Van Gogh yaşasaydı kulakları çın çın çınlardı

Sanat tarihinde beni en çok üzen karakter Vincent Van Gogh’tur. Sanatçının yaşam öyküsünü az çok bilenler de sanırım benzer duygular içindedir. Yokluk içinde geçen bir hayat, her türlü zorluğa rağmen resim yapmaktan hiç vazgeçmemsi, yaptığa işe sonuna kadar inanması, hezeyanları, ruhsal çöküntüleri (ve bunlardan birinin kulağına mal olması), yalnızlığı, kardeşi Theo’nun ona ne olursa olsun hep arka çıkması ve gencecik bir yaşta hayata veda etmesi…

Yaşadığı dönemin sanat anlayışı için hayli sıra dışı bir çizgisi var Van Gogh’un. Ama sanat tarihi içine çok sağlam bir yer edinmiş. Başka sanatçıları etkilemiş ve bugün artık dünyanın en ünlü ressamlarından biri; pek çok resmi de dünyanın en ünlü tabloları arasında sayılabilir. O resimler ki ederleri bugün milyon dolarla ölçülüyor. Oysa Van Gogh yaşarken hiç para kazanamamış!

Hayatı böyle geçip gitmiş bu gariban adamla iligili ilginç haberlere rastlayınca işte bu yüzden bir an duraksıyor ve kendimi kötü hissediyorum. Bugün her şey popüler kültürün bir parçası oluyro, anladık da, Van Gogh’u da buna dahil ettikleri zaman içim cız ediyor. Bu popülerliğin milyonda birini yaşarken elde edebilseydi ya bu adam diye geçiriyorum içimden. benim ki de laf işte ama öyle…

Geçenlerde izlediğim bir video yüzünden yine aynı şeyleri düşündüm. Dediğim video işte şu:

Continue reading

Allahlık Ali Bey

Geçen gün bloga yazı yazarken “allahlık ali bey” diye bir ifade kullandım. Bana sık sık olur bu, hep kullandığım ya da duyduğum ifadeler olur; haklarında hişç düşünmem bile. Sonra bir an gelir ki o laf kafamın içinde çınlamaya başlar. Anlamlandırmaya çalışırım; ya da anlamının nerene geldiğini düşünmeye, bulmaya, araştırmaya başlarım. İşte geçen gün de “Allahlık Ali Bey kim ki?” diye düşündüm. (Bu arada A’lar, B’ler büyük mü, küçük mü, bu özel isim sayılır mı, yoksa küçük harfle mi yazsam kafam hayli karışık. O yüzden çalakalem yazıyorum.)

TDK’ya göre allahlık Ali bey (sadece Ali’nin A’sı büyükmüş bu arada) “hiçbir şeyle ilgilenmeyen, olaylardan habersiz olan” demekmiş.Deyimi googlelayınca karşıma bir Ekşi Sözlük linki çıktı (ki bu, daha ilginç bilgilerle karşılaşma olsılığım var demekti); hemen tıkladım. Böylece 70’li yıllarda Miliyet Gazetesi’nde “Allahlık Ali Bey” diye bir bant karikatürün yayımlandığını öğrenmiş oldum:

70’li yıllarda (80’lerin başlarına kadar) milliyet gazetesinde yayımlanan bir çizgi-bantın baş roldeki tiplemesi.hürriyet‘in güngörmüşler‘i tadında bir çizgi banttı bu. allahlık ali bey hep beyaz bir gömlek giyer, siyah kravat takardı. nedense medya uçurdu ali bey’i, uçuş o uçuş; kaliteli ve komik bir çizgi banttı hatırladığım kadarıyla. (Comandante adlı kullanıcının entry’si.)

Continue reading

Restorasyon var, restorasyon (!) var

Geçenlerde annem bir restorasyon haberi dinlemiş televizyonda; haberimizin olup olmadığını sordu. Amatör ressam ve restoratör olan yaşlı bir kadıncağız, bir İsa resminin restorasyonuna başlamış. Gelin görün ki bu teyze Mr. Bean’in “Whistler’ın Annesi” tablosunu haklaması misali, İsa resmini bir güzel halletmiş. İşin komik tarafı, yeni İsa bir hayli popüler olmuş, restoratör teyze de bir anda fenomen halini almış.

Facebook’ta bu kadıncağız adına kurulan sayfayı görünce hatırladım annemin verdiği haberi. Böylece süper restoratörümüzü daha yakından tanıma şansı buldum. Continue reading