleri geçtim; sadece siyahla çizdiğim koskoca bir mahalle resminin siyahları ne idüğü belirsiz bir renk çıkmış. Gri desen, o da değil.

Adama “Bu niye böyle çıktı?” dedim. “Öyle olur, renk kaybı normal,” dedi. “Yani asla orijinalindeki gibi çıkmaz mı diyorsunuz?” dedim (ki öyle olmadığını herkes bilir.)  “Çıkmaz, bu kadar olur,” dedi (yanındaki arkadaşı da kafa sallayıp onaylıyordu o sırada). “İyi bari,” dedim, ayrıldım (demek ki öyle olmadığını bir ben bilmiyormuşum). Adamla bunun daha nesini tartışayım ki? Oldu olacak neresi olduğunu da söyleyeyim, işi düşen gidip de bir şey yaptırmasın onlara: Göztepe Tanzimat Sokak’taki Cemil Ozalit. Gitmeyiniz, işinizi heba etmeyiniz, canınızı sıkmayınız. Kendi beceriksizlikleri midir, makineleri mi bozuktur, bilemem. Bir değil, iki değil, bu kaçıncı beceriksizlikleri… Üstüne bir de pişkin pişkin yalan söylüyorlar. Continue reading

Değişim

Geçen gün Hıdrellez’de dilemeyi düşünüp de kağıda yazmayı unuttuğum bir şey vardı. Yeniden düzenli yoga yapmak, çigong yapmak… Kağıda yoga hocamın ve çigong eğitmenimin birer resmini yapmayı düşünmüştüm. 🙂 Yok, kardiş, ben evde yapamıyorum bu işleri. Çünkü sabah istediğim saatte uyanamıyorum. Öyle arada bir yapmakla işe yaramıyor bu işler. Düzenli yapacaksın. Akşamları yapmak iyi geliyordu ama akşam da bilgisayara yapıştığım için (ya da seramik atölyesinden çamur kıvamında geldiğim için) yorgunluktan motive olamıyordum. Bir de bisiklet yoganın önüne geçtiğinden beridir, yogayla bir güzel uzatıp, esnettiğim kaslarım bisiklet yüzünden toparlanıp şişiyor.

Yetmezmiş gibi TRT’deki son bir yılda canıma okuyan, berbat-stresli-negatif-(buraya olumsuz başka ne varsa onu koyun) iş yüzünden bedenimin iyice kasılmış olması tuz biber oldu. Kısacası uzun zamandır Quasimodo gibi biri olmuştum.
Continue reading

Özgürlük

Bisiklet özgürleştirir!

Özgür olduğunuzu ne zaman hissedersiniz? Bazıları için kafasına estiği zaman çekip gitmektir özgürlük. Canın ne çekiyorsa onu yapabilmektir. Koşmak, saatlerce resim yapmak, ellerinin derisi meşin gibi kuruyana kadar çamur yoğurmak… Benim içinse galiba bisiklete binmek.

Haftalardır binmiyordum bisiklete. Ne binmeye vakit vardı, ne de enerji. Bugün İyi Cüceler’de Aytül Akal kitap okuyacaktı. Yıldıray da oradaydı. Telefon ettim. “Aytül Hanım geldi,” dedi. Havaya baktım. Masmavi bir gök, sapsarı bir güneş. Bahar görünümlü, buz gibi bir kış havası. Mucurteker’i aldım odadan, atladığım gibi doğruca İyi Cüceler’e… Rüzgar yüzüme çarptıkça,, bacaklarım pedallarda inip kalktıkça, yolların tümseklerinde hopladıkça, kendi yarattıkları trafiğin içinde sıkışıp kalmış motorlu taşıtların yanından balık gibi kaydıkça içimde bir şeyler kabardı. “Özgürlük işte bu,” dedim kendi kendime. Mis gibi havayı içime çektim. Oh!!!
Continue reading

Geri dönüyorum usul usul…

Aman aman, ne çok olmuş yazmayalı! Neredeyse bir ay! Yazmak çok geldi içimde de, parmacıklarım klavyeye gitmedi bir türlü. Kötü, karanlık şeyler yazıp burayı da kirletmeyeyim istedim belki. Hani depresyona girince kendini yemeğe veren ya da yemeden içmeden kesilen tipler vardır ya, onlar gibiyim. İçim daralınca ya çok yazarım, yazar yazar boşalırım; ya da inadım inat, tek satır yazmam. Ben yazma kotamı işyerinde dolduruyorum sanırım. Orada tüketilip giden metinler yazıyorum; asıl yazılacaklara zaman kalmıyor. Zaman kalıyor aslında kalmasına da Banu’da akşam eve gidince yazacak enerji kalmıyor. Bunun üzerine ben ne yaptım? Çok düşündüm, çok taşındım, kendimi yedim bitirdim vee…istifa ettim!
Continue reading

Değişiklik iyidir

Değişiklik iyi bir şey.

Dün içinden çıkılmaz bir hale gelmiş, bir türlü bitmeyen bir senaryoyla boğuşuyordum. Yıldıray yoktu. Olsaydı onunla konuyu tartışır, bir çıkış yolu bulurduk. Sonra düğüm çözülür; sular seller gibi yazmaya başlardım. Ama yoktu. Üstelik hava günlük güneşliydi. Sanki arkadaşlarım top oynamaya sokağa çıkmıştı da, ben ödevimi yapmadığım için evde cezalıydım. Kim takar cezayı?! Annemi ayaklandırdım. “Haydi gel kuaföre gidelim,” dedim. Continue reading