Yüksek dozda Mary Poppins!

Hani benim minik sürpriz paketlerim vardı ya! İşte onlar benim umduğumdan çok daha hızlı bir biçimde ABD’ye uçtu. Ablama esaslı bir sürpriz yapmaya niyetlenmiştim. Ama ne zaman? Taaa 2014’ün yılbaşında!

O sıralar onunla yılbaşında birbirimize el yapımı sürpriz bir şeyler yollayalım diye sözleşmiştik. Ama ben gebeştim ve projemi gerçekleştirecek enerjim yoktu. Sürpriz işi yattı. Ama aklımın derinlerinde kıvrım kıvrım kıvranmaya devam etti. Sonunda “tamam artık yapabilirim!” dediğimde tekrar işe koyuldum.

Planım üzerinde Mary Poppins silueti olan bir bez torba yapmaktı. Kumaş boyasıyla silueti boyadım. Sonra çantaya bir astar da diktim kırmızı kırmızı, ortaya böyle bir şey çıktı: Continue reading

Almayı değil yapmayı seviyorum

yildiz kitap_piyano 1Hayatta benim için en eziyet verici konulardan biri hediye seçmektir. Çok iyi tanıdığım insanlara (hani derler ya “Ben senin ciğerini okurum,” diye, hah işte tam da o ciğerini bile okuduğum insanlara) bile hediye almak benim için işkencedir. Anneme ya da sevgilime bile hediye seçene kadar dokuz doğururum, öyle düşünün.

Şanslıysam, kırk yılda bir aklıma ilginç bir fikir gelir. Ya da tam da o insan için biçilmiş kaftan olan bir şeye denk gelirim. Eğer öyleyse ne âlâ; ama değilse ve birine bir şey hediye etmem gerekiyorsa kıvrım kıvrım kıvranırım.

O yüzden ben “yapmayı” seviyorum. Belirli bir kişi için yapılan, sadece ona özel yapılmış bir hediye… Yaparken çok özeniyorum. Hediyenin tamamlanmış halini hayal edip mutlu oluyorum. Hediyeyi vereceğim kişinin nasıl tepki göstereceğini hayal edip daha da mutlu oluyorum. Sadece o kişiye özel ve biricik bir şey yapmak kadar tatmin edici bir şey yok. Continue reading

Pigme kitap: Bahar Günlüğü

Bu aralar ellerim kaşınıyor yine. Kâğıtlarla oynamayı özlemişim. Bir kaç akordeon kitap siparişi vardı tamamlamam gereken, onlara başladım. Ama ne zamandır yine dikişli bir kitap yapasım da vardı. Akordeon kitapların çizimleri sürerken araya iş aldım ve bir yerlere taslağını yaptığım yeni bir Kedimiyo macerasını çizme işine giriştim.
O arada Pinterest’te akordeon kitaplarla ilgili bir şeyler aranırken Pinterest karşıma kendi yaptığım işi çıkardı!

Pinterest’te bişey ararken kendi işini görüp zevkten dört köşe olmak. Hihihi ☺️

Cincuce (@cincuce) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()

Sonra Kedimiyo’lu çizimler, sayfa planları tamamlandı. Boyayıp dikme işine girişecektim ki kalan kâğıt kırpıklarına baktım, kırpıklar bana baktı…. Continue reading

Dekoratif origami süsler

origami sus 06

Hızımı alamıyorum sayın seyirciler. Bu origami böye bir şey işte. Bir başladınız mı, kumar gibi, biraz daha yapmak istiyorsunuz, biraz daha, biraz daha… Başlayıp da yarım bıraktığım bir model olunca, gün içinde kafamın içinde bir ses “Haydi bırak işi gücü, git yarım kalan origamini bitir,” diye beynimi kemirip duruyor.

Evde Guçi ile birlikte biraz zorlanıyorum açıkçası. Eskiden masa başına geçer, saatlerce uğraşabilirdim. Şimdi Tayga izin verdiği sürece katlıyorum. Arada gelip küçük ellerini işin işine karıştırıyor. O noktada mola vermek zorunda kalıyorum. Onsan sonra da o ses başlıyor yine: “Haydi git yarım kalan origamini bitir!”

