Mayıs’la birlikte…

Nisan ayında bahar gümbür gümbür geçti burada. Keşke hep nisan olsa. Martta uyanmaya başlayan doğa, nisanla birlikte coştu da coştu. En sevdiğimse karatavukların şarkısı. Bana hep Urla’ya taşınışımızı hatırlatıyorlar her şarkılarında. 19 Nisan’da ikinci yılımızı tamamladık burada. İlk geldiğimizde duyduğumuz seslerle kokularla ne şaşırıyorduk. Şimdi biraz aşinalaşsak da her karatavuk sesinde yine gülümsüyorum, yine etrafa bakıyorum, yine zeytinleri, çiçekleri, kuşları, böcekleri görüp her birine içimden minnetlerimi iletiyorum. İyi ki varlar!

Bloguma bir türlü dönemiyorum. Doğa uyandı, ben uyanamadım. Her niyet edişimde bir şey çıkıyor. Oysa hani burada duyurduğum minik paketlerimin yuvalarına varışından söz edecektim. Yapmayı planladığım resimlerden, minik seramikçiklerden… Geçenlerde aldığım siparişin beni nasıl heyecanlandırdığından… Ne var ki uykusuz geceler silsilesi bir kez daha vurdu bizi. Tam toparlandık derken geçen hafta da epey olaylı, ev kazalı geçti. Continue reading

Bahtsız, talihsiz, şanssız mıyım ne?!

Dün atölyede bir arkadaşım “kollu battaniye” diye bir şeyden söz etti. O anlattıkça ağzımın suları aktı. Televizyonda görmüş. Hani üstünüze battaniye çekip kitap okursunuz da, battaniye kayıp durur, kollarınız da üşür ya… İşte bu kollu battaniye denen icat tam da bu gibi durumlar içinmiş. Bildiğiniz sıradan bir polar battaniyeye iki tane kol takın, işte o kadar. Yaşasın kitap okurken üşümeyen kollar!

Atölye çıkışı TopShop’un Kadıköy mağazasına uğrayıp battaniyeye bir bakalım dedik. Mağazanın önüne geldik. Bir basamakla inilen bir kapı… Kapı önü ve basamak fayansla kaplı. Hani şu dış mekanda kullanılmayan, ıslanınca fışır fışır kayan fayanslardan… Adımımı attım. Sonra ne oldu beğenirsiniz? Devamı…

Otuz yılda bir…

Pazartesi günü şu güzel hayattaki otuz yılımı doldurdum. Tebrikler, kutlamalar bitti. Salı günü ikinci otuzluk devreye girdim.

Normal, sıradan bir güne başladım. Bisikletime atladığım gibi yola çıktım.

Hedef: Koşuyolu’ndaki seramik atölyesi.

Amaç: Bir gün önce sipariş ettiğim astar boyaları almak.

Yıldıray huysuz bir gününde olduğu için, benimle gelme önerimi reddetti. Ben de ısrar etmedim. Oturup çalışması gerekiyordu çünkü. Yola çıktım. Hava bulutlu ama güzeldi. Sahil yolu mis gibi deniz ve temiz hava kokuyordu. Manyak motorlu taşıt sürücüleri bugünlük Kalamış sahil yolunu rahat bırakmışlardı. Kadıköy’e çıktım. Acıbadem’e yöneldim. Rahat, sorun yok. Acıbadem ışıklardan Tepe Nautilus’a inen yokuşa saptım. Tepe’ye kadar da bir sorun yok. İleride, taa 100-200 metre ileride kırmızı montlu bir kadın… Yaklaşıyorum, yaklaşıyorum… Devamı…