Doğa arkadaşımın kutusu

Çok güzel bir oyuna katıldım ben. Daha doğrusu yazın ilk önce Yıldıray katıldı. Daha da doğrusu ailece katıldığımız bir oyun bu. Doğa Güncem blogunun yazarı Burcu Meltem Arık ile Banu Binbaşaran’ın önderliğinde başlatılan oyunun adı “Doğa Arkadaşımın Kutusu.”

Oyunun amacı doğaya yeni bir gözle bakmak, belki de bakmadığınız, her gün önünden gelip geçtiğiniz doğa parçalarını, canlıları, yaşamın değişik türlerini fark etmek ve çocuğunuz varsa ona da çevresini yepyeni bir gözle algılama şansı tanımak (ve belki de bu alışkanlığı kazandırmak.)

doga arkadasimin kutusu 1

Yaz kutumuzun içindekiler

Yaz sonunda katıldığımız oyunun ikincisini geçtiğimiz günlerde tamamladık. Her gündönümünde yenilenen oyunda grup liderleri sizi gizli bir doğa arkadaşıyla eşleştiriyor. Çocuğunuz adına katılıyorsanız, birbirine yakın yaşlardaki çocukları eşleştiriyorlar. (Öğretmenler sınıflarıyla da katılabiliyorlar.) Sonra belirtilen tarihe kadar başlıyorsunuz doğada gezinmeye. İster ormana gidin, ister mahallenizin sokaklarında yürüyün, ister az aşağıdaki sahilde yürüyüş yapın, ister apartman bahçenize göz atın. Amaç çevrenizdeki bitkileri “görmek”. Yaprakları, tohumları, meyveleri, dalları, deniz kabuklarını, salyangoz kabuklarını, ağaç kabuklarını, dikenleri, çiçekleri “görmek”. Sonbaharda kurumaya, çürümeye başlayan yaprakların nasıl bir dönüşüm geçirdiklerini fark etmek, kurumuş yaprakları özenle kitap aralarında kurutup renklerini hapsetmeye çalışmak, kozalakların altın oranına bir daha, bir daha hayranlık duymak, yakınlarında meşe ağacı var mı diye daha fazla aranmak… Continue reading

Patlak boru

patlak boruSevgili Günlük,

Feci haldeyiz. 2015 ne uğursuz başladı anacım. Önce Tayga hastalandı. Onun peşinden hastane, doktor dolaştık. Sonra bana bir haller oldu. (Hastanede Tayga’yı muayene masasına yatırdığımızda yanımıza bir oğlan gelip BÖ-HÜÜÜ! diye yüzümüze öksürdü ya, ben ondan kıllanıyorum.) Hastalık yüzünden (hava da soğuktu) daha beter üşümeyelim diye iki gün yıkanmayacağımız tuttu. O da İzmir’in 50 yıldır görülmemiş soğuklarına denk geldi, iyi mi!

Yahu sıcak memlekete geldik sanıyorduk biz,  ne hallere düştük günlükcüğüm. Gerçi kar mar gördüğümüz yok ama keşke diz boyu yağsaymış dedik. Hiç değilse “Çok kar yağdı da ondan oldu,” derdik. Olup olacağı bir akşam azıcık sulu kar yağdı o kadar. ama o kuzey rüzgarları yok mu, işte onlar canımıza okudu. Gece -6’lar, -7’ler İstanbul’da gördüğümüz şey değildi. İstanbul’daki evde oturduğumuz altı yılda yatak odamızın balkon kapısını bir kere tatile giderken, bir de bir seferinde kar yağdığında kapamıştık. Burada istediğin kadar kapı camı, pencereyi, doğramaların arasında üfürdü de üfürdü. Hissedilen sıcaklık daha da düşükmüş. Tabii böylece ne oldu? Continue reading

Kar klişeleri

Bayılıyorum şu haber metinlerine.

Bir televizyon ya da gazetede kar muhabiri olmak, aşağıdaki gibi cümleler kurmak istiyorum:

“İstanbul karlı bir güne uyandı.”
“İstanbul bembeyaz.”
“İstanbullu’nun karla imtihanı.” Bir sonraki aşamada: “İstanbul karla sınavında sınıfta kaldı.”
“İstanbul kara teslim oldu.” Bunun daha çarpıcı versiyonu “İstanbul kara teslim!”
“Balkanlar üzerinden gelen soğuk hava dalgası yurda giriş yaptı.”
Soğuk hava İstanbul’u etkisi altına aldı.”
“İstanbul’a yağan kar günlük yaşamı olumsuz etkiliyor.” Continue reading

Dut macerasına devam

Cincüce duttan bildiriyor sayın okurlar, dutseverler.

Ağacı bir de üstten ve içeriden fethedeyim dedim!

Sahildeki dut arsızlığımız tam gaz sürüyor.

Neredeyse gün aşırı ziyaret ettiğimiz, altında dostları ağırladığımız, adeta buluşma yerine çevirdiğimiz ve resmen kendi dutumuz bellediğimiz dutlarımız meyve vermeyi sürdürüyor.
Continue reading

Dut yemiş bülbüle dönmek

Bunun gibi birkaç avuç düşünün!

Of amanın amanın o ne duttu öyle! Dün, dinen yağmuru fırsat bilip, akşamüstü kendimizi sokağa attık. Ver elini sahil…

Kısa bir tur atıp dönecektik. Sonra bir baktık ki kendimizi bizim dutların orada bulmuşuz.

Daha birkaç hafta önce sahildeki dut dostumuzun önceki yıllara göre daha meyveli olduğunu söylemiştim ya hani… İşte o vakitten bu yana bizim dut ağacı güneşle işbirliği yapmış, dutlarını büyütüp ballandırmış. Uzanabildiğimiz kısımlardakiler henüz tam olgunlaşmasa da birkaç tane tadına bakabildik.

Ama asıl bomba bizim küçümen karaduttu. Yanındaki heybetli dut ağacına nispet yapar gibi, bizimki bir dutlanmış, bir dulanmış ki sormayın. Ellerimiz kararana kadar yedik, yedik, yedik…
Continue reading

Yaşasın kar yağıyor!

Nasıl özlemişim karın yağışını izlemeyi… Sabah uyanınca ilk yaptığım salona koşup panjurları açmak oldu. Kar yağıyordu! Rüyamda uyanınca ortalığı bembeyaz bulduğumu görmüştüm. Ama sabah yerleri ıslak görünce biraz bozuldum tabii. Ama olsun, kar yağıyordu ya…

Sonra yağdı, yağdı… Yerler ve hatta yol bile beyazlaşmaya başladı. Yıldıray’laçocuk gibi şeniz. Hemen gece yarısı olsun istiyoruz. Kar daha da biriksin, ortalık iyice pufidik olsun da şöyle güzel bir yürüyüşe çıkalım.

Ev sıcacık. Öğleden sonra sıcak kakao yapıp içtik. Tam da turta havasıydı aslında. Akşam planımız belli: Benim defalarca seyrettiğim, Yıldıray’ınsa hiç izlemediği “Kuş Kafesi”ni izlemek. Yanında da cin mısırı! Keyif diye ben buna derim.