Norveç’in yeşil çatıları

yesilcati 1Blogun taslaklar klasöründe onlarca başlık var. Unutmayayım diye kaydedip sonra hepsini unutuyorum. Demin neler var diye şöyle bir girip temizlik yaparken buldum Norveç’in yeşil çatılarını. Bunu unutmamak gerekiyormuş. Hatta ara ara dönüp bu fotoğraflara bakmak gerekiyormuş. Hazır şu an iki bücür de uyuyorlen şuraya iki satır yazayım.

İnternette gezinirken herkes en az bir kere rastlamıştır çatısı çimenli evlere. Pinterest hesabınız varsa kesinkes illa çıkarır benzer bir görseli Pinterest karşınıza. Ben de böyle bir iki link kaydetmişim işte. Bu evlere bakınca hep “Ah keşke…” diyorum, “Keşke böyle bir kulübeciğim olsa…” Düşünsenize yaşayan bir şeyin içinde yaşıyorsunuz aslında. Doğanın ucundan da olsa bir parçası oluyorsunuz. (Biz insanların -en azından büyük çocuğuluğumuzun- doğanın parçası olmak gibi bir becerimiz yok ne yazık ki. Bahçeli evde oturunca da doğayla iç içe olamayabiliyorsunuz.) Continue reading

Güle güle leş kargası, merhaba alakarga

Kargaları sevip sevmediğime bir türlü karar veremiyorum. Ama kargalara dair son anım, güzelim kumru bebelerimiz Pazartesi ve Salı’yla ilgili olunca, artık kargaları pek de hoş andığımı söyleyemeyeceğim. Tamam, elbette bu da onları doğası ve güçlü olan zayıfı yener, karga da karnını doyurmak ve yavrularını beslemek zorunda, biliyorum. Fakat elimde değil. O yavruları çok sevmiştim; ilk defa yumurtadan itibaren tanıklık ettim kuşların büyüyüşüne ve karga tam da taşınacağımız gün büyük adilik etti.

Urla’da karga görmedik hiç. O bet sesini de duymadık. Oh! Burada bambaşka kuşlar var. Biz de harıl harıl kitap, internet karıştırıp çevremizdeki kuşları tanımaya çalışıyoruz. Bir numaralı kaynaklarımız “Türkiye’nin Kuşları” kitabıyla Türkiye’de yaşayan bütün kuşlar hakkında kapsamlı bir kaynak olan Trakus.org.

Continue reading

Pazartesi ve Salı’nın anısına

kumru 01 - 30.03.2014
Erenköy’deki evimizde oturduğumuz süre boyunca balkona ve arka pencereye sürekli kumrular gelip gitti. Ön balkonumuzdaki panjurlar çok korunaklı bir ortam sağladığı için kumrular orayı çok severdi. Kırk yılın başı kışın kar yağdığında gelip sokulurlardı cama. (Balkonumuzda kalorifer ve semaver olması gibi fantastik bir durum söz konusuydu; muhtemelen kuşlar onların ısısından da yararlanıyordu.)

Kumrular yuva yapsın diye çok uğraştık. Sürekli gire çıka haşat ettikleri saksıya yeniden çiçek ekmekten vazgeçtik. Madem beğendiniz, alın size oda dedik. Saksıyı kuşlara tahsis ettik. Tabi onlar doğal olarak bizim kokumuz sinmiş yerlere yanaşığ da yuva yapmadılar. O saksı sonradan mahalle kuşlarının tercih ettiği bir aşevine dönüştü. İşin aslı kumruları kayırdım, serçeleri kayırdım ama kargalarla güvercinleri kovaladım.

Sonunda beklediğimiz şey oldu: Kumrular saksıya (kendi saksılarına değil, yeni çiçeklenmiş sardunyalarımızdan birinin dibine- çerçöp taşımaya başladılar. Bunca yıl beklemiştik; lakin kumrular biraz da yanlış bir zaman seçmişlerdi. Zira biz çok yakında taşınacaktık. Günleri hesaplamaya, biz gitmeden yavruları büyütüp uçurur muyuz diye planlar yapmaya başladık.

Continue reading

Tabiat Ana insanı döver

Günlerdir ablamlarla doğru dürüst iletişim kuramıyoruz. ABD’nin doğu kıyılarını haşat eden Sandy kasırgasından onlar da nasiplerini aldılar çünkü. Çok şükür New Jersey’nin nispeten içerlek ve yüksekçe bir yerinde oldukları için fiziksel bir hasarları yok. Ancak günlerdir elektrikleri kesik. Cep telefonlarının pilleri tükenmekte olduğu için çok az iletişim kurabiliyoruz. Ara ara “İyiyiz, bir sorun yok,” mesajları gelse de görüşememek, seslerini duyamamak burada içimiz hop ettiriyor.