Aşağıdaki modüler origami süsler de işte böyle aralıklarda yapılıp tamamlandı. Fotoğrafları bile Guçi’yi öğle uykusuna yatırdıktan sonra, koşa koşa dışarı çıkıp çektim. Yağmur bastıracak diye de ödüm koptu. Kazasız atlattım çok şükür.

İki boyutlu çelenk hariç, diğerleri önceden bildiğim modellerdi; ama uzun zamandır yapmadığım için biraz ısınma turu gibi oldu. Bundan sonra biraz da denemediğim modellere geçmek istiyorum. Ama yapılanlar da evde birikiyor. Evin biraz boşalmaya ihtiyacı var. O nedenle bu süsleri benden alıp evi hafifletmeme yardımcı olabilirsiniz. 

Önümüz yılbaşı. Eğer evinizde ağaç süsleyenlerdenseniz, bu süsler gayet hoş durabilir. Ama sadece ağaçta değil, pencere ya da kapı kollarında, kapı eşiklerindeki kancalarda ya da duvarda da kullanabilirsiniz. Maksat bakınca görebileceğiniz, gördükçe sizi mutlu edecek bir yerde dursunlar.

Continue reading

El yapımı minyatür kitaplar

cincuce minyatur kitap 1Minyatür nesneleri çok severim. Kim sevmez ki! her şeyin küçüğü güzel denir ya, boşuna değil. Bebek ayakları, yavru kediler, bonsai ağaçlar… Benim durumumda ise minyatür kitaplar.

Ben zamanında durup dururken minyatür bir kitap yapmaya karar vermiştim. Oturdum, kağıtlarını kesip biçtim, resimledim, diktim, ciltledim. Ortaya “Günaydın!” adlı kitap çıktı.

Ben kitap “yapma” işini çok sevdim.  Bir Dolap Kitap okurlarından birine armağan etmek üzere bir kitap daha yaptım. Şanslı kişi Arda oldu ve Kedimiyo Arda’nın kitaplığındaki yerini aldı. (Kedimiyo kitabının yapıp aşamalarını görmek isterseniz burayı tıklayın.)

Continue reading

Kedimiyo’nun yaprakla mücadelesi

Kedimiyo 005

Her ne kadar hava hiç çaktırmasa da, sonbahar usul usul, bize hiç sezdirmeden geliverdi. Ner’den mi biliyorum? Yerdeki yapraklardan. Her sabah bizim sokağı süpüren temizlik görevlisi için yılın en acımasız önemi başladı. Çünkü az önce süpürüp temizlediği yere dönüp baktığında, orada mutlaka yeni dökülmüş yapraklar oluyor. Sonbahar yapraklarıyla mücadele edemezsin dostum! Continue reading

Silkelenme zamanı

silkelenme zamani 1

Yazmaya yazmaya köreliyor insan. Her gün zihnimin içinden onlarca düşünce uçuşuyor. Şunu yazmalıyım, buna ifrit olmalıyım mutlaka diyorum. Sonra bütün o düşünceler uçup kayboluyor. Boşuna dememişler “Söz uçar, yazı kalır,” diye.

Guçi hayatıma sevimli bir darbe indirdi. Daha hâlâ toparlanamadım. Bu şekilde uykusuz kalmaya devam ettikçe de toparlanacağa benzemiyorum. O yüzden toparlanmayı beklemenin bir anlamı olmadığını anlayıp zorla da olsa harekete geçmeye karar verdim.

Biraz zor oluyor, ama bir süredir tekrar bir şeyler çizmeye başladım. Bana uzun zamandır pek çok kişi söyleyip duruyordu, “Bir daha ne zaman Moli&Olaf resimleri yapıp satacaksın?” diye. Sürekli erteliyordum. Guçi’den sonra ertelemenin suyu çıktı. Yeter ayol! “Alın size Moli’li Olaf’lı resimler!” diyerekten başladım çizmeye. Lakin, öyle bir oturuşta çıkmıyor bu resimler. Gönül ister ki öyle olsun. Ama ne mümkün? Tam Tayga’yı yatırıp masanın başına oturuyorum, “Vik!” Tam tekrar uyuttum sanıyorum, “Vik!” Haydiiii… Koştur, koştur yemek hazırla, yedir, altını yıka… “Hah, şimdi belki uzun uyur da bitiririm resmi,” diyorum (evet, her uyku öncesinde bu dileği ısrarla dileyip evrene doğru hızlıca savuruyorum), hemen masa başına koşuyorum. Boyalara elimi attığım anda…. “Vik!” 🙂 Continue reading

