Bahar temizliği zamanı ve KonMari 101

Baharın gelmesine daha var gerçi ama bu 2017 beni fazla gıdıkladı. Bir şeyler yapasım vardı. Neydi, neydi? derken durup kendimi dinledim. “At,” dedi içimdeki ses. “At, ayıkla, eksil, azal…” Sonra devam etti: “Sadeleş, tazelen, kendine çekidüzen ver.”
Evde radikal bir şeyler yapmam gerekiyordu. Son aylardaki kötümser ruh halimden sıyrılmam gerekiyordu. Hani derler ya insanın kafasının içi nasılsa masası da öyledir, diye. İşte benim masam hep dağınıktı; toplasam da dağılıyordu. Ama son aylarda işler iyice çığırından çıktı. Masamın halini bir görseniz… Annemin hastalandıktan sonra her şeyi boşladım. Bir yandan da -özellikle atölyeyi tuttuğum günlerden itibaren- savaşma isteği var içimde. Bu istek arttıkça, içimdeki o sesi duymaya başladım işte: “Ayıkla, temizlen, azal, küçül, sadeleş…”

Sonra geçenlerde aklıma kim bilir ta ne zaman bir yerlerde adını duyduğum bir isim geldi: Konmari. Hemen araştırmaya giriştim. Bu aslında Marie Kondo isimli bir Japon’un adının kısalmasıymış ve bu abla hayatını düzenlemeye adamışmış. Koşa koşa gittim, “Hayatını Sadeleştirmek İçin Derle, Topla, Rahatla” adlı kitabını da sipariş ettim. Kitap gelene kadar da internette gezinmeye devam ettim ve gerçekten işe yarar bir metot olup olmadığını anlamaya çalıştım. Edindiğim izlenim insanların hayatlarının gerçekten de değiştiği. Ama bu tamamen halkla ilişkiler çalışması da olabilir. Ya da metodu uygulayan insanların KonMari’nin iddia ettiği gibi hayatlarının geri kalanında aynı sistemle devam edip etmediklerini bilmiyorum. İşin aslı çok da umursamıyorum. İhtiyaç duyduğum bir şeyler vardı ve KonMari şimdilik bunun yanıtı oldu.

Origami yapmayı seviyorum ama günün birinde giysi katlamayı da seveceğimi söyleseler gülerdim. Fotoğraf: The Times

Origami yapmayı seviyorum ama günün birinde giysi katlamayı da seveceğimi söyleseler gülerdim. Fotoğraf: The Times

Peki KonMari metodu nedir?

Aslında Kondo’nun söylediği temel şey şu: 1) Fazla olanları atın. 2) Kalanları nereye yerleştireceğinizi belirleyin. “Bu iki temel kuralı uygularsanız eviniz zaten bir daha dağılmaz,” gibi bir iddiası var Konmari’nin.  Atma faslında da kriter söz konusu nesnenin size haz verip vermediği. Özetle, çok seviyorum dediğin bir tişört aylardır dolabın dip köşelerinde duruyorsa ve sen onu en son ne zaman giydiğini anımsamıyorsan o tişört artık sana haz vermiyordur. Gerçekten ihtiyacın olsaydı zaten onu orada unutmazdın. Öyleyse at!

Metodun bir diğer önemli kısmı evi oda oda değil de, nesneleri kategorilere göre ayıklayıp düzenlemek. Düzenlemeyi mekan bazında yaptığımızda oranın kaçınılmaz olarak yeniden dağılacağını iddia ediyor. Tek mekanla uğraşmanın dikkat dağıtıcı olduğunu söylüyor. Ki bence gerçekten de öyle. Bunu şimdi fark ediyorum. Eskiden derin temizliklere girişirdim ve kendimi sürekli amaçtan sapmış, ayıkladığım şeylere bakarken, okurken vs. bulur ve çoğunu da atmaktan vazgeçerdim. Zaten işin sonuna doğru üstünkörü yapar bitirirdim. Diğer yerleri de sonra yaparım deyip aylarca yanına yanaşmazdım.

