Norveç’in yeşil çatıları

yesilcati 1Blogun taslaklar klasöründe onlarca başlık var. Unutmayayım diye kaydedip sonra hepsini unutuyorum. Demin neler var diye şöyle bir girip temizlik yaparken buldum Norveç’in yeşil çatılarını. Bunu unutmamak gerekiyormuş. Hatta ara ara dönüp bu fotoğraflara bakmak gerekiyormuş. Hazır şu an iki bücür de uyuyorlen şuraya iki satır yazayım.

İnternette gezinirken herkes en az bir kere rastlamıştır çatısı çimenli evlere. Pinterest hesabınız varsa kesinkes illa çıkarır benzer bir görseli Pinterest karşınıza. Ben de böyle bir iki link kaydetmişim işte. Bu evlere bakınca hep “Ah keşke…” diyorum, “Keşke böyle bir kulübeciğim olsa…” Düşünsenize yaşayan bir şeyin içinde yaşıyorsunuz aslında. Doğanın ucundan da olsa bir parçası oluyorsunuz. (Biz insanların -en azından büyük çocuğuluğumuzun- doğanın parçası olmak gibi bir becerimiz yok ne yazık ki. Bahçeli evde oturunca da doğayla iç içe olamayabiliyorsunuz.) Continue reading

Kuş gözlemcisi olmak için bahane mi arıyordunuz?

“Kuş gözlemcisi” diye adlandırıldığında kulağa pek havalı geliyor, değil mi? Halbuki kuş gözlemcisi olmak için gereken tek şey gözünüz, kulağınız. Bir de sabrınız. Üstelik her an her yerde yapabilirsiniz. Yani doğanın bağrına gidip yapmanız gerekmiyor illa. Ha, öylesi elbette en güzeli ve ideal olanı belki; ama şehrin karmaşası içinde de kuş gözleyebilirsiniz. Hem bence öylesi daha keyifli ve değerli. Şehrin gürültüsü içinde, tüm o kaosu dışarıda bırakıp sadece kuşlara odaklanmak insanı çok dinlendiriyor bence. Şehrin şikayet edilen taraflarını bir kenara itip, etrafınızda güzelliklerin de olduğunu keşfediyorsunuz. Bir süre sonra algıda seçicilik mi diyeyim, farkındalık mı, bir bakıyorsunuz ki aslında şehir denen yer de hiç fena değilmiş. Continue reading

Doğa arkadaşımın kutusu

Çok güzel bir oyuna katıldım ben. Daha doğrusu yazın ilk önce Yıldıray katıldı. Daha da doğrusu ailece katıldığımız bir oyun bu. Doğa Güncem blogunun yazarı Burcu Meltem Arık ile Banu Binbaşaran’ın önderliğinde başlatılan oyunun adı “Doğa Arkadaşımın Kutusu.”

Oyunun amacı doğaya yeni bir gözle bakmak, belki de bakmadığınız, her gün önünden gelip geçtiğiniz doğa parçalarını, canlıları, yaşamın değişik türlerini fark etmek ve çocuğunuz varsa ona da çevresini yepyeni bir gözle algılama şansı tanımak (ve belki de bu alışkanlığı kazandırmak.)

doga arkadasimin kutusu 1

Yaz kutumuzun içindekiler

Yaz sonunda katıldığımız oyunun ikincisini geçtiğimiz günlerde tamamladık. Her gündönümünde yenilenen oyunda grup liderleri sizi gizli bir doğa arkadaşıyla eşleştiriyor. Çocuğunuz adına katılıyorsanız, birbirine yakın yaşlardaki çocukları eşleştiriyorlar. (Öğretmenler sınıflarıyla da katılabiliyorlar.) Sonra belirtilen tarihe kadar başlıyorsunuz doğada gezinmeye. İster ormana gidin, ister mahallenizin sokaklarında yürüyün, ister az aşağıdaki sahilde yürüyüş yapın, ister apartman bahçenize göz atın. Amaç çevrenizdeki bitkileri “görmek”. Yaprakları, tohumları, meyveleri, dalları, deniz kabuklarını, salyangoz kabuklarını, ağaç kabuklarını, dikenleri, çiçekleri “görmek”. Sonbaharda kurumaya, çürümeye başlayan yaprakların nasıl bir dönüşüm geçirdiklerini fark etmek, kurumuş yaprakları özenle kitap aralarında kurutup renklerini hapsetmeye çalışmak, kozalakların altın oranına bir daha, bir daha hayranlık duymak, yakınlarında meşe ağacı var mı diye daha fazla aranmak… Continue reading

Güle güle leş kargası, merhaba alakarga

Kargaları sevip sevmediğime bir türlü karar veremiyorum. Ama kargalara dair son anım, güzelim kumru bebelerimiz Pazartesi ve Salı’yla ilgili olunca, artık kargaları pek de hoş andığımı söyleyemeyeceğim. Tamam, elbette bu da onları doğası ve güçlü olan zayıfı yener, karga da karnını doyurmak ve yavrularını beslemek zorunda, biliyorum. Fakat elimde değil. O yavruları çok sevmiştim; ilk defa yumurtadan itibaren tanıklık ettim kuşların büyüyüşüne ve karga tam da taşınacağımız gün büyük adilik etti.

Urla’da karga görmedik hiç. O bet sesini de duymadık. Oh! Burada bambaşka kuşlar var. Biz de harıl harıl kitap, internet karıştırıp çevremizdeki kuşları tanımaya çalışıyoruz. Bir numaralı kaynaklarımız “Türkiye’nin Kuşları” kitabıyla Türkiye’de yaşayan bütün kuşlar hakkında kapsamlı bir kaynak olan Trakus.org.

