Her gün, biraz biraz

Bana kim demişti, kimi demişti hiç hatırlamıyorum ama bir adam varmış. Bu kişinin bir prensibi varmış. Her gün bir makale, bir şiir ve bir öykü okurmuş. Bu maddeleri bile tam doğru hatırlamıyor olabilirim.

Mesele burada benim unutkanlığım değil. 🙂 Adamın gerçekleştirdiği eylem. Her gün kendisine kattığı şeyler. Bunu her gün düzenli olarak yapması.

Her gün internet sayesinde onlarca bilgi ve kaynağa denk geliyoruz. Açıkçası ben özellikle son zamanlarda (çocuklar iyice kıpraşık moda geçtiğinden beri) her şeyi üstün körü yapmaya başladım. Bir yazıya denk gelince gözümle hızlıca tarıyorum. beynim bir şeyler algılıyor algılamasına ama zaten o beynin geri planında sürekli “Hızlı ol, zamanın az, çocuklar gelmeden hallet işleri…” diyen sinir bozucu bir ses var. O an ne algıladıysam işte… Gerisi püff! diye uçup gidiyor. (Tıpkı yukarıdaki kim olduğunu hatırlayamadığım o adam gibi). Continue reading

Minyatür sinema kitabı

sinema kitabi 01New York’ta sinema okuyacak bir öğrenci için günün anlam ve önemini anlatan sevimli, mini mini bir minyatür kitap yapacak olsaydınız ne yapardınız? Sinema denince konu derya deniz… Ama bunu minicik sekiz sayfaya indirgemeniz gerektiğinde işler biraz zorlaşıyor.

New York temalı “Dedikodulu Evler” resmini yaptığım Eda için bir de minyatür kitap yapmamı istemişti annesi Ayşe Hanım. Sinema teması güzeldi; ama yukarıda da yazdığım gibi dipsiz kuyu gibi bir konuydu. Aklıma pek çok fikir geldi. Bunlardan bazıları artıları ve eksileriyle şöyleydi: Continue reading

İnsana motivasyon gerek…

Sevgili Günlük,

21 yıl sonra gözlüğüme veda ettim. Artık gözlerinde denizanası gibi lensleri olan bir insanım. Bir ilk de 21 yıldır ilk kez göz numaramın gerilemesi oldu. Yaşasın! Bunca yıl takabilirim iyim, takamaz mıyım diye boşuna düşünmüşüm. Hayat artık benim için daha net. Lensi asıl bisiklet sürüşlerimde rahat edeceğim için almak istiyordum. Heyhat! Lens aldım ama bu Nuh Tufanı gibi yağmurda bisikletin yanına bile yanaşamadım. Continue reading

Uzaklara gitmeli mi?

Bir süre önce (o sıralar !f İstanbul sürüyordu) Yasemin’den bir öneri geldi. Festivalde gösterilen “Away We Go” adlı filmin ilgimizi çekeceğini düşünmüş. Ne yazık ki filmin gösterildiği akşam, misafir gelince gösterimi kaçırdık. Sonra bir sabah İyi Cüceler’e gittiğimizde Gönül bize bir DVD uzattı ve bunu Yasemin’in  bizim için bıraktığını söyledi. Bu o kaçırdığız filmdi.

İzlemeyi hep erteledik. Araya hep bir şeyler girdi. Bu arada film sinemalarda “Uzaklara Gidelim” adıyla gösterime girdi, çıktı… Sonunda geçen akşam, battaniyenin altına sıkışıp, çaylarımızı, keklerimizi hazır edip geçtik ekranın karşısına ve izledik “Uzaklara Gidelim”i… Continue reading

Yaşasın kar yağıyor!

Nasıl özlemişim karın yağışını izlemeyi… Sabah uyanınca ilk yaptığım salona koşup panjurları açmak oldu. Kar yağıyordu! Rüyamda uyanınca ortalığı bembeyaz bulduğumu görmüştüm. Ama sabah yerleri ıslak görünce biraz bozuldum tabii. Ama olsun, kar yağıyordu ya…

Sonra yağdı, yağdı… Yerler ve hatta yol bile beyazlaşmaya başladı. Yıldıray’laçocuk gibi şeniz. Hemen gece yarısı olsun istiyoruz. Kar daha da biriksin, ortalık iyice pufidik olsun da şöyle güzel bir yürüyüşe çıkalım.

Ev sıcacık. Öğleden sonra sıcak kakao yapıp içtik. Tam da turta havasıydı aslında. Akşam planımız belli: Benim defalarca seyrettiğim, Yıldıray’ınsa hiç izlemediği “Kuş Kafesi”ni izlemek. Yanında da cin mısırı! Keyif diye ben buna derim.