Çıldırtacak kadar güzel

Benim gibi kâğıtları, zımbaları, boyaları, ataçları, çıkartmaları, bantları, makasları, kurdeleleri, boncukları, fırfırları, kumaşları, bobinleri, artıkları, kırpıkları seven her zanaatkârın hayali herhalde böyle bir şeydir:


Bu dolabı bana versinler; otururum başına, daha da sesim çıkmaz. İnsan bütün bu düzenleme karşısında çıldırmaz mı? Bunu bir kere doldurdun muydu, bir daha Kemeraltı’na, Tahtakale’ye, en sevdiğin kırtasiyeye, içinde kaybolduğun tuhafiyeciye gitmene de gerek kalmaz. Zanaatkârın cenneti burası olsa gerek.
The Original Scrap Box denilen markanın “The Workbox 2.0” denen ve 1495 dolarcık ederindeki bu dolap, web sitesinde “hobi malzemesi dolaplarının kraliçesi” olarak nitelendirilmiş. Site başka depolama ürünleri de satıyor.

Ben atölyemin içini nasıl döşeyeceğim diye debelenip duracağıma bundan alıp koyayım bir köşeye. Yetmez mi?

İnsan gece gündüz burada olmak istemez mi?
 Bu da “The Minibox”mış. Büyüğünü alamıyorsan, minisi de olur yani.
Açılınca şöyle oluyor:
Nispet yapıp çatlatırcasına, masa versiyonunu da yapmışlar:
Son olarak, masa deyince gizli bölmeli şu antika masayı hatırlamadan edemedim.

Bir dolap montajıyla gün geçer mi?

Geçer, geçer… Öyle bir geçer ki. Hele montajı yapan aklı beş karış havada iki şaşkınsa…

Sebebi şu: Dün abimlere gittik. Önce şöyle ağzımıza layık bir kahvaltı yaptık. Kahvaltıda kendi cüssem kadar yiyince “Seda mı hamile, yoksa ben mi?” diye sormadan edemedim. Annem bir haftadır oradaydı. İlk peynir yapma girişimini de orada gerçekleştirmiş. Sonuç muhteşem bir “kekikli peynir”di. (Bu konuda yeni girişimlerimiz olunca tarifini vereceğim.)

Sonra işe başladık. Abimin işi olduğu için o yoktu. Yıldıray’la ben birer süper kahraman edasıyla iki odanın eşyalarını oradan oraya taşıdık. Sonra sıra kolisinde duran dolabı montajlamaya geldi…  Montaj mı? Ha ha! Çocuk oyuncağı! Başladık parçaları birleştirme. Kasa oluştu. Arka taraf da çivilendi. Sıra geldi çekmece ve kapaklara… Continue reading