Kar klişeleri

Bayılıyorum şu haber metinlerine.

Bir televizyon ya da gazetede kar muhabiri olmak, aşağıdaki gibi cümleler kurmak istiyorum:

“İstanbul karlı bir güne uyandı.”
“İstanbul bembeyaz.”
“İstanbullu’nun karla imtihanı.” Bir sonraki aşamada: “İstanbul karla sınavında sınıfta kaldı.”
“İstanbul kara teslim oldu.” Bunun daha çarpıcı versiyonu “İstanbul kara teslim!”
“Balkanlar üzerinden gelen soğuk hava dalgası yurda giriş yaptı.”
Soğuk hava İstanbul’u etkisi altına aldı.”
“İstanbul’a yağan kar günlük yaşamı olumsuz etkiliyor.” Continue reading

Geldim!

Spa’ya gidiyorum, dönecem!” demiştim. Yaklaşık on günlük bir tatilden sonra bu sabah geldim İstanbul denen kente. Kaz Dağı eteklerinde geceleri göğü delercesine kopan bol gökgürültülü, yağmurlu fırtınalar güzeldi de, İstanbul’a yağmurda gelmek güzel olmadı. Yağmur her yere yakışmıyor.

Sabah ufak çaplı bir komanın ardından, koştura koştura bir toplantı… Oradan biraz daha koşturarak bu sefer karşıya geçtim başka bir iş için.

Kısaca, ayağımın tozuyla sırasıyla taksi, minibüs, vapur, otobüs, bir otobüs daha, servis aracı, tramvay, vapur ve trene bindim. Tabii her biri arasında bağlantı olacak şekilde patilerimi, halk arasındaki adıyla “tabanvay”ı kullandım. İstanbul’a hoşgeldim.

Merhaba İstanbul. Seni sevmiyorum.

Tahmin oyunu

Bu hafta seramik kursum başladı. Çarşamba sabahı bisiklete atladığım gibi, hoplaya zıplaya Kadıköy’e gittim. O sabah Bağdat Caddesi’nde, sırtındaki çantadan bir merdane ucu gözüken ve bisiklet tepesinde şarkılar söyleyerek giden birini gördüyseniz işte o benim!

Trafikte genelde (hatta hep) taksicilere gıcık ola ola pedal basarım. Her taksici benim için olası bir kavga, en iyi ihtimalle bir hırrr!lama  nedenidir. Geçmiş zamanın birinde Fenerbahçe Stadı’nın önünde bir taksiyi sallayan, ufak tefek, hanım hanımcık bir tip gördüyseniz, işte o da bendim. (Gerçi bu Yıldıray’ın iddiası; ben sadece adamın penceresinden “Canıma kastettinnn!” diye bağırmıştım, o kadar…)
Continue reading