40 hafta

Uzun zamandır yazmıyorsam nedeni var. Bu gebelik hayli zorluyor bu sefer beni. Bilgisayar başına oturup da iki satır bir şey yazmak saatler sürüyor. Biraz oturuyorum, duramıyorum, kalkıyorum. Yarın 40 hafta doluyor. Bu sıralar doğurabilirim yani. Kısacası, maceranın sonuna geldik ve ben bu maceranın en muhteşem anını  dün yaşandı. Dün ben yıllardır hayalini kurduğum bir şeyi gerçekleştirdim. Hiç çocuğum yokken, bir gün çocuğumun olup olmayacağını düşünmediğim zamanlardan beri merak ettiğim, gerçekleştirmek istediğim bir hayaldi bu: Hamileyken denize girmek! Annem bana 7 aylık gebeyken denize girmiş. O zaman yaşadığı hissi anlata anlata bitiremezdi. “Nasıl hafiflemiştim, bir anda bütün o vücut yükü kaybolmuştu,” der dururdu hep. Continue reading

Bizim bebişin ismi

bebek adiYavrulayacağımızı öğrenen insanların standart üç sorusu oluyor:

1) Cinsiyeti ne?

2) Kaç aylık? Ne zaman doğacak? Burcu ne?

3) Adı belli mi? İsim buldunuz mu?

Sıralama genelde hiç şaşmıyor. Kimse sağlığı yerinde mi? Bir sıkıntınız var mı diye sormuyor mesela. Varsa yoksa cinsiyeti… Başta bu meseleye epey takılıyorduk ama artık alıştık. 🙂

Bebeğin adı konusuna gelince… Bu konuda niyeyse batıl inançlıyız. Continue reading

Zen

Bebeğin doğumuna az kaldı. Son iki gündür hareketlerinde belirgin bir fark var. Daha şiddetli ve sert tekmeler (aslında topuk darbeleri) yiyiyorum. Başı iyice aşağıya dönmüş. Bu da kendini epey hissettiriyor. Her tekmeye bir kafa vuruşuyla eşlik ediyor artık.

İlk başlarda (dördüncü aya girerken) “Acaba ne zaman tekmeleyecek bu velet?” diye sabırsızlanırken, 20. haftada başlayan kıpırtılar, pıtırıklar giderek daha eğlenceli bir hal aldı.

Benim için asıl hamilelik 30. haftada başladı. Ondan öncesi fasa fisoymuş. 35. haftanın sonundaysa başka bir aşamaya geçtim. Karnımın içindeki her büyük hareket beni yerimden sıçratıyor. İrkiliyorum. Hatta bazen ürküyorum. “Acaba,” diyorum, “yoksa doğum mu yaklaşıyor?” Continue reading

İçimde neler oluyor?

İçimde neler olduğuna dair kimi teoriler üretiyorum. Örneğin:icimde neler oluyor

  • Bazı insanların ayaklarında topuk dikeni çıkar. Benimse göbeğimde topuk çıkıyor.
  • İçimdeki küçük insan şunlardan biri olabilir: Meksikalı, futbol fanatiği, hiphopçı, dansöz veya köçek. Karar veremiyorum.
  • Sanırım zaten obur olan bünyem, son zamanlarda daha da oburlaşınca,  farkında olmadan kaşık falan yuttum. İçerdeki de o kaçıkla sağ yanımda tünel kazmaya çalışıyor! Continue reading

Arayı açmışım ayol!

Yahu bu ne gevşeklik, ne aylaklık.

Günler olmuş, bir ay geçmiş, buralara uğramaz olmuşum.

