Deliliğin sınırını ne zaman geçtik?

ciglik_edvard munchBu blog benim evim sayılır. Tıpkı Bir Dolap Kitap gibi. Orası Yıldıray’la ortak yaşam alanımız. Burası ise benim kendime ait odam. Kâh günlüğüm oluyor, kâh atölyemin vitrini. O anki kullanım biçimim ne olursa olsun değişmeyen bir şey var: Burası benim kendim için güzel şeyleri biriktirdiğim ya da güzel olduğu için paylaşmak istediğim şeylerle doldurduğum bir sanal mekan.

Ama ben ne zaman yeni bir şeylere heves edip harekete geçmeye başlasam bir şey oluyor bu ülkede. Artık bu ülkede durup dururken insanların ölmesi sıradan bir şey gibi. (Durup dururken olmuyor elbette. Birileri – ki buraya hayli küfür ekleyin siz- biliyor da üç maymunu oynuyor, olup bitene göz yumuyor. Ya da bunlar üç maymun kadar bile akıl, şuur sahibi değil, gerçekten beyinleri alınmış, kukladan hallice, insan suretinde… q#!&çkljdaföjbghadfhjgaf!!!?x!!! Neyse… Burada siyaset yapmayayım şimdi. Olan masum insanlara oluyor.) Continue reading

Kara

karaYaşadığımız topraklara Harry Potter’daki ruh emiciler üşüşmüş de içimizdeki bütün mutluluğu, güzel duyguları, olumlu her şeyi silip süpürmüş gibi hissediyorum. Ruhumu kasvet bürümüş. Önceden yazdığım gelincikli “mutlu” yazım tam da Soma felaketinin üzerine yayına girdi diye pişmanlık duyuyorum. Bahçedeki ağacın meyvelerine bakıp kendimi iyi hissettiğimde vicdan azabı duyuyorum. Tayga’yla oyun oynayıp eğlenirken, bir anda içim sıkışıyor. Ben böyle hissediyorken, bir yerlerde ocaklar söndü,; insanlar bırak çiçeğe böceğe bakmayı, evlatlarını, babalarını, eşlerini, sevgililerini, abilerini yitirdi, benimki onların yanında ne ki?

Bir takım insan diyemeyeceğim varlıklar bunu yapan. Bunu yapmaya hakları yok. Her gün, her gün, her gün, beddua etmeden geçirmiyorum artık. Kendi nefretini hepimizin içine salan bir varlık ve onun etrafına üşüşmüş bir takım köpekler mutluluğumuzu ele geçirmiş.

Bir ülke bu kadar mı uğursuz olabilir? Her gün kötü bir şey yaşanıyor bu ülkede ve her seferinde buna verdikleri tepkiyle bir kere daha şaşırıyorum. “Bu kadar da olamaz. Bir insan (insan?) bu kadar vurdumduymaz, arsız, umursamaz, küstah, soysuz olamaz diyorum.  Continue reading

İfrit oluyorum No: 18

Devlet sağlık kurumlarının “internetten randevu verme” hizmetine İFRİT OLUYORUM!

İnternet hizmeti adı altında insanlara “kolaylık, çağdaşlıki zamanda kazanma vs.” diye yutturulan şeyin bir simülasyon oluşuna İFRİT OLUYORUM!

İnternetten alınan muayene randevuları için sonra bir tur daha kuyruk beklenmesine İFRİT OLUYORUM!

Onca kördüğüm olmuş kuyrukta bile uyanıklık yapmaya çalışanlara İFRİT OLUYORUM! Continue reading

Sağlık reformu mu? O da ne?

Gözlerimle ilgili bir problemden ötürü, son günlerde iki sağlık kurumunu ziyaret etme şansı(!) buldum.

Bizim eve çok yakın olduğu için Erenköy Semt Polikliniği’ne gideyim dedim. Telefon ettim, internetten randevu alarak gelebileceğimi söylediler. Tamam. Sitelerine girdim ve hangi bölümden saat kaçta randevu istediğimi yazdım. 8.36’ya randevu verildi.

Zaten bu gibi yerler 8 veya 8.30 gibi açılır ya. Ben de sekizi çeyrek geçe gittim. Baktım kapıda bir kuyruk. İnsalar numara alıp, sıra bekliyorlar. Benim numaram “2”. Danışmaya randevum olduğunu, nereye başvurmam gerektiğini sordum. “Randevulular soldaki bilgisayarda sıra bekliyor,” dedi kadın. Continue reading