Doğa arkadaşımın kutusu

Çok güzel bir oyuna katıldım ben. Daha doğrusu yazın ilk önce Yıldıray katıldı. Daha da doğrusu ailece katıldığımız bir oyun bu. Doğa Güncem blogunun yazarı Burcu Meltem Arık ile Banu Binbaşaran’ın önderliğinde başlatılan oyunun adı “Doğa Arkadaşımın Kutusu.”

Oyunun amacı doğaya yeni bir gözle bakmak, belki de bakmadığınız, her gün önünden gelip geçtiğiniz doğa parçalarını, canlıları, yaşamın değişik türlerini fark etmek ve çocuğunuz varsa ona da çevresini yepyeni bir gözle algılama şansı tanımak (ve belki de bu alışkanlığı kazandırmak.)

doga arkadasimin kutusu 1

Yaz kutumuzun içindekiler

Yaz sonunda katıldığımız oyunun ikincisini geçtiğimiz günlerde tamamladık. Her gündönümünde yenilenen oyunda grup liderleri sizi gizli bir doğa arkadaşıyla eşleştiriyor. Çocuğunuz adına katılıyorsanız, birbirine yakın yaşlardaki çocukları eşleştiriyorlar. (Öğretmenler sınıflarıyla da katılabiliyorlar.) Sonra belirtilen tarihe kadar başlıyorsunuz doğada gezinmeye. İster ormana gidin, ister mahallenizin sokaklarında yürüyün, ister az aşağıdaki sahilde yürüyüş yapın, ister apartman bahçenize göz atın. Amaç çevrenizdeki bitkileri “görmek”. Yaprakları, tohumları, meyveleri, dalları, deniz kabuklarını, salyangoz kabuklarını, ağaç kabuklarını, dikenleri, çiçekleri “görmek”. Sonbaharda kurumaya, çürümeye başlayan yaprakların nasıl bir dönüşüm geçirdiklerini fark etmek, kurumuş yaprakları özenle kitap aralarında kurutup renklerini hapsetmeye çalışmak, kozalakların altın oranına bir daha, bir daha hayranlık duymak, yakınlarında meşe ağacı var mı diye daha fazla aranmak… Continue reading

Nintendo nostaljisi

Nintendo: LifeboatSize de olur olmadık zamanlarda bir zamanlar bildiğiniz, ama sonradan unuttuğunuz bazı şeyler böyle bir anda malum oluverir mi? Bana çok olur. Apansız, hiç alakasız bir anda öyle bir şey hatırlarım ki bir anda içimi mutluluk kaplar “Tabii ya, bi de bu vardı,” der aptal aptal sırıtırım. Bunlar genelde çocukluk anılarımdan kopup gelen anımsatıcılar olur.

Benim çocukluğum güzel hem de çok güzel geçti. kötü bir şeyler olduysa bile çok azlarmış ki hiç hatırlamıyorum bile. Aklımda hep güzel anlar, güzel zamanlar kalmış. Şimdi bu güzel anılardan bahsediyor, arkasından da güzel bir şey gelir herhalde,” diyorsun. Halbuki bu sefer bahtınıza çıka çıka bir elektronik oyuncak çıktı. Nintendo’nun bu şapşirik oyuncağı aklıma düştü geçenlerde. Nereden çıktı diyecek olursanız, işte bunu ben de bilmiyorum. Yoo, hayır, şimdi hatırladım Geekyapar’da denk geldiğim bir yazı aklıma düşürdü. Bu bir yazıdan çok bir video haberi aslında. Zamane çocuklarının eline 90’ların efsane oyuncağı Nintendo tutuşturulmuş ve çocukların tepkisi gözlenmiş. Ah be yavrum, size abidik gubidik geliyor bunlar ama sen asıl bizim zamanımızdakileri göreydin…

90’ların Nintento Game Boy’u bir çocuğa epey pahalıya patlayan değerli bir ganimetti. 80’lerdeyse bunun daha azını mumla arıyordun. Benim sevgiyle andığım oyuncak işte bu Game Boy’un ağa babasıydı. Tam iki ekranı (multi screen!) vardı. GameBoy adı yoktu o sıralar daha; “Game&Watch” deniyordu bunlara. Bizimki 1983’de piyasaya çıkmış; düşünün ki dah Super Mario bile daha yokken… Oyuncak aslında benim değil abiminde. Ona da galiba sünnet hediye olarak mı geldiydi, öyle bir şey. Tam ganimet yani. Sonradan başka bir iki Game&Watch’ımız oldu ama bunun yeri bir başkaydı.

