Daisy ya da kısaca “Karacehennem”

Geçen yıl gebeş aklımla bir parça yarım akıllı gezindim. Zaten elini yüzünü düzeltip ayağa kaldıramadığım zavallı blogum bebe+gebe ve ardından duble bebeli hayatla iki paralık oldu.. (ben de elbette!) Tabi gebeş kafasıyla yazmaya başlayıp da unuttuğum yazılar olmuş. Demin “Bu yazının devamı nerede?” diye yorum gelince uyandım. Komşuya nasıl hasret kaldığımızı, ardından nasıl domestik komşu olmaya çalıştığımızı anlattığım komşuluk tefrikalarımın sonunun pek gizemli bırakmışım. Madem öyle kaldığım yerden devam edeyim:

Günlerden bir gün, daha doğrusu güneşin erkenden battığı bir Aralık akşamı, Yıldıray kaloriferi yakmak için evden çıkmıştı. Ben de ona bir şey sormak için kapıyı açtım. Ama dışarıdaki lamba yanmıyor, ortalık zifiri karanlık. daha Yıldıray’a seslenmemle birlikte yan bahçeden, karanlığın içinden bir şey bana höykürmeye başladı. Hem de ne! Karanlıktan daha karanlık bir yaratık! yerden iki karış havaya sıçradım ve bir rottweiler’la göz göze geldim! “Allahım bu ne? Bununla mı karşılaşcam ben her gün?!%#Q!&?*!!!” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Continue reading