Bana her gün bayram

Benim bayramım da bu. 🚲

Cincüce Bobin Hizmetleri (@cincuce) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()

Upuzun bir bayram tatiliydi; geldi, geçti. Hoş, bana bayram ne, tatil ne? Çoğu kişi evde çalışan inanlara “Oh ne güzel, istediğin gibi takılıyorsun,” diyorlar. Kazın ayağı öyle değil şekerim. Dışarıya çalışmaya gitmek bence daha kolay. Hiç değilse saatlerin belli. Evden ne zaman çıktığın, eve ne zaman döneceğin belli. İş yerinden ayrılma saatin yaklaşırken biliyorsun ki az sonra çıkıp gideceksin, tamamladığın işlerini geride bırakacaksın. Tamamlanacak işler de sen geri gelene kadar kuzu kuzu bekleyecek. Dışarı çıktın mıydı kafan rahat.

Hoş, benim son çalıştığım “dışarıdaki” işte işte, yolda, evde, hatta gece bile çalışmam bekleniyordu. Hatta tatile gittiğimde tatile gittiğim için param kesiliyordu. Yaa, ne işler var di mi? Stresi, her gün her gün maruz kaldığın dedikoduları arkadan konuşmalar, hırslar, çekememezlikler de cabası. Sonunda eyvallah deyip ayrılmıştım. Yoksa kurdeşen falan dökecektim. Continue reading

Hâlâ buradayım, merak etmeyin.

Yakın çevremdekiler, arkadaşlarım beni dürtüp duruyor: “Neden yazmıyorsun? Niye ifrit olmuyorsun?

Neden yazamadığımı ben de bilmiyorum. Belki de yazmayı istediğim çok şey olduğundandır. Kafamın içi o kadar dolu ki, bazen ya balon gibi şişip havalanacağımı ya da o şişmiş balonun GÜÜM!! diye patlayacağını sanıyorum.
Neyse ki hâlâ buradayım, bir yere gittiğim falan yok.

Günlüğüme sanırım hiç bu kadar ara vermemiştim. Neredeyse bir buçuk ay olmuş. Geçen zamanda çok şey oldu.
Continue reading

Özgürlük

Bisiklet özgürleştirir!

Özgür olduğunuzu ne zaman hissedersiniz? Bazıları için kafasına estiği zaman çekip gitmektir özgürlük. Canın ne çekiyorsa onu yapabilmektir. Koşmak, saatlerce resim yapmak, ellerinin derisi meşin gibi kuruyana kadar çamur yoğurmak… Benim içinse galiba bisiklete binmek.

Haftalardır binmiyordum bisiklete. Ne binmeye vakit vardı, ne de enerji. Bugün İyi Cüceler’de Aytül Akal kitap okuyacaktı. Yıldıray da oradaydı. Telefon ettim. “Aytül Hanım geldi,” dedi. Havaya baktım. Masmavi bir gök, sapsarı bir güneş. Bahar görünümlü, buz gibi bir kış havası. Mucurteker’i aldım odadan, atladığım gibi doğruca İyi Cüceler’e… Rüzgar yüzüme çarptıkça,, bacaklarım pedallarda inip kalktıkça, yolların tümseklerinde hopladıkça, kendi yarattıkları trafiğin içinde sıkışıp kalmış motorlu taşıtların yanından balık gibi kaydıkça içimde bir şeyler kabardı. “Özgürlük işte bu,” dedim kendi kendime. Mis gibi havayı içime çektim. Oh!!!
Continue reading

Geri dönüyorum usul usul…

Aman aman, ne çok olmuş yazmayalı! Neredeyse bir ay! Yazmak çok geldi içimde de, parmacıklarım klavyeye gitmedi bir türlü. Kötü, karanlık şeyler yazıp burayı da kirletmeyeyim istedim belki. Hani depresyona girince kendini yemeğe veren ya da yemeden içmeden kesilen tipler vardır ya, onlar gibiyim. İçim daralınca ya çok yazarım, yazar yazar boşalırım; ya da inadım inat, tek satır yazmam. Ben yazma kotamı işyerinde dolduruyorum sanırım. Orada tüketilip giden metinler yazıyorum; asıl yazılacaklara zaman kalmıyor. Zaman kalıyor aslında kalmasına da Banu’da akşam eve gidince yazacak enerji kalmıyor. Bunun üzerine ben ne yaptım? Çok düşündüm, çok taşındım, kendimi yedim bitirdim vee…istifa ettim!
Continue reading

