Taşınıyoruz, mutluyuz


Daha atölyeyi hale yola sokamadan evi de taşıyoruz, sevgili günlük.

Mutluyuz, heyecanlıyız.
Marie Kondo’nun kulaklarını hayli çınlatıyoruz bu sıralar. İlk aşama olan giysiler tamam. Battal boy bir çöp torbası doldu. Halbuki daha birkaç ay önce torba torba giysi vermiştik. Bakış açısı değişti tabii; bu kez verme konusunda daha acımasızız.

Asıl korktuğumuz kısım kitapları ayıklamaktı. Bu noktada biraz zayıf davrandık ama yine de epey kitap eledik. Bir kısmını almak isteyen olursa diye satışa çıkardık. Instagram’da @birdolapkitap_2.el hesabına fotoğraf yüklemeye devam ediyoruz. Taşınma vaktine kadar satılan satıldı; kalanlar kütüphanelere gidecek. Çocuk kitaplarınıysa her zaman olduğu gibi okullara ve kütüphanelere yollayacağız.

Kitaplardan sonra “Kâğıtlar” kategorisini de savdım. Eski garanti belgeleri, faturalar, gereksiz kâğıtlar, kartvizitler, şunlar, bunlar… Koca bir torba çıktı. Ama sandığımdan az çıktı. Zaten bu tip şeylerin çoğunu dosyalayarak tutuyorum ben. Marie Kondo abla görse alnımdan öperdi. Aferin bana.

Şimdi zor kısma geliyorum: Komono. Ivır zıvır aşaması. Mutfak eşyaları, oyuncaklar, börtü böcek, çerçöp… Evin geri kalanında ne varsa… Taşınma vakti yaklaşırken, olabildiğince azaltarak gideceğim ama sanırım KonMari’nin bir kısmı diğer eve kalacak.

Bugün akşamüstü gelen habere göre taşınacağımız evin boyası bitmiş. Yarın parke ve duvarların kurumasını bekleyeceğiz. (ben de gidip mutfak dolaplarını boyayacağım. Oley!) Sonraki gün taşınma faslına girişebileceğiz. Bir süredir koli avındaydık. Ev koli doldu yine. Tek rakibim Urla’lı kâğıt toplayıcılar. Kipa’nın orada kıyasıya mücadele halindeyiz. Kim daha önce koli kapacak diye. Aldığımız duyumlara göre çarşamba günleri meşhur bir tatlıcı zincirine mal geldiğini ve kolilerinin çok güzel olduğunu öğrendik. Bugün maaile oraya gittik. Dokuz koli de oradan topladık. Kolin kadar konuş!

Ha bu arada başka hiç derdimiz yokmuş gibi, hastane acil servisine devam ediyor, geceleri bebe ateşi düşürmeye çalışıp, gündüzleri bol bol çocuk burnu yıkıyoruz. Yavruları iyileştirmeye çalışırken, kendimizi sağlam tutmaya da çalışıyoruz.

Evde kömür bitti. Taşınacağız diye yeni kömür almadık. Sonra o kadar çuvalı nasıl taşıtırız? Ev bir soğuk, bir soğuk, sormayın gitsin. Isınmak için dışarı çıkıyoruz.

Bu yazıyı yazıp bitirene kadar birkaç gün geçti bu arada. Yazacak o kadar çok şey oluyor ki, ben hepsini toparlayana kadar, taslaklar kısmında kayıtlı yazılar benim gündemimin gerisinde kalıyor. Çok faaliz bu aralar şekerim. Ay bir taşınsak, zil takıp oynayacağım.

 

Bahar temizliği zamanı ve KonMari 101

Baharın gelmesine daha var gerçi ama bu 2017 beni fazla gıdıkladı. Bir şeyler yapasım vardı. Neydi, neydi? derken durup kendimi dinledim. “At,” dedi içimdeki ses. “At, ayıkla, eksil, azal…” Sonra devam etti: “Sadeleş, tazelen, kendine çekidüzen ver.”
Evde radikal bir şeyler yapmam gerekiyordu. Son aylardaki kötümser ruh halimden sıyrılmam gerekiyordu. Hani derler ya insanın kafasının içi nasılsa masası da öyledir, diye. İşte benim masam hep dağınıktı; toplasam da dağılıyordu. Ama son aylarda işler iyice çığırından çıktı. Masamın halini bir görseniz… Annemin hastalandıktan sonra her şeyi boşladım. Bir yandan da -özellikle atölyeyi tuttuğum günlerden itibaren- savaşma isteği var içimde. Bu istek arttıkça, içimdeki o sesi duymaya başladım işte: “Ayıkla, temizlen, azal, küçül, sadeleş…”