Continue reading

Gelincik

Gelincik benim için çocukluğumda çıkılan tatillerde, yol kenarlarında gördüğüm kırmızı beneklerdi. Araba hızla geçip giderken ben yeşilliğin içinde en çok ne kadar gelincik göreceğim oyunu oynardım. Yol kenarında verilen molalarda etrafta gelincik arardım. İlk kez gelincik toplamaya kalkıştığımda büyük hayal kırıklığına uğramıştım. Toprakta o kadar güzel duran, alev alev yanan  gelincik, ben koparır koparmaz solmuş, yapraklarını dökmüştü. Daha sonra birkaç girişimde daha bulunmuş, en sonunda gelinciğin doğasını kabul ederek onu koparıp öldürmekten vazgeçmiştim.

gelincik 1

Yıllar var ki doğru dürüst gelincik görmedim. Şehirden kaçıp Urla’ya geldiğimizde beni şaşırtan ve mutlu eden şeylerden biri gelincikler oldu. Önce bizim bahçenin bir köşesinde gördüm onları. Hani gelincikler yol kenarlarında yetişirdi? İşte, bizim bahçede tam karşımda duruyordu. Gidip sevdim onları, uzaktan. Kendiliklerinden solmalarını bekledim. Biri solarken diğeri açtı. Birkaç haftadır bu şekilde nöbetleşe devam ediyorlar bizi mutlu etmeye.
Continue reading

Baharın sağlaması

Bahar gelince coşuyorum ben. Dün sokakta dolanırken baharla ilgili bir şeyler yazayım diye geçiriyordum aklımdan. Demin bir baktım ki geçen yıl da yazmışım bu konuda. Hatta ondan önceki yıl da. Demek ki ben her yıl baharda baharla ilgili yazma eğilimindeyim.

akasya

Geçen seneki yazıdan bu yana çok şey değişti. Bkz. o yazıdaki fotoğraf. Öyle sahile gideyim, çayırda uzanayım, bir de bira açayım… Yok öyle şeyler artık. Guçi varken nereye gidip de bira içeceksin! Ayrıca yine o yazıdaki Mucurteker’e binmeler falan… O gün bisiklet tepesinde yağmuru yiyince bir güzel soğuk almıştım. Bisiklet zinciri de yağmur çamurdan haşat olunca ha bugün, ha yarın bakıma veririm derken, hamile kaldım. Bisiklete binmek yalan oldu. Tam bir yıldır bisiklete binmiyorum, binemiyorum. Şaka gibi. Zinciri takır takır olan yavrumun lastikleri de indi. Öyle küskün küskün bana bakıyor her gün. Az daha sabır Mucurtekerim. Bu Guçi oğlan düzgün uyumaya başlasın, ben sabahlarımı sana ayıracağım. Continue reading

Tabiat Ana insanı döver

Günlerdir ablamlarla doğru dürüst iletişim kuramıyoruz. ABD’nin doğu kıyılarını haşat eden Sandy kasırgasından onlar da nasiplerini aldılar çünkü. Çok şükür New Jersey’nin nispeten içerlek ve yüksekçe bir yerinde oldukları için fiziksel bir hasarları yok. Ancak günlerdir elektrikleri kesik. Cep telefonlarının pilleri tükenmekte olduğu için çok az iletişim kurabiliyoruz. Ara ara “İyiyiz, bir sorun yok,” mesajları gelse de görüşememek, seslerini duyamamak burada içimiz hop ettiriyor.

Fırtına pazartesi oraya ulaşacak diye, ABD saatiyle gündüz sularında konuştum ablamla. Biz konuşurken arkadaki pencereden görünen ağaçlar hafif hafif uçuşuyordu. Sohbetimizin sonlarına doğru ağaçlar bayağı salınmaya başlamıştı. Ben geçen seneki Irene kasırgası gibi bir şey olup bitecek, sonra geçecek sanıyordum. O gece yaşadıkları bina epey sarılmış ablamın dediğine göre. deniz’in odasındaki tavandan bir çivi düşmüş bir de. hasar bu kadar. Ama arkadaki ağaçlık alandaki bazı ağaçlar devrilmiş; bazıları kökünden sökülmüş. Elektrik direkleri de beklendiği üzere devrilmiş. Günlerdir elektrikleri yok. Continue reading

Dut macerasına devam

Cincüce duttan bildiriyor sayın okurlar, dutseverler.

Ağacı bir de üstten ve içeriden fethedeyim dedim!

Sahildeki dut arsızlığımız tam gaz sürüyor.

Neredeyse gün aşırı ziyaret ettiğimiz, altında dostları ağırladığımız, adeta buluşma yerine çevirdiğimiz ve resmen kendi dutumuz bellediğimiz dutlarımız meyve vermeyi sürdürüyor.
Continue reading

Dut yemiş bülbüle dönmek

Bunun gibi birkaç avuç düşünün!

Of amanın amanın o ne duttu öyle! Dün, dinen yağmuru fırsat bilip, akşamüstü kendimizi sokağa attık. Ver elini sahil…

Kısa bir tur atıp dönecektik. Sonra bir baktık ki kendimizi bizim dutların orada bulmuşuz.

Daha birkaç hafta önce sahildeki dut dostumuzun önceki yıllara göre daha meyveli olduğunu söylemiştim ya hani… İşte o vakitten bu yana bizim dut ağacı güneşle işbirliği yapmış, dutlarını büyütüp ballandırmış. Uzanabildiğimiz kısımlardakiler henüz tam olgunlaşmasa da birkaç tane tadına bakabildik.

Ama asıl bomba bizim küçümen karaduttu. Yanındaki heybetli dut ağacına nispet yapar gibi, bizimki bir dutlanmış, bir dulanmış ki sormayın. Ellerimiz kararana kadar yedik, yedik, yedik…
Continue reading