Evi baykuşlar bastı

Bu sene seramik atölyesinde istediğim verimi sağlayamadım. İlk sömestr alçı kalıp yapmakla (daha doğrusu debelenmekle) geçti. Öğretmenimin ne yazık ki yanlış yönlendirmesi benim kalıbımın sorunlu çıkmasına neden oldu. Yılmayıp, bir başka desenle yeni bir kalıp yaptım ama o arada sömestr bitti. İkinci yarıyılda da sağlık problemleri vs. derken, atölye konsantrasyonum tam anlamıyla çöktü. Bir de üstüne kadınlar hamamı gibi bir ortam ekleyin. Ben seramik yaparken sakinlikten hoşlanıyorum; bu durumda bağıra çağıra konuşan, kahkahalar atan ve gürültü yapan kadınlarla dolu bir mekan bana göre değil maalesef. 🙁

Sonuç olarak bu sene çok çok az iş ürettim. Seçtiğim konu baykuştu. Baykuşlarım sabırla bitirilmeyi beklediler. Sonunda sağ salim evlerine kavuştular. İşte 2012 baykuş hasılatım: Continue reading

Yepyeni “Moli ve Olaf”lar

Soranlar, merak edenler, “Ne oldu, hasta mı oldular, niye gözükmüyor?” diyenler… Merak etmeyin. Moli ve Olaf yepyeni pozlarıyla karşınızda…

Sizi ilk resimlerle tanıştırmamın üzerinden tam bir ay geçmiş. Ben o arada on yeni resim daha yaptım. Tembellik ettim aslında. Daha fazla yapabilirdim; ama fazlaca oyalandım. Yine de boş durmadım. Bir yandan seramik çamuruyla mücadele halindeyim. Atölyede yeni ve zorlu bir teknikle haşır neşirdik son haftalarda. Öğretmenimiz bunun resimdeki temel sanat eğitimin üç boyutlu versiyonu olduğunu söyledi. Onu bilemem de ben temellerimden sarsıldım resmen! Geçen hafta bitti neyse ki. Öyle sıkılmışım ki, resmini çekmeyi unutmuşum. İlk fırsatta paylaşırım. “Temel sarsma eğitimi” sırasında kendime geleyim diye aşağıda gördüğünüz Cincüce evlerini yaptım. Geçen sene Elif’e yaptığım evden beridir başka başka evler daha yapmak istiyordum. İşte bunlar çıktı. Şimdi pişmeyi bekliyorlar.
Continue reading

Tanıştırayım: Moli ve Olaf

Moli ve Olaf, İyi Cüceler'deyken...

Bir Dolap Kitap’ı takip edenler, Moli ve Olaf’ı da tanıyorlardır. Tanımıyorsanız, az sonra siz de bu iki bücürükle tanışacaksınız, merak etmeyin. Moli ve Olaf’tan daha önce bu yazıda söz etmiştim.  Orada da yazdığım gibi, hayatımda ilk defa yaptığım bir şeyleri İyi Cüceler’de düzenlediğimiz Bir Dolap Kitap çekilişinde satışa çıkardım. Yandaki fotoğrafta da gördüğünüz üzere, kitapçının güzel şöminesini süslediler ve hiç SA-TIL-MA-DI-LAR! Nasıl, sizce de ticaretten hiç anlamıyorum, değil mi? Sonradan “Aa, onlar satılık mıydı?” sorusunu çok duydum; ama gelin görün ki, resimlerimin yanına dev gibi “Damping! Gel vatandaş gel!” diye çığırtkan mesajlar yazıp koca koca fiyat etiketleri asmadığım için satış yapamadım. İyi ki de yapamamışım. Zira meğer çerçevelerim hatalı üretilmiş; ertesi gün boyaları dökülmeye başlamasın mı? Apar topar topladım; çerçeveciye götürdüm; adamcağızlar fabrikadan yeni mal gelmesini beklediler ve bütün resimleri sil baştan çerçevelediler. Bendeki şansa bak! Kırk yılın başı bir işe giriştim onda da fabrikatörün gazabına uğradım.

Continue reading