Sonra geçenlerde aklıma kim bilir ta ne zaman bir yerlerde adını duyduğum bir isim geldi: Konmari. Hemen araştırmaya giriştim. Bu aslında Marie Kondo isimli bir Japon’un adının kısalmasıymış ve bu abla hayatını düzenlemeye adamışmış. Koşa koşa gittim, “Hayatını Sadeleştirmek İçin Derle, Topla, Rahatla” adlı kitabını da sipariş ettim. Kitap gelene kadar da internette gezinmeye devam ettim ve gerçekten işe yarar bir metot olup olmadığını anlamaya çalıştım. Edindiğim izlenim insanların hayatlarının gerçekten de değiştiği. Ama bu tamamen halkla ilişkiler çalışması da olabilir. Ya da metodu uygulayan insanların KonMari’nin iddia ettiği gibi hayatlarının geri kalanında aynı sistemle devam edip etmediklerini bilmiyorum. İşin aslı çok da umursamıyorum. İhtiyaç duyduğum bir şeyler vardı ve KonMari şimdilik bunun yanıtı oldu.

Origami yapmayı seviyorum ama günün birinde giysi katlamayı da seveceğimi söyleseler gülerdim. Fotoğraf: The Times

Origami yapmayı seviyorum ama günün birinde giysi katlamayı da seveceğimi söyleseler gülerdim. Fotoğraf: The Times

Peki KonMari metodu nedir?

Aslında Kondo’nun söylediği temel şey şu: 1) Fazla olanları atın. 2) Kalanları nereye yerleştireceğinizi belirleyin. “Bu iki temel kuralı uygularsanız eviniz zaten bir daha dağılmaz,” gibi bir iddiası var Konmari’nin.  Atma faslında da kriter söz konusu nesnenin size haz verip vermediği. Özetle, çok seviyorum dediğin bir tişört aylardır dolabın dip köşelerinde duruyorsa ve sen onu en son ne zaman giydiğini anımsamıyorsan o tişört artık sana haz vermiyordur. Gerçekten ihtiyacın olsaydı zaten onu orada unutmazdın. Öyleyse at!

Metodun bir diğer önemli kısmı evi oda oda değil de, nesneleri kategorilere göre ayıklayıp düzenlemek. Düzenlemeyi mekan bazında yaptığımızda oranın kaçınılmaz olarak yeniden dağılacağını iddia ediyor. Tek mekanla uğraşmanın dikkat dağıtıcı olduğunu söylüyor. Ki bence gerçekten de öyle. Bunu şimdi fark ediyorum. Eskiden derin temizliklere girişirdim ve kendimi sürekli amaçtan sapmış, ayıkladığım şeylere bakarken, okurken vs. bulur ve çoğunu da atmaktan vazgeçerdim. Zaten işin sonuna doğru üstünkörü yapar bitirirdim. Diğer yerleri de sonra yaparım deyip aylarca yanına yanaşmazdım.

Peki KonMari ne yapıyor? Kategorilere göre temizleyin diyor. Bunun için de değiştirilmemesi gereken bir kural belirlemiş ve kategorilerin sıralamasını yapmış:

  • Giysiler
  • Kitaplar
  • Kâğıtlar (fatura, garanti belgesi, broşür, notlar, vb. belgeler)
  • Komono yani muhtelif ögeler (“komono” Japonca’da küçük eşya, ıvır zıvır, çerçöp gibi anlamlara geliyormuş.)
  • Duygusal ögeler (Fotoğraflar, mektuplar vs.)
Konmari 1

KonMari medoduna göre giysileri belli bir biçimde katlayarak yerden tasarruf ediyorsunuz ve her şeyi aynı anda görebilme şansınız oluyor. Görsel: JujuSprinkles.com

Giysiler ayrılmayı en kolay başardığımız grupmuş. Yani bu grupla ısınma turu atıyoruz. Sonra işler giderek zorlaşıyormuş. İnsanların atmaya en az kıydıkları duygusal ögeler temizliğinin son aşamasını oluşturuyor. Bana kalırsa “komono” denen kısım da hayli kanlı geçen bir aşama. Zira evdeki neredeyse hemen her şey bu grupta: Kozmetik ürünleri, CD ve DVD’ler, elektronik eşyalar, kırtasiye malzemeleri, hobi malzemeleri, mutfak eşyaları vs.

