Afet düzeyinde sıcak

Ben ki sıcak havaları severim, ben bile şikayet ediyorum. Anacım, bu ne sıcak?! Tamam, İzmir’deyiz, burası sıcak memleket, biliyoruz ama bu ne? Buraya taşındığımızdan beri böyle sıcağı temmuzda, ağustosta görmedik. Daha haziranın ilk yarısında öyle bir bastırdı ki, bundan sonrasını düşünmek bile istemiyorum. Merhaba küresel ısınma! Çiftçinin, üreticinin işi zor. Damla yağmur yağmadı haftalardır. (İlkbaharda da azıcık yağdı bu sene. Durum cidden feci.) Yıldıray bir yerde okumuş galiba, afet düzeyinde sıcak olduğundan söz ediliyormuş.

Ben de sıcaktan yamulmadığım zamanlar bir şeyler yapmaya çalışıyorum ama ne mümkün… Dedikodulu Evler Şantiyesi‘nde işler fena durmuş durumda. Çünkü sabah güneş oluyor o cephe. Sonra bütün öğlen, taaa akşamüstüne kadar güneş. Güneş olmasa dahi dışarıda durulacak gibi olmadığı için işler biraz askıya alındı. Zaten bir süre elimde atel vardı; o yüzden rahat çalışamadığım için durmuştum. Ateli de daha kalması gerekirken sıcaktan çıkarıp attım. Artık gece ışık mışık tuta tuta yaparım herhalde. Boyanacak birkaç çatı kaldı ve ben bir yanda kontur ve detaylara girişmeye başladım.


Continue reading

Geçen hafta neler oldu?

Kendi halinde, sakin, munis bir hafta geçirdim. Ömrümün bu bir haftası iş, ev, iş, ev, seramik atölyesi, ev ve iş arasında zikzak dikiş şeklinde ilerledi.

Sarman kedi Kaymak geri döndü. Kaymak benim ona verdiğim isim. Onun kendisine verdiği ismin ne olduğunu bilmiyorum. Bir gün, bir anda çıkagelen Kaymak, iki hafta önce ortadan kaybolmuştu. Hem biz, hem karşı binadaki “Japon’un Kocası” ısrarla seslendik; ama Kaymak gelmedi. Sonunda geçen hafta döndü. Tıpkı dört gün boyunca ortadan kaybolan Agatha Christie gibi, Kaymak’ın da nereye gittiği, ne yaptığı, başına ne geldiği henüz sır.
Continue reading