Her gün, biraz biraz

Bana kim demişti, kimi demişti hiç hatırlamıyorum ama bir adam varmış. Bu kişinin bir prensibi varmış. Her gün bir makale, bir şiir ve bir öykü okurmuş. Bu maddeleri bile tam doğru hatırlamıyor olabilirim.

Mesele burada benim unutkanlığım değil. 🙂 Adamın gerçekleştirdiği eylem. Her gün kendisine kattığı şeyler. Bunu her gün düzenli olarak yapması.

Her gün internet sayesinde onlarca bilgi ve kaynağa denk geliyoruz. Açıkçası ben özellikle son zamanlarda (çocuklar iyice kıpraşık moda geçtiğinden beri) her şeyi üstün körü yapmaya başladım. Bir yazıya denk gelince gözümle hızlıca tarıyorum. beynim bir şeyler algılıyor algılamasına ama zaten o beynin geri planında sürekli “Hızlı ol, zamanın az, çocuklar gelmeden hallet işleri…” diyen sinir bozucu bir ses var. O an ne algıladıysam işte… Gerisi püff! diye uçup gidiyor. (Tıpkı yukarıdaki kim olduğunu hatırlayamadığım o adam gibi). Continue reading

Norveç’in yeşil çatıları

yesilcati 1Blogun taslaklar klasöründe onlarca başlık var. Unutmayayım diye kaydedip sonra hepsini unutuyorum. Demin neler var diye şöyle bir girip temizlik yaparken buldum Norveç’in yeşil çatılarını. Bunu unutmamak gerekiyormuş. Hatta ara ara dönüp bu fotoğraflara bakmak gerekiyormuş. Hazır şu an iki bücür de uyuyorlen şuraya iki satır yazayım.

İnternette gezinirken herkes en az bir kere rastlamıştır çatısı çimenli evlere. Pinterest hesabınız varsa kesinkes illa çıkarır benzer bir görseli Pinterest karşınıza. Ben de böyle bir iki link kaydetmişim işte. Bu evlere bakınca hep “Ah keşke…” diyorum, “Keşke böyle bir kulübeciğim olsa…” Düşünsenize yaşayan bir şeyin içinde yaşıyorsunuz aslında. Doğanın ucundan da olsa bir parçası oluyorsunuz. (Biz insanların -en azından büyük çocuğuluğumuzun- doğanın parçası olmak gibi bir becerimiz yok ne yazık ki. Bahçeli evde oturunca da doğayla iç içe olamayabiliyorsunuz.) Continue reading