Bakalım bizde de o kadar kanlı geçecek mi? Çünkü ben bir haftadır giysileri ancak bitirdim. Çocuklardan fırsat buldukça yapabildim gerçi ama yine de bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyordum. Bir sonraki aşama kitaplar. Biz evde bugüne kadar çok kitap ayıkladık ama biriktikçe birikiyor. Şimdi yine acımasız davranma zamanı. Gerisi de bakalım nasıl gelecek…

Önümüzde bizi bekleyen bir taşınma var. Diğer eve çok az eşya götürmek gibi bir niyetimiz var. Giysiler, kitaplar, mutfak eşyaları ve ıvır zıvırı ayıklama konusunda çok kararlıyız.  Ama şunu söyleyebilirim, ilk defa bir taşınma öncesi stres yaşamıyorum. Zihnen organize olunca işler farklı oluyormuş demek ki.

Kitabı henüz tamamlamadım. Evi ayıklamayı henüz bitirmedim. İkisini eşzamanlı ilerletmeye çalışıyorum. Sonunda test edip onaylayacak mıyım, yoksa çuvallayacak mıyım acaba? Bakalım nasıl olacak?

Marie Kondo’nun web sitesine göz atmak isterseniz buraya tıklayın.
Metotla ilgili fikir almak için Pinterest’te azıcık gezinmeniz yeterli. Benim KonMari panom ise şurada.

Sadeleştikçe hafiflemek…

Henüz işin başı... Ortalık daha dağılmamış.

Bizim için bayram seyran çok da fark etmez. Bize her gün bayram… Ama bu uzun tatili fırsat bilip, ne zamandır “Yapsak mı, yapmasak mı?” diye yetmiş kere düşünüp, sürekli ertelediğimiz, erteledikçe sırtımıza kambur gibi binmeye başlayan bir yükün altına girdik: Kütüphane tasfiyesi!

Bizim en büyük yükümüz kitaplarımızdır. Bunca yıl, pek çok taşınma gören bu kitaplar nakliyecilerden de hatırı sayılır miktarda küfür yemiştir. Üstelik azalacağı yerde artar bu meretler. En son evlendiğimizde iki kütüphanenin birleşmesi bahanesiyle epey bir şey atmıştık Yıldıray’la. Taşınıp yerleşirken biraz daha gitti. Ama geçen zamanda yine arttılar.
Continue reading

Evin kalbi mutfak…

Evin oturma mekanıyla başa baş yarış halinde olsa da, bana göre evin kalbi mutfaktır. Mutfak temel yaşam kaynağımız besinlerin mekanıdır. Mutfakta ocak tüttükçe, kazan kaynadıkça evdeki yaşam da sürer. Mutfak berekettir. Feng shui’ye göre ocak ailenin zenginliğini simgeler. Mutfağın üzerimizde zenginlik ve bereketin dışında başka etkileri de vardır. Mutfak ne kadar sağlıklıysa (havadar, temiz vs.) yaşam kalitemiz de bundan aynı oranda etkilenir. Bu basit bir formüldür: (Tüten ocak=pişen yemek) = (Besin=Sağlık) ya da başka bir deyişle “sağlam kafa (ve sağlam ruh) sağlam vücutta bulunur” ve bunun için de evde etkin bir mutfak gereklidir.

Ölü mutfak

Şu an oturduğumuz evi, açık konuşmak gerekirse, bir anlık gafletle kiraladık. Çok güzel ve büyük, üstelik oda gibi kullanılabilen bir balkonu vardı ve salon 60’ların mimari stilinin güzel bir örneğiydi. Mutfak ve banyosu ise karanlıktı. Mutfağın karanlık, nispeten havasız, eski ve kullanışsız olduğunu bile ile tuttuk evimizi. Zamanla mutfağa karşı içimizde bir küskünlük gelişti. Ben de, Yıldıray da, annem de yemeği ve yemek yapmayı seven insanlarız; ama üçümüz de mutfakta olabildiğince az zaman geçirmeye, mutfak işlerinden olabildiğince kaçınmaya başladık. Mutfağın işlevsizliği giderek daha da kendini ortaya koydu. Bu küskünlük öyle bir dereceye vardı ki, evi çok sevmemize rağmen, aklımızdan taşınma fikrini geçirmeye başladık.

