Almayı değil yapmayı seviyorum

yildiz kitap_piyano 1Hayatta benim için en eziyet verici konulardan biri hediye seçmektir. Çok iyi tanıdığım insanlara (hani derler ya “Ben senin ciğerini okurum,” diye, hah işte tam da o ciğerini bile okuduğum insanlara) bile hediye almak benim için işkencedir. Anneme ya da sevgilime bile hediye seçene kadar dokuz doğururum, öyle düşünün.

Şanslıysam, kırk yılda bir aklıma ilginç bir fikir gelir. Ya da tam da o insan için biçilmiş kaftan olan bir şeye denk gelirim. Eğer öyleyse ne âlâ; ama değilse ve birine bir şey hediye etmem gerekiyorsa kıvrım kıvrım kıvranırım.

O yüzden ben “yapmayı” seviyorum. Belirli bir kişi için yapılan, sadece ona özel yapılmış bir hediye… Yaparken çok özeniyorum. Hediyenin tamamlanmış halini hayal edip mutlu oluyorum. Hediyeyi vereceğim kişinin nasıl tepki göstereceğini hayal edip daha da mutlu oluyorum. Sadece o kişiye özel ve biricik bir şey yapmak kadar tatmin edici bir şey yok. Continue reading

Tuhaf gözlü adam

david bowieBir önceki yazıda David Bowie’den söz edince onun hakkında iki çift laf etmeden geçmeyeyim dedim. David Bowie’yi ilk ne zaman tanıdım hatırlamıyorum. Çocukken (80’li yıllarda) biliyordum ama. Bana o zamanlar hep çok tuhaf gelirdi bu adam. Hem tuhaf, hem gizemli… Garip bir cazibesi vardı. Sesi desen değişikti zaten. Ama asıl yüzünde bir şeyler vardı da çözemiyordum.

Üstüne, günün birinde “Labirent” adlı filmi izlemem de tuz biber ekmişti. Bu adam bir değişikti.

Bunu bir iki sene önce çözdüm. Gözleri! Bowie’nin gözleri iki renkliydi. Yani bir gözü bir renk, diğeri başka renk. Hemen internete dalıp araştırdım. Evet, gözlerde bir durum vardı ama iki farklı renkte göz söz konusu değildi. Bowie “anizokori” denen, göz bebeklerinin farklı büyüklüklerde olmasından mürekkep bir rahatsızlıktan muztaripti. Bunun nedeni 1962 yılında bir arkadaşıyla giriştiği kavgaydı. Gözüne yediği yumruktan sonra yaralanan David, gözünü kaybetme noktasına gelmiş, bir dizi ameliyat geçirmiş, dört ay hastanede yatmış ve sonunda gözü tam olarak iyileştirilememiş, derinlik algısını kaybetmiş, bir göz bebeği (sol göz) diğerinden büyük kalmıştı.

Bunca magazinel haberin ardından, bari en sevdiğim David Bowie şarkısını da çalayım, tam olsun.
Ses şahane. Gözler eksantrik.

Under Pressure

FreddieMercury-DavidBowie Queen’i delicesine sevdiğimi, şu ömrü hayatımda hayranlık duyduğum sayılı kişilerden birinin Freddie Mercury olduğunu bilen bilir. O benim bir tanecik Freddie Sevgilim‘dir. (Yıldıray kıskanma!)

Freddie Mercury yaşasaydı onun muhteşem sesini 22 yıl fazladan dinlemiş olacaktık. Büyük kayıp.

Queen’in en sevdiğim şarkılarından biri “Under Pressure“dır. hani şu David Bowie ile birlikte söyledikleri şarkı. Mercury ile Bowie’nin birbirinin içine karışan sesleri beni benden alır.

1981 yazında Queen İsviçre’de bir stüdyodadır. david Bowie Quenn’in bir başka şarkısına geri vokal yapmak için gelmiştir. Lakin bir gece bir içki alemi sırasında Under Pressure mırıldanmaya başlanır. O gecenin sonunda rock müzik tarihinin -bana göre- en güzel şarkılarından biri ortaya çıkar. İşte aşağıda o şarkının saf seslerden oluşan kaydı var. Ne bir enstrüman, ne bir ses efekti… Sadece Mercury ve Bowie’nin saf vokalleri… Continue reading

Hayat ritimden ibarettir

Az önce bir video izledim. Sonra tekrar tekrar izledim. Video, Gine’deki Baro halkının ritmini anlatıyor: FOLI. Foli, Malinke dilinde “ritim” demekmiş. Aynı zamanda Fransızca “çılgınlık” demek. Videoyu izleyince bu iki sözcüğün ne güzel örtüştüğünü görüyorsunuz.

(Bu arada ek bilgi: Malinkeler -ya da Mandingalar- Batı Afrika’nın en büyük halklarından biriymiş. Gambia, Gine, Mali, Sierra Leone, Fildişi sahili, Senegal, Burkina Faso vs. gibi ülkelerde yaşayanlar Malinke’ymiş.”Kökler”in ünlü Kunta Kinte’si de bir Malinke’ydi sanırım.) Continue reading

Şarkılardan fal tuttum

This Day in Music” diye bir site varmış. Tıklayınız, bakınız. Birthday #1 diye bir bölümü var. Giriyorsunuz doğum gününüzü, doğduğunuz gün müzik listelerinde bir numara olan şarkı çıkıyor karşınıza. Benim kısmetime şahane bir şarkı (“Rise”) çıktı. Böylece Herb Alpert adını da öğrenmiş oldum. İşte şarkım:
Continue reading

Freddie sevgilim…

Freddie Mercury, Wembley '86

Vay canına… Sevgilim Freddie öleli tam 19 yıl olmuş. Ne uzun! Daha çocuk sayılırdım. Çocukken kulağıma çalınan Queen şarkılarıyla büyümüş, ergenlik eşiğinden adım atarken keşfetmiştim Queen’i… Tam da o günlerde “Innuendo” albümü çıkmıştı. O muhteşem “Innuendo” videosunu her izleyişimde çarpılır kalırdım. (Hâlâ da o etkisi geçmedi.) O zamanlar CD yoktu. Innuendo’nun “kasetini” almam gerekiyordu. Sonra Freddie kuş olup uçtu.
Continue reading

Yeni havadislerim var

Sevgili Günlük,

Seni çok ihmal ettiğimi biliyorum. 2010’a girdik gireli neredeyse yüzüne bakmaz oldum. Kendimi serseri mayın gibi hissettiğimden midir acaba?

***

Aldığım senaryo işinde fena bir koşuşturmacanın içine girdim. Rahat rahat yapacakken nasıl sıkıştım anlatamam. Meğer seslendirmeyi yapacak kişi askerdeymiş. Tüm senaryoların seslendirmesini izne geldiğinde yapacakmış haberi gelince paçalarım nasıl tutuştu, nasıl tutuştu… Sonunda geçtiğimiz Pazar günü son senaryoyu da yolladım, bitti. Ama ben de bittim. Continue reading