Peki KonMari ne yapıyor? Kategorilere göre temizleyin diyor. Bunun için de değiştirilmemesi gereken bir kural belirlemiş ve kategorilerin sıralamasını yapmış:

  • Giysiler
  • Kitaplar
  • Kâğıtlar (fatura, garanti belgesi, broşür, notlar, vb. belgeler)
  • Komono yani muhtelif ögeler (“komono” Japonca’da küçük eşya, ıvır zıvır, çerçöp gibi anlamlara geliyormuş.)
  • Duygusal ögeler (Fotoğraflar, mektuplar vs.)
Konmari 1

KonMari medoduna göre giysileri belli bir biçimde katlayarak yerden tasarruf ediyorsunuz ve her şeyi aynı anda görebilme şansınız oluyor. Görsel: JujuSprinkles.com

Giysiler ayrılmayı en kolay başardığımız grupmuş. Yani bu grupla ısınma turu atıyoruz. Sonra işler giderek zorlaşıyormuş. İnsanların atmaya en az kıydıkları duygusal ögeler temizliğinin son aşamasını oluşturuyor. Bana kalırsa “komono” denen kısım da hayli kanlı geçen bir aşama. Zira evdeki neredeyse hemen her şey bu grupta: Kozmetik ürünleri, CD ve DVD’ler, elektronik eşyalar, kırtasiye malzemeleri, hobi malzemeleri, mutfak eşyaları vs.

Bakalım bizde de o kadar kanlı geçecek mi? Çünkü ben bir haftadır giysileri ancak bitirdim. Çocuklardan fırsat buldukça yapabildim gerçi ama yine de bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyordum. Bir sonraki aşama kitaplar. Biz evde bugüne kadar çok kitap ayıkladık ama biriktikçe birikiyor. Şimdi yine acımasız davranma zamanı. Gerisi de bakalım nasıl gelecek…

Önümüzde bizi bekleyen bir taşınma var. Diğer eve çok az eşya götürmek gibi bir niyetimiz var. Giysiler, kitaplar, mutfak eşyaları ve ıvır zıvırı ayıklama konusunda çok kararlıyız.  Ama şunu söyleyebilirim, ilk defa bir taşınma öncesi stres yaşamıyorum. Zihnen organize olunca işler farklı oluyormuş demek ki.

Kitabı henüz tamamlamadım. Evi ayıklamayı henüz bitirmedim. İkisini eşzamanlı ilerletmeye çalışıyorum. Sonunda test edip onaylayacak mıyım, yoksa çuvallayacak mıyım acaba? Bakalım nasıl olacak?

Marie Kondo’nun web sitesine göz atmak isterseniz buraya tıklayın.
Metotla ilgili fikir almak için Pinterest’te azıcık gezinmeniz yeterli. Benim KonMari panom ise şurada.

Neden kızlar pembe, erkekler mavi giyer?

Bu soruyu gebeşim diye sorduğumu sanmayın. Bu benim çocukluğumdan beri kafamı kurcalayan bir konudur. Sadece şu sıralar günün (ya da göbeğin) anlam ve önemi kapsamında bir kez daha sorguluyorum.

İnternette bu konuyla ilgili biraz gezinince Wiki Answers’ta ilginç bir açıklamaya rastladım. Açıklamada özetle şunlar yazıyor:

Aslında pembe renk sadece kızlara has, kız çocukların mülkiyetinde bir renk değilmiş! Continue reading

İfrit No:3

2 numaralı İfrit‘te ufkumu açan sevgili Çidolenk, içimdeki yeni ifritlere ön ayak oldu. Kendisine teşekkür ediyorum. İfritine canı gönülden katılıyorum.

Ben de Çidolenk gibi merdivenlerin sağından inip çıkmayı bilmeyenlere İFRİT OLUYORUM. Üst geçit, alt geçit, metro girişi, metrobüs çıkışı… Sağdan çık, sağdan in kardeşim!

Ayrıca, yürüyen merdivende sağ yanda durmayan, soldaki geçişi kapayanlara, “Geçebilir miyim?” diye izin istediğinizde de yürüyen merdivende niye yürüdüğünüzü kavrayamayarak yüzünüze bakanlara İFRİT OLUYORUM.

Çorap meselesine dönecek olursak, kadınların burnu açık ayakkabılarından naylon çorabın görünmesine İFRİT OLUYORUM.

Ten rengi naylon çoraba ayrı, ten rengi naylon çorabın diz arkasında soğan zarı gibi kat kat görünmesine ayrı İFRİT OLUYORUM.

İfrit No:2

Kaminolu bir bayan

Sandaletinin içine berbat gri ve berbat kahverengi ve berbat bej çorap giyen adamlara İFRİT OLUYORUM.

Yüksek topuklarıyla akrobasi yapa yapa yürüyen, otobüste de dengesini kaybedip gelip o kazık gibi topuğuyla ayağımı ezen kadınlara  İFRİT OLUYORUM.

Yüksek topuklardan çıkan toynak sesine de  İFRİT OLUYORUM.

Ama o topuklarla “Klonların Saldırısı”ndaki Kamino Gezegeni’nin şu sırım gibi halkı nasıl yürüyorsa, öyle yürüyorlar ya… Hayranım, hayranım…