Bunu duyan ev sahibemiz, gitmeyelim diye, mutfağı yenilemeyi kabul etti. Bugün büyük gün! Bugün evde hummalı bir çalışma var. Yeni ve daha işlevsel bir mutfağa kavuşmamıza az kaldı. Mutfakta pratik çözümler meselesine ilerleyen günlerde değineceğim. Ama şimdi, bu yenilenmeyi fırsat bilerek neler yaptığımızı kısaca özetleyeyim:

Salona yığılan mutfak eşyaları

Bir kere bütün mutfak eşyalarını eski dolapların çekmeceleriyle salona taşıdık. Bazılarını masalara ya da kutulara yığdık. Tıpkı daha önce giysi dolabında olduğu gibi, bırakın sadeliği, ortalık bitpazarı gibi oldu. Tam bir karmaşa! Kullanmadığımız pek çok şeyi ayıklama fırsatı bulduk. Fazla kavanozlar, tek kalmış bardaklar, çatlamış fincanlar, eski bir nihale, bozulmuş bardak altlıkları…vs. Daha neler, neler… Ambalaj çöpümüz doldu taştı. Muhtemelen, yeni mutfak monte dilip, bu bitpazarı yeniden dolaplara yerleşirken, bir elemeden daha geçecekler. Onu da o zaman anlatmak üzere, şimdilik kısa bir tadilat/tamirat molası… Moladan sonra görüşürüz.

Ne kadarına ihtiyacımız var?

Geçenlerde dolabımı temizleyip hafiflettiğimi anlatmıştım. Bu temizlik sırasında, kışın yaşadığım bir şey aklıma geldi. Malum, küresel ısınma yüzünden artık doğru dürüst kış geçirmez olduk. O yüzden geçtiğimiz kış kar yağınca çok heyecanlandım. Yıldıray’la hemen dışarı çıkıp, uzun, sakin bir kar yürüyüşü yapmaya karar verdik.

ABD'de yürütülen The Gaia Movement ile eski giysilerin geri dönüşümünü sağlamak ve karbon salınımını azaltmak hedefleniyor.

Dolaba gidip kışlık malzemelerin durduğu hurcu çıkarttım. Bir sürü şapka, atkı, eldiven… Sonra kendimi şu soruyu sorarken yakaladım: “Hangi eldivenimi taksam?” Soruyu sorduğum anda içsel bir yumruk yemiş gibi oldum.

Bu ne saçma bir soruydu! Ne kadar şımarıkçaydı. Hurcun içinden bana bakan onca atkı ve şapkaya bakarken, bir tek eldiveni bile olmayanları düşündüm.  Halbuki ben sırf şunun rengini beğendiğim, bunun hediye edilmiş olması, öbürünün en eski atkım olması vb. nedenlere bu eşyaları yıllardır tuttuğumu ve çoğunu kullanmadığımı fark ettim.

İnternette okuduğum bir yazıda eski giysilerimize neden bu kadar bağlı olduğumuza dair altı neden sıralanmış.

* Söz konusu giysinize, gelecekte bir gün bir biçimde ihtiyaç duyacağınıza inanmak.

* Bunun bir armağan olması…

* Manevi değerinin olması…

* Giysi konusunda açgözlü olmak.

* Giyecek giysinizin kalmamasından korkmak…

* Giysileriniz üzerinize olmuyordur, ama yeni görünüyorlardır. (Yazının orijinalini okumak için tıklayın.)

Giysi dolabınızı açıp bakın. İçindekilerin ne kadarına ihtiyacınız var? Kullandığınız ve çok işinize yarayan giysileri söylemiyorum. Ama diğerlerinin ne kadarına ihtiyacınız var? Farklı farklı tonlarda bir sürü turuncu tişört, değişik modellerde çeşit çeşit beyaz gömlek, onlarca çorap, değişik değişik kotlar… Hepsini gerçekten giyiyor musunuz? Bunların bir kısmınızı eleseniz, hayatınız bundan ne kadar etkilenir?

Kendinize bu soruları sorun. İnanın, yanıtı çok basit. Peki hayatta sarılıp tutunduğumuz ve vazgeçemediğimiz başka neler var? Paylaşırsanız sevinirim.