Nintendo nostaljisi

Nintendo: LifeboatSize de olur olmadık zamanlarda bir zamanlar bildiğiniz, ama sonradan unuttuğunuz bazı şeyler böyle bir anda malum oluverir mi? Bana çok olur. Apansız, hiç alakasız bir anda öyle bir şey hatırlarım ki bir anda içimi mutluluk kaplar “Tabii ya, bi de bu vardı,” der aptal aptal sırıtırım. Bunlar genelde çocukluk anılarımdan kopup gelen anımsatıcılar olur.

Benim çocukluğum güzel hem de çok güzel geçti. kötü bir şeyler olduysa bile çok azlarmış ki hiç hatırlamıyorum bile. Aklımda hep güzel anlar, güzel zamanlar kalmış. Şimdi bu güzel anılardan bahsediyor, arkasından da güzel bir şey gelir herhalde,” diyorsun. Halbuki bu sefer bahtınıza çıka çıka bir elektronik oyuncak çıktı. Nintendo’nun bu şapşirik oyuncağı aklıma düştü geçenlerde. Nereden çıktı diyecek olursanız, işte bunu ben de bilmiyorum. Yoo, hayır, şimdi hatırladım Geekyapar’da denk geldiğim bir yazı aklıma düşürdü. Bu bir yazıdan çok bir video haberi aslında. Zamane çocuklarının eline 90’ların efsane oyuncağı Nintendo tutuşturulmuş ve çocukların tepkisi gözlenmiş. Ah be yavrum, size abidik gubidik geliyor bunlar ama sen asıl bizim zamanımızdakileri göreydin…

90’ların Nintento Game Boy’u bir çocuğa epey pahalıya patlayan değerli bir ganimetti. 80’lerdeyse bunun daha azını mumla arıyordun. Benim sevgiyle andığım oyuncak işte bu Game Boy’un ağa babasıydı. Tam iki ekranı (multi screen!) vardı. GameBoy adı yoktu o sıralar daha; “Game&Watch” deniyordu bunlara. Bizimki 1983’de piyasaya çıkmış; düşünün ki dah Super Mario bile daha yokken… Oyuncak aslında benim değil abiminde. Ona da galiba sünnet hediye olarak mı geldiydi, öyle bir şey. Tam ganimet yani. Sonradan başka bir iki Game&Watch’ımız oldu ama bunun yeri bir başkaydı.

lifeboat 2Oyunda yanan bir gemiden kaçan yolcuları bir filikayla adaya taşıyordun. Filikayla bir o ekrana bir diğer ekrana mekik dokuyordun. Filikanın yolcu kapasitesi de sınırlıydı. Sen adamcağızları adaya indirdikçe yangından kaçmaya çalışanlar da hızlanıp senin elini ayağını dolaştırıyordu. Düştüler mi köpek balıklarına yem oluyorlardı; için sızlıyordu tabii haklı olarak. Karaya çıkanlarsa ellerini kollarını sallaya sallaya bir seviniyorlardı ki sormayın. Kara kuru çöp adamlardı bunlar. Abim ortalıkta yokken oynama sırası bana geçerdi. birbirimizin rekorunu geçmeye çaşırdık. Uzun yıllar durdu bu oyuncak bizde. peki sonra ne oldu hiç bir fikrim yok. Abim sanırım birisine vermişti.

Adını, sanını bir türlü hatırlayamayınca daldım internete, buldum çıkardım. “Life Boat”muş adı. Aşağıda da videosu var. Bu da böyle bir nostalji oldu benim için. Sizin var mıydı bir çocukluk oyuncağınız? Ama böyle ilk djitallerden, ilk elektroniklerden kıymetli bir şey? Hadi hatırlayın da sizin de apansız, hiç alakasız bir anda içinizi mutluluk kaplasın.

Zaman akar, akar, akar…

O kadar çok yazı yazıyorum ki, günlüğüme yazamıyorum. Bahane olabilir mi? Olamaz. Ama durumum aynen bu.

Çünkü sabah işe gidiyorum. Orada bütün gün YAZIYORUM. Sonra eve geliyorum. Kendi yazmak istediğim onlarca yazıyı, düşünceyi, fikri YAZAMIYORUM. Continue reading

Yaşasın kar yağıyor!

Nasıl özlemişim karın yağışını izlemeyi… Sabah uyanınca ilk yaptığım salona koşup panjurları açmak oldu. Kar yağıyordu! Rüyamda uyanınca ortalığı bembeyaz bulduğumu görmüştüm. Ama sabah yerleri ıslak görünce biraz bozuldum tabii. Ama olsun, kar yağıyordu ya…

Sonra yağdı, yağdı… Yerler ve hatta yol bile beyazlaşmaya başladı. Yıldıray’laçocuk gibi şeniz. Hemen gece yarısı olsun istiyoruz. Kar daha da biriksin, ortalık iyice pufidik olsun da şöyle güzel bir yürüyüşe çıkalım.

Ev sıcacık. Öğleden sonra sıcak kakao yapıp içtik. Tam da turta havasıydı aslında. Akşam planımız belli: Benim defalarca seyrettiğim, Yıldıray’ınsa hiç izlemediği “Kuş Kafesi”ni izlemek. Yanında da cin mısırı! Keyif diye ben buna derim.