Daisy ya da kısaca “Karacehennem”

Geçen yıl gebeş aklımla bir parça yarım akıllı gezindim. Zaten elini yüzünü düzeltip ayağa kaldıramadığım zavallı blogum bebe+gebe ve ardından duble bebeli hayatla iki paralık oldu.. (ben de elbette!) Tabi gebeş kafasıyla yazmaya başlayıp da unuttuğum yazılar olmuş. Demin “Bu yazının devamı nerede?” diye yorum gelince uyandım. Komşuya nasıl hasret kaldığımızı, ardından nasıl domestik komşu olmaya çalıştığımızı anlattığım komşuluk tefrikalarımın sonunun pek gizemli bırakmışım. Madem öyle kaldığım yerden devam edeyim:

Günlerden bir gün, daha doğrusu güneşin erkenden battığı bir Aralık akşamı, Yıldıray kaloriferi yakmak için evden çıkmıştı. Ben de ona bir şey sormak için kapıyı açtım. Ama dışarıdaki lamba yanmıyor, ortalık zifiri karanlık. daha Yıldıray’a seslenmemle birlikte yan bahçeden, karanlığın içinden bir şey bana höykürmeye başladı. Hem de ne! Karanlıktan daha karanlık bir yaratık! yerden iki karış havaya sıçradım ve bir rottweiler’la göz göze geldim! “Allahım bu ne? Bununla mı karşılaşcam ben her gün?!%#Q!&?*!!!” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Continue reading

İfrit Oluyorum No:27

Herhangi bir durum karşısında, ortada henüz bir problem bile yokken;

durup dururken ortalığı karıştıran,

arıza çıkaran,

ortalığı geren,

gerdiği yetmezmiş gibi bir de bir anda karşısındakiyle senli benli konuşmaya başlayan

tiplere İFRİT OLUYORUM!

Az önce PTT’de beklerken, içeri bir hanım girdi. Girmiş daha doğrusu. Dip tarafta olduğum için farkında değildim. Sonra köpek dikkatimi çekti. Beyaz renkli, gri benekli bir setter. Ay kuzu gibi duruyor orda öyle. İçimden “Şöyle bu tarafa gelse de azıcık sevsem keratayı,” derken, dükkanın diğer ucundan bir ses yükseldi:

“Ay kimin bu köpek?”

Ses tonundan hemen anlıyorsunuz zaten, “Bugünün arızası benim!” diye bas bas bağırıyor. Continue reading

İstanbul’un hayvanları

Bu kediş, Suadiye'de kayalıklarda yaşayan bir familyanınn en haylaz üyesiydi. Muhtemelen şimdiye kadar üzerinden 4-5 kuşak geçmiştir.

Başlık ilk anda kulağa biraz kinayeli gelse de, kasttettiğim şey gerçekten de halis muhlis hayvanlar… İstanbul’un hayvanları dendiğinde aklınıza ilk ne geliyor? Ben hemen kedileri düşünüyorum. Bir kedisever olduğum için kedileri özel olarak kayırdığımı yadsıyamayacağım. Ama etrafınıza baksanıza, her sokakta, her köşebaşında, her ağaç gölgesinde, her çöp kovasında bir kediyle göz göze gelmez misiniz? Continue reading