Ben röntgenci miyim?

Yazmaya yazmaya, bin yıllardır blogun taslaklar klasöründe onlarca yazı konusu birikmiş. Hazır dükkanı açmışken (blogu yani) ve içini derleyip toparlıyorken o eski yazı taslaklarını da karıştırdım şöyle bir. (Dükkan demişken, kendimi şu an atölyemin önünü çalı süpürgesiyle süpürürken hayal ettim, alaaahım beni esnaf eyle!)

Çok güzel bir link kaydetmişim zamanında. “İnsanları pencereden “dikizleyen” fotoğrafçıdan mükemmel bir seri: Paris Manzaraları” adını taşıyan yazıda fotoğrafçı Gail Albert Halaban’ın gerçekleştirdiği bir projeden söz ediliyor. İşe New York’ta başlayan, sonra Paris’te devam eden Halaban, evlerdeki insanları gözetlemiş ve fotoğraflamış. habersiz, gizli kapaklı değil ama; “modellerin” fotoğraflarının çekileceğinden haberleri oluyormuş. Böylece sanatçı onlarca farklı evin penceresinden görünen farklı farklı sahnelere imza atmış.

Gail Albert Halaban 2

Gail Albert Halaban, “Out My Window”, Rue Jouye-Rouve, 20. Bölge, Paris

Halaban kendiniz “arkadaş canlısı bir gözetleyici” olarak tanımlıyor. Sonuçta insanların haberi var, değil mi? Gizli kapaklı, sinsi bir iş yapmıyor. Yine de insanların yaşamlarına gizlice ortak oluyormuş hissini de yadsıyamayız. Continue reading

Komşuya hasret dedikodugiller

komsu 1Erenköy’de komşudan yana, daha doğrusu komşuluktan yana çok sıkıntı çektik. Doğruya doğru. Ne bir selam sabah, ne bir güler yüz. İlk taşındığımız zamanlarda “Merhaba,” deyip de kapı tuttuğumuz insanların yüzümüze bakmadan geçip gitmesine mi yanalım, apartman kapısını açıp da içeri girenlerin arkadan geldiğimiz gördüğü halde kapıyı tutmamalarına, kapının gözümüzün önünde dan diye çarpmasına mı yanalım… İnsanlık sıfırdı anlayacağınız. Bir seferinde yağmurlu bir günde uzun balıkçı yağmurluğuyla yürüyüşe çıkan Yıldıray ile bohem kılıklı, saç sakal birbirine girmiş iki arkadaşımızla kapıda karşılaşan bir komşu teyzemiz, Yıldıray’ın “İyi akşamlar,” demesi üzerine korkudan bir karış havaya sıçramıştı. Gerisini siz düşünün.

Ne zaman ki Tayga doğdu, ondan sonra bizi “normal insan” statüsüne aldılar. Kapıda durup konuşmalar, bebek sevmeler, “Ay hiç sesi gelmiyor, siz merak etmeyin” diye gönül ferahlatmalar… O güne kadar kapımızı çalmamış karşı komşumuz gelip “Sizde bebek mi var?” dediğinde Tayga birkaç aylık olmuştu. Yıldıray da bebeğimizin olduğunu söyleyince “Eee eşiniz hiç hamile değildi?!” (!) demesin mi Tey yarebbim!

Bir başka sefer üst katımızdaki teyze zili çalıp “Çocuklar bir şey sorucam, sizin evde böcek var mı? Bizde böcek gördüm de, evi ilaçlatıcam, bıdır bıdır…” bir şeyler söyleyip sonra sesini alçaltarak “Sizden bir bebek sesi mi geliyor?” diye sormuştu. Yine üç ay sonra!

Continue reading

İfrit Oluyorum No:24

Alt tarafı evleniyorlar diye motorlu taşıtlarına binip kornaya basa basa sokak aralarında gezinen insanlara İFRİT OLUYORUM!

Haydi o ikisinin gözü karardı diyelim… Onların etrafına doluşup daha fazla motorlu taşıtla, daha fazla korna sesi çıkaran eş-dost-akraba tayfasına ne demeli? Onlara daha çok İFRİT OLUYORUM! Continue reading