Hayal etmesi bedava

Ülke gündeminde anormal bir şeyler yaşanmadığı (ki pek mümkün değil) ya da çocuklar beni iki yaş, üç yaş ya da o nevi sendromlarıyla delirtmediği (ki bu da pek olan bişey değil) zamanlarda, eğer başka bir işim yoksa hayal kuruyorum.
Neyi mi hayal ediyorum?
Seramik atölyemi elbette!

hayal etmesi bedavaMasa şöyle şöyle bir masa olur, diyorum. Acaba mermer masa mı yaptırsam, ahşap mı? Mermeri temizlemek kolay, ahşap çamurun nemini alır, diyorum. Karar veremiyorum.
Raflar kesinlikle ahşap olmalı, diyorum.
Çam olmalı mutlaka.
Çam değilse beyaza boyayabileceğim bişeyler olsun, diyorum.
Kendim boyarım. Ortam beyaz olmalı ki, seramikler çıksın ortaya.
Mavili beyazlı işler bir yanda durur; siyah beyazlar onların yanında… Bir tarafta toprak tonlarında işler olur. Turkuazlar, indigolar, buz mavileri, kobaltlar; bej, hardal, kahve ve hakiler; çizgililer, beneklileri, efektliler, kazımalar, sırt altına desenler…
Belki eskicide güzel bir şeyler bulup koyarım bir kenara.
Mesela vitrinde bir küçük sehpa ya da konsol olmalı. Bitmiş ürünlerin bir kısmı onun üzerinde sergilenmeli. Ara ara da değiştirmeli sergidekileri. Continue reading

Ufukta beliren kara bulutlar ya da gelecek kaygısı

Dün toplantımız olduğu için işe gittim. On beş kişiden oluşan bir ekiple çalışıyorum. Ekip üyelerinin yaşları 19’la 46 arasında değişiyor. Bazısı daha üniversite öğrencisi, bazısı meslek yaşamında yılları devirmiş olan on beş kişi… Üstelik hepsi farklı farklı ilgi alanları olan insanlar…

Bir iş yerinde bu kadar kalabalık bir grup oldu muydu, mutlaka bir yerden bir şeyler patlak verir ve herkes birbirine girer, değil mi? Sonra kırgınlıklar, kutuplaşmalar da olur; o ekibin tadı kalmaz. Ne derler bilirsiniz, “Nerede çokluk, orada b.kluk.” Continue reading