Cuma günlerinin dayanılmaz hafifliği

Foto: Denise Cross

Cumaları ezelden beri severim. Sanırım cumaların özel oluşunu ilkokul yıllarında keşfettim. Doğal olarak! Okul biter, dersler biter. Önünde koca bir cuma akşamı ve koskoca bir haftasonu uzanır. Eh, şimdi de pek farkı yok. İş biter, iş yerinden ayrılınır, önünüzde yine koca bir haftasonu… Eskiyle şimdi arasındaki tek farksa, şu an zaman denilen eğilip bükülebilen şeyin nedense eskiden daha uzunken, şimdi daha güdük oluşu. Bu biraz sinir bozuyor tabii. Haftasonu bir bakıyorsun ki bitmiş, sıra kara pazartesiye gelmiş yine. Kısırdöngü.
Continue reading

Sıkıcı yaz günleri

Sıkılıyorum. Çok sıkılıyorum. Yaz geldi. Tatile gitmek istiyorum. Tatile gidip hiç dönmemek, hayatımın geri kalanını tatilde geçirmek istiyorum. Çok şey mi istiyorum?
Bizime ekipte herkes sırayla tatile gitmeye başladı.  Benimse ne zaman gideceğim bile meçhul! Hırrrr!!!

***

"İşte sıkılıyorum."

Kafamda bin türlü tilki dolaşıyor. Birinden birini yapmazsam orta yerimden koca bir “çat!” sesiyle çatlayacağım, sonunda olacağı bu. Hızla üretime geçmem lazım. Atölye kapandı kapanalı, elim çamura değmedi. Evin içinde seramik yapmak çok zor. Odanın bir köşesinde koca bir yığın yeni alınmış kumaş var. Dikişe girişmeye korkuyorum. Ama az kaldı…
Eski ekip arkadaşlarım dışarıdan bir yapım şirketine program önerisi yapacaklarmış. Eğer kabul ettirebilirsek, yine çocuk programlarına dönüş yapacağım. Yuppi! Bakalım, bugün kendi aramızda toplaşıp biraz beyin fırtınası yapacağız.
***

.
Haftaya pazartesi mutfağımız yıkılacak! Hafta sonu mutfak eşyalarını kolilemekle geçireceğiz. Salı sabahı ev ne halde olacak? Eyvah!

Zaman akar, akar, akar…

O kadar çok yazı yazıyorum ki, günlüğüme yazamıyorum. Bahane olabilir mi? Olamaz. Ama durumum aynen bu.

Çünkü sabah işe gidiyorum. Orada bütün gün YAZIYORUM. Sonra eve geliyorum. Kendi yazmak istediğim onlarca yazıyı, düşünceyi, fikri YAZAMIYORUM. Continue reading

Ufukta beliren kara bulutlar ya da gelecek kaygısı

Dün toplantımız olduğu için işe gittim. On beş kişiden oluşan bir ekiple çalışıyorum. Ekip üyelerinin yaşları 19’la 46 arasında değişiyor. Bazısı daha üniversite öğrencisi, bazısı meslek yaşamında yılları devirmiş olan on beş kişi… Üstelik hepsi farklı farklı ilgi alanları olan insanlar…

Bir iş yerinde bu kadar kalabalık bir grup oldu muydu, mutlaka bir yerden bir şeyler patlak verir ve herkes birbirine girer, değil mi? Sonra kırgınlıklar, kutuplaşmalar da olur; o ekibin tadı kalmaz. Ne derler bilirsiniz, “Nerede çokluk, orada b.kluk.” Continue reading