Pandora’nın Kutusu

Yunan mitolojisinin en sevdiğim öykülerindendir Pandora’nın Kutusu.

Efsaneye göre, ateşi tanrılardan çalarak insanlara armağan eden ve cezalandırılan Prometheus’un bir erkek kardeşi vardır. Zeus, Epimetheus isimli bu adama çok güzel ve çok akıllı bir kadın olan, balçıktan yapılma Pandora’yı eş olarak gönderir. Prometheus’un tüm uyarılarına rağmen Epimetheus Pandora’ya aşık olur ve onunla evlenir. Zeus Pandora’ya evlilik hediyesi olarak bir kutu armağan eder; ancak bir koşulu vardır: Her ne olursa olsun Pandora bu kutuyu asla ama asla açmamalıdır. İnsan meraklı bir varlıktır; Pandora da bu meraka yenik düşer elbette ve yasak olana karşı koyamaz. Kutuyu açar. Kutunun içinde bütün kötülükler vardır. Kutunun açılmasıyla birlikte kötülükler hızla dünyaya yayılırlar. Pandora son anda, içi tamamen boşalmadan kutunun kapağını kapatmayı başarırı. Kutunun içinde bir tek şey kalmıştır: Umut.

pandoranin kutusu

Sanatçı: Wetcanvas (Kaynak: deviantart.com)

Kıssadan hisse: İnsanlar dünyadaki bütün kötülüklere karşı hayatta ellerinde çok değerli bir şey tutarlar. O da umuttur işte. Continue reading

Sulak zamanlar

Zaman su gibi akıp geçiyor ve ben yine bir şeyleri yapamadan zaman ellerimden akıyormuş hissine kapılıyorum. Böyle durumlarda beni en çok rahatlatan şey yazmak. Üstelik aertık onu bile doğru dürüst yapamıyorum. Yazmadık.a içimde bişeyelr birikiyor, dolup taşıyorum. Bu taşmalar zaman zaman öfke patlamaları şeklinde de oluyor ki işte iş bu noktada ciddiye biniyor. Ruhumda, zihnimde bir yerlere bir kanal falan açmam lazım ki o kanaldan sakin sakin aksın beynimden çıkasıcalar.

Geçenlerde Yıldıray’la konuşuyorduk ve ben yine “Hiç bir şey yapamıyorum, hiç bir şeye yetişemiyorum, her şeyi yarım yamalak yapıyorum,” diye vıdı vıdılıyordum. “Saçmalamasana, seni iki tane çocuk büyütüyorsun, ona odaklansana,” dedi. Buna benzer diyaloglar yirmi bin defa geçmiştir herhalde aramızda. Çocukları büyütüyorum, evet, ama bu ekstra bir durum olmamalı. Onlar artık içinde bulunduğum yaşamın demirbaşı ve gerçeği. Ekstra bir iş değil ki çocuk büyütmek. Bundan sonra onlarsız olamam. Demek ki onlar varken bir şeyler üretebilmenin yolunu bulmam gerek. Bir bulabilsem…

Bir yandan ben de artık hiç bir şey yapamamayı kabullendim. Yapmıyorum da. Yapamıyorum. Zaten Orman geldi geleli bir şey yapmaya çalışmaktan vazgeçtim. Yapmaya çalıştıklarımı da yarım bırakıyorum.

evdeki atolye

Çilingir sofrası misali, çilingir atölyesi.

Sorun şu ki ben yapmamayı seçip dursam da zihnim durmuyor. Minyatür kitap fikirleri uçuşup duruyor. Seramikten neler yapabilirim diye notlar alıp duruyorum. Lanet olası Pinterest de dipsiz kuyu mübarek! Şeytan dürtüyor, gidip tıklıyorum Pinterest ikonuna. Sonra da al alabilirsen beni oradan. Başlayıp da bitiremediğim kitap projelerim ayrı bir dert. Cümle cümle ilerliyorlar. Continue reading

40 hafta

Uzun zamandır yazmıyorsam nedeni var. Bu gebelik hayli zorluyor bu sefer beni. Bilgisayar başına oturup da iki satır bir şey yazmak saatler sürüyor. Biraz oturuyorum, duramıyorum, kalkıyorum. Yarın 40 hafta doluyor. Bu sıralar doğurabilirim yani. Kısacası, maceranın sonuna geldik ve ben bu maceranın en muhteşem anını  dün yaşandı. Dün ben yıllardır hayalini kurduğum bir şeyi gerçekleştirdim. Hiç çocuğum yokken, bir gün çocuğumun olup olmayacağını düşünmediğim zamanlardan beri merak ettiğim, gerçekleştirmek istediğim bir hayaldi bu: Hamileyken denize girmek! Annem bana 7 aylık gebeyken denize girmiş. O zaman yaşadığı hissi anlata anlata bitiremezdi. “Nasıl hafiflemiştim, bir anda bütün o vücut yükü kaybolmuştu,” der dururdu hep. Continue reading