Fırtına pazartesi oraya ulaşacak diye, ABD saatiyle gündüz sularında konuştum ablamla. Biz konuşurken arkadaki pencereden görünen ağaçlar hafif hafif uçuşuyordu. Sohbetimizin sonlarına doğru ağaçlar bayağı salınmaya başlamıştı. Ben geçen seneki Irene kasırgası gibi bir şey olup bitecek, sonra geçecek sanıyordum. O gece yaşadıkları bina epey sarılmış ablamın dediğine göre. deniz’in odasındaki tavandan bir çivi düşmüş bir de. hasar bu kadar. Ama arkadaki ağaçlık alandaki bazı ağaçlar devrilmiş; bazıları kökünden sökülmüş. Elektrik direkleri de beklendiği üzere devrilmiş. Günlerdir elektrikleri yok. Continue reading

Güneş, rüzgar bize yeter

Nükleer enerji istemiyorum ben. Aklı olan da istemez. Neden istenmeyeceğini uzun uzun anlatacak değilim. Kötü işte bu, ötesi var mı? Yıkım, felaket, ölüm, karanlık… Aklınıza daha kara sözcükler geliyor mu? Geliyorsa onları da ekleyin listeye. Nükleer enerji bunları getiriyor çünkü. İstediğin kadar iyi bina inşa et, istediğin kadar önlem al. İşte Fukuşima’da olanları gördük. Artık haberini bile yapmıyorlar. Sanki Fukuşima’nın üzerine beton döktükleri gibi bu haberlerin de üzerini örtüyorlarmış gibi geliyor bana. Tıpkı Çernobil’in çevresindeki kilometrelercekarelik araziyi örtmeleri hiçbir şeyi değiştirmediği gibi.
Continue reading

İfrit Oluyorum No:13

Önceki gün Kadıköy’de işkenceyle eşdeğer bir budama vakasıyla karşılaştığımı yazmıştım. Bu yeni karşılaştığım bir şey değil. Özellikle son yıllarda başta belediyenin yetki verdiği kişiler olmak üzere kimi insan görünümlü caniler ağaçları buduyorlar. Ama nasıl? Budama yapılmasın demiyorum; ama budama yapmanın da bir kuralı ve mevsimi vardır. her ağaç aynı biçimde budanmaz; her ağaç budanmaz. Ama bu durum yanlış örnekleriyle karşılaşmak beni İFRİT EDİYOR!

Budama ağaçların daha verimli hale gelmesi için yapılır. Kuru dallarını ya da düşüp de tehlike yaratabilecek dallarını ayıklama işlemidir. Budama, ağacın görüntüsünü düzeltmek için yapılan şekillendirmedir. Budama, ağacın tüm ana dalları da dahil olmak üzere gövdenin tepeden uçurulması DEĞİLDİR. Ağaçları koca bir kütüğe çeviren zihniyete İFRİT OLUYORUM!!!
Continue reading

Nedir doğanın bu “insan” denenden çektiği

Kurbağalıdere

Dün atölyeye giderken Kadıköy’e varmadan, Kızıltoprak’ta indim. Hava gri ve  soğuk olmasına rağmen, güzeldi. Kazulet stadın yanından (stada göz ucuyla bile bakmadan ve onu yok  sayarak) geçtim. Köprünün üstünde durup Kurbağalıdere’ye dönüp şöyle derin bir nefes aldım. Ben çocukken ne pis kokardı burası. Bırakın durmayı, mümkünse ağzınızı burnunuz kapatıp bir an önce geçmeye bakardınız. Hele yazın… (Hoş, annemin çocukluğunda buralara pikniğe gelinirmiş. Kurbağalıdere’de hâlâ kurbağalar yaşarmış ya, neyse… İnsan dediğimiz tür temiz su buldukça içine etmeyi iyi biliyor.) Deredeki kayıklar, gri havalarda hep yaptıkları gibi yine bembeyaz parlıyorlardı. Martılar şendi. İçimden hepsine sevgilerimi yollayıp yoluma devam ettim.
Continue reading

İşte ağaçlarım!

Geçtiğimiz haftalarda yazmıştım: 2011 yılı “Ağaç Yılı”ymış. Amacı ne bu Ağaç Yılı’nın? Yakın çevrenizdeki doğayı gözlemlemek elbette. Daha güzel bir amaç olabilir mi?  Yapmanız gereken tek şey bahçenizde, evinizin karşısında, sokağın köşesinde bulunan ya da her gün işe giderken önünden geçtiğiniz bir ağacı (ya da ağaçları) seçmek. Sonra yıl boyunca “ağacınızı” gözlüyorsunuz. Yağmurda rengi değişiyor mu? Yapraklarını döküyor mu? Yeni tomurcuklar veriyor mu? Çiçek mi açtı? Üstüne kuşlar yuva mı yaptı? Artık yıl boyu başına ne gelecekse…

Ben de senenin başında ağaçlarımı seçtim. İlki, iki sokak aşağımızdaki köşe başını işgal eden şahane dut ağacı. Ben ona “Dudu” adını verdim.
Continue reading

2011 Ağaç yılı

2011 Ağaç Yılı

En sevdiğim, severek, hatta iştahla okuduğum bloglardan biri Sinek Sekiz. Sinek Sekiz’i her tıkladığımda burnuma ıslak toprak kokusu, çimen kokusu, kekik kokusu, kulağıma cırcır böceklerinin, kuşların cıvıltısı gelir. Açıp turlayın içinde, gerçekten güzel bir hikayeleri var. Çevreyle, yaşadığımız dünyayla (evimizle) ilgili de insanın gözünü açacak bilgiler paylaşıyorlar. Bu bilgilerden birine de az önce rastladım.

Meğer 2011 yılı “Ağaç Yılı” imiş. Sinek Sekiz diyor ki:

Continue reading