lifeboat 2Oyunda yanan bir gemiden kaçan yolcuları bir filikayla adaya taşıyordun. Filikayla bir o ekrana bir diğer ekrana mekik dokuyordun. Filikanın yolcu kapasitesi de sınırlıydı. Sen adamcağızları adaya indirdikçe yangından kaçmaya çalışanlar da hızlanıp senin elini ayağını dolaştırıyordu. Düştüler mi köpek balıklarına yem oluyorlardı; için sızlıyordu tabii haklı olarak. Karaya çıkanlarsa ellerini kollarını sallaya sallaya bir seviniyorlardı ki sormayın. Kara kuru çöp adamlardı bunlar. Abim ortalıkta yokken oynama sırası bana geçerdi. birbirimizin rekorunu geçmeye çaşırdık. Uzun yıllar durdu bu oyuncak bizde. peki sonra ne oldu hiç bir fikrim yok. Abim sanırım birisine vermişti.

Adını, sanını bir türlü hatırlayamayınca daldım internete, buldum çıkardım. “Life Boat”muş adı. Aşağıda da videosu var. Bu da böyle bir nostalji oldu benim için. Sizin var mıydı bir çocukluk oyuncağınız? Ama böyle ilk djitallerden, ilk elektroniklerden kıymetli bir şey? Hadi hatırlayın da sizin de apansız, hiç alakasız bir anda içinizi mutluluk kaplasın.

Kartopu

Kar yağdı diye çocuklar gibi şendim.
Geçen cuma akşamı üç beş yağdı diye nasıl sevindim; sonra ertesi güne hepsi eridi diye nasıl üzüldüm.
Sonra bir daha yağdı diye nasıl sevindim; sonra haydi tutsun diye nasıl heveslendim.
Pazartesi gecesi arkideşlerle sahile gittik, üçe üç takım kurup mini kartopu savaşı yaptık. Kar yapışmıyor, dağılıyor diye kara çamur attık.
Sonra salı gecesi bir yağdı, bir yağdı. İstanbul’un her yerinde zaten almış başını gitmişti. Lakin bizim küresel ısınmadan muzdarip Erenköy sokaklarında bu kadar tutmasını beklemiyordum. Aferin.
Biz de gece yarısını bekledik ve:
Continue reading

3 Sözcük 3 Kural: Rüya

Yıllar önce Yıldıray’a bir oyun oynamayı teklif etmiştim. Oyuna “3 Sözcük 3 Kural” adını vermiştim. Çok fazla oynamadık niyeyse. Yıldıray askere gidince yarıda kalmıştı galiba.

Oyunun kuralları şöyleydi:

  • Karşı tarafa üç tane sözcük söylenir.
  • Her sözcükle ilgili öykü içinde nasıl kullanılacağı ya da nasıl kullanılmayacağını belirten bir kural verilir.
  • Her iki taraf da öyküsünü yazar.

Çok eğlenceliydi. Aynı sözcüklerden o kadar farklı öyküler çıkarıyorduk ki. Yine oynayasım geldi!!! (Yıldıray duy bunu! :))

Demin bilgisayarın derinliklerini kurcalarken o oyun kapsamında yazılmış iki öyküye denk geldim. Sözcük ve kuralları şöyleymiş: Continue reading

Çocukları sevmek için 10 neden

Ablam bir link yollamış. Bloglar için konu önerileri veriyormuş. Niyetçiden niyet çekmek gibi. Tıklıyorsunuz, bir cümlelik bir öneri geliyor. Eğlenceli. Laf olsun diye tıkladım ve daha ilk seferde “8 reasons to love children / Çocukları sevmek için 8 neden” diye bir cümle çıktı. Şansa bak!
Madem bahtıma bu çıktı, üzerine düşüneyim dedim ve çocukları sevmek için sekizden çok daha fazla neden buldum. İşte içlerinden seçtiğim 10 tanesi:

Continue reading

Yaşasın kar yağıyor!

Nasıl özlemişim karın yağışını izlemeyi… Sabah uyanınca ilk yaptığım salona koşup panjurları açmak oldu. Kar yağıyordu! Rüyamda uyanınca ortalığı bembeyaz bulduğumu görmüştüm. Ama sabah yerleri ıslak görünce biraz bozuldum tabii. Ama olsun, kar yağıyordu ya…

Sonra yağdı, yağdı… Yerler ve hatta yol bile beyazlaşmaya başladı. Yıldıray’laçocuk gibi şeniz. Hemen gece yarısı olsun istiyoruz. Kar daha da biriksin, ortalık iyice pufidik olsun da şöyle güzel bir yürüyüşe çıkalım.

Ev sıcacık. Öğleden sonra sıcak kakao yapıp içtik. Tam da turta havasıydı aslında. Akşam planımız belli: Benim defalarca seyrettiğim, Yıldıray’ınsa hiç izlemediği “Kuş Kafesi”ni izlemek. Yanında da cin mısırı! Keyif diye ben buna derim.