Vallahi farkında değilim, billahi değilim. Bilgisayarın önünde mümkün olduğunca az vakit geçirmeye çalışıyorum, o ayrı. Zaten istesem de geçiremiyorum. Uzun uzun oturunca, göbek içi canlısı beni itip kakmaya başlıyor.  Bir Dolap Kitap zaten sürüyor, haftada bir de Blogcu Anne’ye misafir oluyorum. Daha da başka bir şey yazmıyorum. Bebik gelmeden yazılıp çizilmesi, yetiştirilmesi gereken işler var bir de. Haftada bir radyoya, iki kere de atölyeye gidiyorum, o kadar… Continue reading

Ana karnının içiyle iletişimde dahiyane bir yontem

Bugün tıp tıp tıp göbeğime vuruyordum. Şimdi bu içerdeki velet suda yüzüyor ya, dışarıdaki sesleri sudaki dalgalanmayla hissediyor. Ben tıp tıplarken, aklıma şöyle bir fikir geldi. Acaba, Mors Alfabesini öğrensem, sonra Mors koduyla karnıma vursam…

Mesela “N’aber?”; yani – • (n)    • – (a)    – • • • (b)     • (e)     • – • (r) Continue reading

Sürpriz!

Çok bilimsel bir konuyla karşınızdayız sayın bobinseverler.

Cincüce’nin içinde bir yerlerde hızlı bir mitoz bölünme süreci yaşanmaktadır. Bilginize! Daha bilimsel olmak gerekirse Cincüce’nin içinde bir yerlere küçümen bir zigotçuk yerleşmiştir. Bu zigotçuk çok uyanık davranarak, kendine mesken belirlediği rahmin tam ortasına yerleşerek sağduyu sahibi bir varlık olduğunun ilk işaretlerini vermiştir. Zira bu rahim hafif yampirik olduğu için, ortası dışındaki alanlar zigotçuğun rahatsız olmasına neden olabilirdi. İşte bu miniskül zigot bunu adeta bilmiş de kendine tam en geniş yeri seçmiştir. Aferindir! Continue reading

Bir dolap montajıyla gün geçer mi?

Geçer, geçer… Öyle bir geçer ki. Hele montajı yapan aklı beş karış havada iki şaşkınsa…

Sebebi şu: Dün abimlere gittik. Önce şöyle ağzımıza layık bir kahvaltı yaptık. Kahvaltıda kendi cüssem kadar yiyince “Seda mı hamile, yoksa ben mi?” diye sormadan edemedim. Annem bir haftadır oradaydı. İlk peynir yapma girişimini de orada gerçekleştirmiş. Sonuç muhteşem bir “kekikli peynir”di. (Bu konuda yeni girişimlerimiz olunca tarifini vereceğim.)

Sonra işe başladık. Abimin işi olduğu için o yoktu. Yıldıray’la ben birer süper kahraman edasıyla iki odanın eşyalarını oradan oraya taşıdık. Sonra sıra kolisinde duran dolabı montajlamaya geldi…  Montaj mı? Ha ha! Çocuk oyuncağı! Başladık parçaları birleştirme. Kasa oluştu. Arka taraf da çivilendi. Sıra geldi çekmece ve kapaklara… Continue reading

Saçma bir doğum hikayesi

Doğumun saçması olur mu demeyin. Oluyormuş. Ben de dün öğrendim.

Olay şöyle gerçekleşti: Dün uzanmış kitap okuyordum. Annem de haberlere bakıyordu. Televizyondaki sunucu bir haber anonsu yaptı. Ses dalgaları kulak zarımı aşıp beynime ulaştığı anda yerimden doğruluverdim. Ne diyordu bu haberci böyle?!

Habere göre Elizabeth Poblete isimli Şilili bir halterci, antreman sırasında doğuruvermiş. Sporcu, bir hafta önce de bir müsabakaya katılıp kazanmışmış hamile hamile. İşin ilginç yanı, 6 aylık hamile olan kadın, hamile olduğunun farkında değilmiş. Hamile olduğunu doğurunca öğrenmiş. 1115 gram ağırlıkla doğan parmak bebek hemen yoğun bakıma alınmış. Umarım şimdi iyidir. Ayrıntıları BBC News’ten öğrenebilirsiniz.

Yok artık, daha neler duyacağız bakalım?